مجلس الترجمة والشرح
17 subscribers
1 link
İletişim
@lMunzevi
Download Telegram
19. NAKİL #MUHAKEME

Abdurrahman bin Hasen rahimehullah Kitabu't-Tevhid şerhinin {sana ve senden öncekilere indirilenlere iman ettiklerini iddia edenleri görmüyor musun? Onlar tağutu reddetmeleri emrolundukları halde ona muhakeme olmak istiyorlar} Babındaki {Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın denilince, hayır biz ancak ıslah edicileriz derler} ayetini şerh ederken şöyle demektedir:

ومناسبة الآية للترجمة: أن التحاكم إلى غير الله ورسوله من أعمال المنافقين، وهو من الفساد في الأرض.


Ayetin bab ile ilişki şöyledir: Allah'tan ve Resulünden başkasına muhakeme olmak münafıkların amellerindendir. Aynı şekilde tağuta muhakeme olmak yeryüzünde fesattır.

(Fethu'l-Mecid Şerhu Kitabi't-Tevhid 394.s)

#haram_ve_nifak_olduğunu_gösteren_nakiller
20. NAKİL (YARDIMCI) #MUHAKEME

Makrizi rahimehullah şöyle demektedir:

ورافع بن زيد، وفيه وفي معتب ونفر من أصحابهما نزلت: أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُوا بِما أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَما أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَنْ يَتَحاكَمُوا إِلَى الطَّاغُوتِ ، وكان خصماؤهم دعوهم في خصومتهم إلي النبي صلّى اللَّه عليه وسلّم فأبوا ذلك وقالوا: نتحاكم إلى كعب بن الأشرف، فسماه رسول اللَّه صلّى اللَّه عليه وسلم طاغوتا ، ويقال: إنهم دعوهم إلى الكاهن

Rafi bin Zeyd hakkında, mutab için ve bu ikisinin arkadaşlarindan bir taife hakkında "Sana ve senden önceki indirilenlere iman ettiğini iddia edenleri görmüyor musun? Onlar tağuta muhakeme olmak istiyorlar." Ayeti inmiştir.

Zira onların hasımları onları ihtiflaflarında Nebi sallallahu aleyhi ve selleme davet etmişlerdi. Bunun üzerine onlar bunu reddettiler ve şöyle dediler: "Biz Ka'b bin Eşref'e muhakeme oluruz" Böylece Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ona tağut ismini verdi.

Aynı şekilde Şöyle rivayet edilmiştir: Onlar onları kahine davet etmişlerdi. (Kitabu İmta'u'l-Esmâ'i 7.c 6.s)

#müşkil_kalan_nakiller
21. NAKİL #MUHAKEME

Tibi rahimehullah şöyle demektedir:

قوله: ((إذ ظَّلَمُوا أَنفُسَهُمْ) بالتحاكم إلى الطاغوت) إشارةٌ إلى اتصال هذه الآية بقوله: (أَلَمْ تَرَ إلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ) إلى قوله: (يَتَحَاكَمُوا إلَى الطَّاغُوتِ) [النساء: ٦٠] وذلك أنه تعالى لما نعى عليهم نفاقهم وأمر نبيه صلى الله عليه وسلم بالإعراض عنهم وأن يهددهم بالقول البليغ، جاء بقوله تعالى: (ومَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إلاَّ لِيُطَاعَ) [النساء: ٦٤] للتعليل والتخلص إلى التوبة، يعني: لم يكن ذلك التشنيع والقول البليغ إلا لعصيانهم وترك التحاكم إليك، والانتهاء إلى الطاغوت، والصدور عما أنزله الله إلى الرسول، ولو أنهم مع هذا الظلم العظيم تابوا بأن يعتذروا إليك ويتوسلوا بشفاعتك إلى الله تعالى لتاب الله عليهم؛ لأنا ما أرسلناك لأمرٍ من الأمور إلا لتطاع ولا لتخالف قطعاً؛ ففيه تعظيمٌ لشأن متابعيه وتوبيخٌ عظيمٌ لمخالفيه، ثم رشح هذا التعظيم بالالتفات تتميماً لتعظيم جانبه،

Allahu Teala şöyle buyuruyor: {Nefislerine zulmettiklerinde} Yani Tağuta muhakeme olmakla (nefislerine zulmetmişlerdir) Bu ayet Allahu Teala'nın şu kavlinin devamı olduğuna bir işarettir. {Zanedenleri görmedin mi?} Kavlinden {Tağuta muhakeme oluyorlar} kavline kadar. Bu kesinlikle Allahu Teala onları ne zaman ki nifaklarından dolayı azarladıysa, nebisine (sallallahu aleyhi ve sellem) onlardan yüz çevirmeyi ve etkili bir sözle tehdit etmeyi emretti.
(Sonra) Allahu Teala'nın şu kavli gelmiştir: {Biz muhakkak ancak kendisine itaat edilsin diye Resul gönderdik.} Sebep bildirmek ve Tevbe kapısını göstermek için (bu şekilde buyurmuştur.) Yani bu azarlama ve etkili söz ancak sana muhakeme olmayı terk ettikleri, tağuta başvurdukları, Allah'ın Resulüne indirdiği şeylerden yüz çevirdikleri için ve Ma'siyetlerinden dolayı olmuştur.

Eğer onlar bu büyük zulmden Tevbe etseler sana özür sunarak senin şefaatini Allah'a vesile etmek isteselerdi, muhakkak ki Allah onları bağışlardı. Çünkü biz seni sana asla muhalefet edilmemesi ve her meselede itaat edilsin diye gönderdik. Böylece bu ayette Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme itaat edenleri büyük övgü ve isyan edenlere büyük azarlama vardır. Sonra bu yücelik dahada pekiştirilmiştir (Futuhu'l-Ğayb Fi'l-Keşf 5.c 46.s)

#haram_ve_nifak_olduğunu_gösteren_nakiller
22. NAKİL #MUHAKEME

el-Hazin rahimehullah şöyle demektedir:

ولئِكَ الَّذِينَ يَعْلَمُ اللَّهُ ما فِي قُلُوبِهِمْ يعني من النفاق فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ يعني عن عقوبتهم وقيل عن قبول عذرهم وَعِظْهُمْ يعني باللسان والمراد زجرهم بالوعظ عن النفاق والكفر والكذب وتخويفهم بعذاب الآخرة وَقُلْ لَهُمْ فِي أَنْفُسِهِمْ قَوْلًا بَلِيغاً يعني بليغا يؤثر في قلوبهم موقعه وهو التخويف بالله عز وجل وقيل هو أن يوعدهم بالقتل إن لم يتوبوا من النفاق. وقيل هو أن يقول إن أظهرتم ما في قلوبكم من النفاق قتلتم لأن هذا القول يبلغ في نفوسهم كل مبلغ وقيل معناه فأعرض عنهم في الملأ وقل لهم في أنفسهم إذا خلوت بهم قولا بليغا أي اغلظ لهم في القول خاليا بهم ليس معهم غيرهم مسارا لهم بالنصيحة لأنها في السر أنجع.

Allahu Teala şöyle buyuruyor:
{Onların kalbinde ki olan şeyi bilen Allah'tır.} Yani nifağı (bilen Allah'tır) ardından onlardan yüz çevir. Yani onların cezalandırmaktan yüz çevir.

Onların özürlerinin kabulü hakkında Şöyle denilmiştir:
{Onlara öğüt ver.} Yani dil ile (öğüt ver.) ve onları öğüt ile azarlamaktaki amaç Nifak, Küfür, Yalanlama sebebindendir. Aynı zamanda onları ahiret azabıyla korkutmaktır.

{Onlara Onların kalbini etkileyecek etkili bir söz söyle..} Yani Etkileme (kelimesi); Kalplerinde iz bırakacak tesirdir. Bu da Allahu Teala ile korkutmaktır.

Kelime (manası için) Şöyle denilmiştir: Nifaktan tövbe etmedikçe ölüm ile tehdit edilmektir.

Kelimenin (manasının) Şöyle demek olduğu denilmiştir: Eğer kalbinizdeki nifağı izhar edip ortaya çıkarırsanız siz ölürsünüz. Çünkü bu söz gönüllerindeki en derin noktaya ulaşmıştır.

Onlardan topluluk içinde yüz çevir ve onlarla yalnız kaldığında gönüllerine ulaşacak bir söz söyle.

Şöyle denilmiştir: Onun manası toplulukta onlardan yüz çevir, onların yanında kimse olmadığında, onlarla yalnız kaldığında onlara nasihatte bulun. Çünkü yalnızken nasihat daha etkilidir. (Lubâbu't-Te'vîl fi Meâ'nî't-Tenzil 1.c 395.s)

#haram_ve_nifak_olduğunu_gösteren_nakiller
23. NAKİL #MUHAKEME

el-Hâzin rahimehullah şöyle demektedir:

وما أرسلنا رسولا إِلَّا لِيُطاعَ بِإِذْنِ اللَّهِ يعني بأمر الله والمعنى إنما وجبت طاعة الرسول بأمر الله لأن الله أذن في ذلك وأمر به وقيل معناه بعلم الله وقضائه أي طاعته تكون بإذن الله لأنه أذن فيه فتكون طاعة الرسول طاعة الله ومعصيته معصية الله والمعنى وما أرسلنا من رسول إلا فرضت طاعته على من أرسلته إليهم وأنت يا محمد من الرسل الذين فرضت طاعتهم على من أرسلوا إليهم ففيه توبيخ وتقريع للمنافقين الذين تركوا حكم رسول الله صلّى الله عليه وسلّم ورضوا بحكم الطاغوت وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ يعني الذين تحاكموا إلى الطاغوت ظلموا أنفسهم بالتحاكم إليه جاؤُكَ يعني جاءوك تائبين من النفاق والتحاكم إلى الطاغوت متنصلين مما ارتكبوا من المخالفة فَاسْتَغْفَرُوا اللَّهَ يعني من ذلك الذنب بالإخلاص وبالغوا في الاعتذار إليك من إيذائك برد حكمك والتحاكم إلى غيرك وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ يعني من مخالفته والتحاكم إلى غيره وإنما قال واستغفر لهم الرسول ولم يقل واستغفرت لهم إجلالا لرسول الله صلّى الله عليه وسلّم وتفخيما له وتعظيما لاستغفاره وأنهم إذا جاءوه فقد جاءوا من خصه الله برسالته وجعله سفيرا بينه وبين خلقه ومن كان كذلك فإن الله تعالى لا يرد شفاعته فلهذا السبب عدل إلى طريقة الالتفات من لفظ الخطاب إلى لفظ الغيبة لَوَجَدُوا اللَّهَ تَوَّاباً رَحِيماً يعني لو أنهم تابوا من ذنوبهم ونفاقهم واستغفرت لهم لعلموا أن الله يتوب عليهم ويتجاوز عنهم ويرحمهم.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
> {Biz, Allah’ın izniyle sadece kendisine itaat edilmesi için Resûl gönderdik.}

Yani “Allah’ın emriyle” (demektir). Manası, kesinlikle Resûl’e itaat Allah’ın emriyle farz kılınmıştır. Çünkü Allah’ın izni, aynı zamanda emirdir.

Şöyle denilmiştir: Ayetin manası; “Allah’ın ilmi ve hükmüdür (anlamındadır). Yani Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e itaat, Allah Teâlâ’nın izniyle olur. Çünkü Allah buna izin vermiştir.

Böylece Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e itaat, Allah’a itaat; Resûl’e isyan da Allah’a isyan olmuş olur. Aynı şekilde lafzın manası şudur: “Biz hiçbir Resûl göndermiş olmayalım ki, kendilerine gönderilen kimseler üzerine Resûl’e itaat etmeyi farz kılmamış olalım.”

Ey Muhammed! Sen de, kendilerine gönderilen kimselerin itaat etmesinin farz olduğu resûllerdensin. Böylece ayette, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hükmünü terk eden ve tâğûtun hükmünden razı olan münafıklar için azarlama ve kınama vardır.

> {Şayet onlar nefislerine zulmettiklerinde...}
Yani tâğûta muhakeme olanlar, tâğûta muhakeme olmakla nefislerine zulmetmişlerdir.

> {Sana gelseler...}
Yani sana, nifaktan tevbe ederek ve sana muhalefet etmekten dolayı yaptıkları şeyden temize çıkmaya çalışarak gelselerdi (demektir).

> {Sonra Allah’a istiğfar ederek...}
Yani ihlâsla bu günahtan (istiğfar etseler); senin hükmünü reddetmekle ve senden başkasına muhakeme olmakla sana eziyet edenler, sana özür beyan etmekte çokça gayret gösterselerdi (demektir).

> {Ve onlara Resûl istiğfar dilese...}
Yani onların isyanlarına ve Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den başkasına muhakeme olmalarına istiğfar dilese (demektir).

Allah Teâlâ “onlara Resûl istiğfar dilese” buyurdu; ancak Resûl’e “sen onlara istiğfar dilesen” demedi. Bu da, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem için bir saygı, faziletini göstermek ve onun istiğfar dilemesiyle yüceltilmesidir.

Aynı şekilde, muhakkak ki ona geldiklerinde, Allah’ın risaleti kendisine has kıldığı kişiye gelmiş olurlar. Aynı zamanda Allah, onu kendi katıyla yarattıkları arasında bir elçi yapmıştır. Kim böyle bir konumda olursa, kesinlikle Allah Teâlâ onun şefaatini geri çevirmez.

Bu sebepten dolayı Allah Teâlâ, hitap üslubundan gâib üslubuna geçerek “iltifât” yoluna yönelmiştir.

> {Kesinlikle Allah’ı, merhamet eden ve tövbeleri çokça kabul eden olarak bulurlardı.}
Yani şayet onlar günahlarından ve nifaklarından tevbe etseydiler ve sen de onlar için mağfiret isteseydin; kesinlikle Allah’ı, onların tevbesini kabul eden, onlara merhamet eden ve onları bağışlayan olarak bulurlardı. (Lubâbu’t-Te’vîl fî Me‘ânî’t-Tenzîl, c.1, s.396)

#haram_ve_nifak_olduğunu_gösteren_nakiller
24. NAKİL #MUHAKEME

Fahreddîn er-Râzî şöyle demektedir:

هَذِهِ الْآيَةِ أَنَّ الْمُنَافِقِينَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ لَا يُطِيعُونَ الرَّسُولَ وَلَا يَرْضَوْنَ بِحُكْمِهِ، وَإِنَّمَا يُرِيدُونَ حُكْمَ غَيْرِهِ،

“Bu âyet (Nisâ, 60. âyet), Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme itaat etmeyen, kalbinde hastalık bulunan, onun hükmünden razı olmayan, ondan başkasının hükmünü isteyen kimseler ve münafıklar hakkındadır.”
(Mefâtîhu’l-Gayb, 10. cilt, s. 120)

#haram_ve_nifak_olduğunu_gösteren_nakiller
👍1
25. NAKİL #MUHAKEME

Fahruddin er-Râzî şöyle demektedir:

وَاعْلَمْ أَنَّ الْمُفَسِّرِينَ اتَّفَقُوا عَلَى أَنَّ هَذِهِ الْآيَةَ نَزَلَتْ فِي بَعْضِ الْمُنَافِقِينَ، ثُمَّ قَالَ أَبُو مُسْلِمٍ: ظَاهِرُ الْآيَةِ يَدُلُّ عَلَى أَنَّهُ كَانَ مُنَافِقًا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ، مِثْلَ أَنَّهُ كَانَ يَهُودِيًّا فَأَظْهَرَ الْإِسْلَامَ عَلَى سَبِيلِ النِّفَاقِ لِأَنَّ قَوْلَهُ تَعَالَى:

يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُوا بِما أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَما أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ إِنَّمَا يَلِيقُ بِمِثْلِ هَذَا الْمُنَافِقِ.

Bil ki, müfessirler bu âyetin bazı münafıklara indiğine ittifak etmişlerdir. Ayrıca Ebû Müslim şöyle demektedir: “Âyetin zahiri, ehl-i kitaptan bir münafık olduğuna delalet etmektedir. Âyetin nüzûl olduğu kişi bir Yahudiydi; sonra nifak yoluna uygun olarak Müslümanlığını ortaya koymasına benziyor. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

{Onlar sana ve senden öncekilere indirilenlere iman ettiklerini iddia ediyorlar.}

Ne var ki bu şekildeki münafık örneği (âyete) uymaktadır.”
(Mefâtîhu’l-Gayb, 10. cilt, s. 121)

#haram_ve_nifak_olduğunu_gösteren_nakiller
26. NAKİL #MUHAKEME

Fahruddin er-Râzî şöyle demektedir:

الْمَسْأَلَةُ الثَّالِثَةُ: مَقْصُودُ الْكَلَامِ أَنَّ بَعْضَ النَّاسِ أَرَادَ أَنْ يَتَحَاكَمَ إِلَى بَعْضِ أَهْلِ الطُّغْيَانِ وَلَمْ يُرِدِ التَّحَاكُمَ إِلَى مُحَمَّدٍ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ. قَالَ الْقَاضِي: وَيَجِبُ أَنْ يَكُونَ التَّحَاكُمُ إِلَى هَذَا الطَّاغُوتِ كَالْكُفْرِ، وَعَدَمُ الرِّضَا بِحُكْمِ مُحَمَّدٍ عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ كُفْرٌ، وَيَدُلُّ عَلَيْهِ وُجُوهٌ: الْأَوَّلُ: أَنَّهُ تَعَالَى قَالَ: يُرِيدُونَ أَنْ يَتَحاكَمُوا إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوا أَنْ يَكْفُرُوا بِهِ فَجَعَلَ التَّحَاكُمَ إِلَى الطَّاغُوتِ يَكُونُ إِيمَانًا بِهِ، وَلَا شَكَّ أَنَّ الْإِيمَانَ بِالطَّاغُوتِ كُفْرٌ باللَّه، كما أن الكفر بالطغوت إِيمَانٌ باللَّه. الثَّانِي: قَوْلُهُ تَعَالَى: فَلا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيما شَجَرَ بَيْنَهُمْ إِلَى قَوْلِهِ: وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيماً [النِّسَاءِ: ٦٥] وَهَذَا نَصٌّ فِي تَكْفِيرِ مَنْ لَمْ يَرْضَ بِحُكْمِ الرَّسُولِ عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ.

الثَّالِثُ: قَوْلُهُ تَعَالَى: فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذابٌ أَلِيمٌ [النُّورِ: ٦٣] وَهَذَا يَدُلُّ عَلَى أَنَّ مُخَالَفَتَهُ مَعْصِيَةٌ عَظِيمَةٌ، وَفِي هَذِهِ الْآيَاتِ دَلَائِلُ عَلَى أَنَّ مَنْ رَدَّ شَيْئًا مِنْ أَوَامِرِ اللَّه أَوْ أَوَامِرِ الرَّسُولِ عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ فَهُوَ خَارِجٌ عَنِ الْإِسْلَامِ، سَوَاءٌ رَدَّهُ مِنْ جِهَةِ الشَّكِّ أَوْ مِنْ جِهَةِ التَّمَرُّدِ، وَذَلِكَ يُوجِبُ صِحَّةَ مَا ذَهَبَتِ الصَّحَابَةُ إِلَيْهِ مِنَ الْحُكْمِ بِارْتِدَادِ مَانِعِي الزَّكَاةِ وَقَتْلِهِمْ وَسَبْيِ ذَرَارِيِّهِمْ.

Üçüncü Mesele: (Bu) sözün maksadı bazı tuğyan ehline muhakeme olmak isteyen ve Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme muhakeme olmayı istemeyen bazı insanlardır.

el-Kadı şöyle demektedir: Bu tağuta muhakeme olmak küfre benzemesi ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin hükmüne rıza göstermemelerinin bir küfrü ifade etmesi gerekir. Buna (şu) hususlar delalet etmektedir:

1. Çünkü Allahu Teala şöyle buyuruyor:
{Tağuta muhakeme olmak istediler. Halbuki onu reddetmekle emrolunmuşlardı.}
Böylece Allahu Teala tağuta muhakeme olmayı ona bir iman saydı. Aynı şekilde tağuta iman Allah'a bir küfürdür; aynı tağutu inkar etmenin Allah'a bir iman oluşu gibi.


2. Allahu Teala şöyle buyuruyor:
{Hayır, Rabbine yemin olsun ki aralarında ihtilaf ettikleri şeyleri sana muhakeme oluncaya kadar iman etmezler} kavlinden {tam bir teslimiyet} kavline kadar.
Bu, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin hükmüne razı olmayan kişi için tekfirde bir nastır.


3. Allahu Teala şöyle buyuruyor:
{Öyleyse Resulün emrine uymayanlar, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya elim bir azabın isabet etmesinden sakınsınlar.}
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin hükmüne muhalefet etmek büyük bir ma'siyettir.



Bu ayetler, Allah'ın emirlerinden veya Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin emirlerinden bir şey inkar eden kişi İslam'dan çıkmış olduğunu gösterir. Bu şekilde reddetmek şüphe etme yönüne veya isyan etme yönüne eşittir. Bu da, sahabenin zekat vermeyi reddedenleri irtidat hükmü verme, onları öldürme ve çocuklarını esir alma görüşlerinin doğruluğunu gerektirir. (Mefâtîhu'l-Gayb, 10. cilt, 121. sayfa)

#KÜFÜR_olduğunu_gösteren_nakiller
27. NAKİL #MUHAKEME

Fahruddin er Râzî şöyle demektedir:

الْمَسْأَلَةُ الثَّانِيَةُ: ذَكَرُوا فِي تَفْسِيرِ قَوْلِهِ: أَصابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ وُجُوهًا: الْأَوَّلُ: أَنَّ الْمُرَادَ مِنْهُ قَتْلُ عُمَرَ صَاحِبَهُمُ الَّذِي أَقَرَّ أَنَّهُ لَا يَرْضَى بِحُكْمِ الرَّسُولِ عَلَيْهِ السَّلَامُ، فَهُمْ جَاءُوا إِلَى النَّبِيِّ عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ فَطَالَبُوا عُمَرَ بِدَمِهِ وَحَلَفُوا أَنَّهُمْ مَا أَرَادُوا بِالذَّهَابِ إِلَى غَيْرِ الرَّسُولِ إِلَّا الْمَصْلَحَةَ، وَهَذَا اخْتِيَارُ الزَّجَّاجِ. الثَّانِي: قَالَ أَبُو عَلِيٍّ الْجُبَّائِيُّ: الْمُرَادُ مِنْ هَذِهِ الْمُصِيبَةِ مَا أَمَرَ اللَّه تَعَالَى الرَّسُولَ عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ مِنْ أَنَّهُ لَا يَسْتَصْحِبُهُمْ فِي الْغَزَوَاتِ، وَأَنَّهُ يَخُصُّهُمْ بِمَزِيدِ الْإِذْلَالِ وَالطَّرْدِ عَنْ حَضْرَتِهِ وَهُوَ قَوْلُهُ تَعَالَى: لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ الْمُنافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْمُرْجِفُونَ فِي الْمَدِينَةِ لَنُغْرِيَنَّكَ بِهِمْ/ ثُمَّ لَا يُجاوِرُونَكَ فِيها إِلَّا قَلِيلًا مَلْعُونِينَ أَيْنَما ثُقِفُوا أُخِذُوا وَقُتِّلُوا تَقْتِيلًا [الْأَحْزَابِ: ٦٠- ٦١] وَقَوْلُهُ: فَقُلْ لَنْ تَخْرُجُوا مَعِيَ أَبَداً [التَّوْبَةِ: ٨٣] وَبِالْجُمْلَةِ فَأَمْثَالُ هَذِهِ الْآيَاتِ تُوجِبُ لَهُمُ الذُّلَّ الْعَظِيمَ، فَكَانَتْ مَعْدُودَةً فِي مَصَائِبِهِمْ، وَإِنَّمَا يُصِيبُهُمْ ذَلِكَ لِأَجْلِ، نِفَاقِهِمْ، وعني بقوله: ثُمَّ جاؤُكَ أَيْ وَقْتَ الْمُصِيبَةِ يَحْلِفُونَ وَيَعْتَذِرُونَ أَنَّا مَا أَرَدْنَا بِمَا كَانَ مِنَّا مِنْ مُدَارَاةِ الْكُفَّارِ الا الصلاح، وكانوا في ذلك كاذبين لا نهم أَضْمَرُوا خِلَافَ مَا أَظْهَرُوهُ، وَلَمْ يُرِيدُوا بِذَلِكَ الْإِحْسَانَ الَّذِي هُوَ الصَّلَاحُ. الثَّالِثُ:

قَالَ أَبُو مُسْلِمٍ الْأَصْفَهَانِيُّ: إِنَّهُ تَعَالَى لَمَّا أَخْبَرَ عَنِ الْمُنَافِقِينَ أَنَّهُمْ رَغِبُوا فِي حُكْمِ الطَّاغُوتِ وَكَرِهُوا حُكْمَ الرَّسُولِ، بَشَّرَ الرَّسُولَ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهُ سَتُصِيبُهُمْ مَصَائِبُ تُلْجِئُهُمْ إِلَيْهِ، وَإِلَى أَنْ يُظْهِرُوا لَهُ الْإِيمَانَ بِهِ وَإِلَى أَنْ يَحْلِفُوا بِأَنَّ مُرَادَهُمُ الْإِحْسَانُ وَالتَّوْفِيقُ. قَالَ: وَمِنْ عَادَةِ الْعَرَبِ عِنْدَ التَّبْشِيرِ وَالْإِنْذَارِ أَنْ يَقُولُوا: كَيْفَ أَنْتَ إِذَا كَانَ كَذَا وَكَذَا، وَمِثَالُهُ قَوْلُهُ تَعَالَى: فَكَيْفَ إِذا جِئْنا مِنْ كُلِّ أُمَّةٍ بِشَهِيدٍ [النِّسَاءِ: ٤١] وَقَوْلُهُ: فَكَيْفَ إِذا جَمَعْناهُمْ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ فِيهِ [آلِ عِمْرَانَ: ٢٥] ثُمَّ أَمَرَهُ تَعَالَى إِذَا كَانَ مِنْهُمْ ذَلِكَ أَنْ يُعْرِضَ عَنْهُمْ وَيَعِظَهُم
2. Mesele
(Müfessirler) Allahu Tealanın {Onlara bir musibet isabet ettiğinde} kavli hakkında onlara isabet etti kavlinden maksat Ömer radiyallahu anhın öldürmesi musibet olarak zikrettiler. Türlerini şöyle sıraladılar:
1. “Onların Resulullah sallahu aleyhi ve sellemin hükmünü kabul etmediğini ikrar eden arkadaşıdır. Böylece onlar Resulullah sallahu aleyhi ve selleme gelerek Ömer radiyallahu anhın diyetini istediler ve Resulullah sallahu aleyhi ve sellemden başkasına gitmesiyle istedikleri şeyin sadece maslahat olduğuna yemin ederler.” Bu Zeccac’ın görüşüdür.
2. Ebu Ali el-Cubbai şöyle demiştir: “Bu musibetten kasıt Allahu Tealanın Resulullah sallahu aleyhi ve selleme onları şavaşlara yanında götürmemesini emretmesidir. Çünkü Resulullah sallahu aleyhi ve sellemin huzundan kovulması ve zelilliğin artması onlara hastır. Bu noktada Allahu Teala şöyle buyuruyor:
[ Şayet münafıklar, kalbinde hastalık olanlar ve Medine de karışıklık çıkaranlar (bu hallerinden) vazgeçmezlerse, seni onların üstüne göndeririz. Sonra senin yanında az bir zaman dışında kalamazlar, lanetlenirler, nerede görülseler alınırlar ve şiddetli şekilde öldürülürler] (Ahzab 60-61)

Aynı şekilde Allahu Teala şöyle buyuruyor:
[Sonra de ki benimle asla çıkmayacaksınız.] (Tevbe 83)
kısaca bu ayetler onlar için büyük zillet gerektiren ayetlerdir. Dolayısıyla bu ayetler, onların uğradığı musibetler arasında sayıldı. Onlar nifakları sebebiyle musibete uğruyorlardı.
Zira Allahu Tealanın {Sonra sana gelirler} kavliyle (bu) kastedilmiştir. Yani musibet zamanı özür diler ve yemin ederler: “Kesinlikle bizden sadır olan; kafirlere karşı yumuşak olmamız ancak iyilik olmasını istememizdendir.” Derler. Böylece bunda yalancı oldular. Çünkü onlar zahiren dışa vurduklarının aksi olan şeyleri kalplerinde gizlediler. Zira onlar bununla islah edici olan iyiliği istememişlerdi.

3. Ebu Muslim el-Esfahani şöyle demiştir:
Allahu Teala münafıklardan haber vermeden, onlar tağutun hükmüne meylettiler ve resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin hükmünü kötü gördüler. Gerçekten Allahu Teala Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemi, onlara musibetler isabet ederek resule, ona iman ettiklerini zahir etmeye ve kasıtlarının iyilik ve uzlaşma olduğuna yemin etmeye mecbur bırakacağını müjdeledi.

Dedi ki: "Müjdeleme ve uyarma durumlarında: "Şöyle şöyle olursa senin halin nasıl olur?" demek arapların adetindendir.
Bunun misali şu ayettir: [Sonra her ümmetten bir şahit getirdiğimizde durumları nasıl olur?] (Nisa 41)
Aynı şekilde Allahu Teala şöyle buyuruyor:
[Kendisinde şüphe olmayan günde onları topladığımızda, halleri nasıl olur.] (Ali-İmran 25) Sonra Allahu Teala Resulullah sallahu aleyhi ve selleme, onlardan bu (tağuta muhakeme olup resulden yüz çevirmek söz konusu) olursa, onlardan yüz çevirmeyi ve onlara öğüt vermeyi emretmiştir. (Mefâtîhu'l-Gayb, 10. cilt, 122. sayfa)

#haram_ve_nifak_olduğunu_gösteren_nakiller
28. NAKİL #MUHAKEME

Fahruddin er Râzî şöyle demektedir:

ثُمَّ قَالَ تَعَالَى: أُولئِكَ الَّذِينَ يَعْلَمُ اللَّهُ مَا فِي قُلُوبِهِمْ وَالْمَعْنَى أَنَّهُ لَا يَعْلَمُ مَا فِي قُلُوبِهِمْ مِنَ النِّفَاقِ وَالْغَيْظِ وَالْعَدَاوَةِ إِلَّا اللَّه.

ثُمَّ قَالَ تَعَالَى: فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُلْ لَهُمْ فِي أَنْفُسِهِمْ قَوْلًا بَلِيغاً وَاعْلَمْ أَنَّهُ تَعَالَى أَمَرَ رَسُولَهُ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنْ يُعَامِلَهُمْ بِثَلَاثَةِ أَشْيَاءَ: الْأَوَّلُ: قَوْلُهُ: فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَهَذَا يُفِيدُ أَمْرَيْنِ أَحَدُهُمَا: أَنْ لَا يَقْبَلَ مِنْهُمْ ذَلِكَ الْعُذْرَ وَلَا يَغْتَرَّ بِهِ، فَإِنَّ مَنْ لَا يَقْبَلُ عُذْرَ غَيْرِهِ وَيَسْتَمِرُّ عَلَى سُخْطِهِ قَدْ يُوصَفُ بِأَنَّهُ مُعْرِضٌ عَنْهُ غَيْرُ مُلْتَفِتٍ إِلَيْهِ.

وَالثَّانِي: أَنَّ هَذَا يَجْرِي مَجْرَى أَنْ يَقُولَ لَهُ: اكْتَفِ بِالْإِعْرَاضِ عَنْهُمْ وَلَا تَهْتِكْ سِتْرَهُمْ، وَلَا تُظْهِرْ لَهُمْ أَنَّكَ عَالِمٌ بِكُنْهِ مَا فِي بَوَاطِنِهِمْ، فَإِنَّ مَنْ هَتَكَ سِتْرَ/ عَدُّوِهُ وَأَظْهَرَ لَهُ كَوْنَهُ عَالِمًا بِمَا فِي قَلْبِهِ فَرُبَّمَا يُجَرِّئُهُ ذَلِكَ عَلَى أَنْ لَا يُبَالِيَ بِإِظْهَارِ الْعَدَاوَةِ فَيَزْدَادَ الشَّرُّ، وَلَكِنْ إِذَا تَرَكَهُ عَلَى حَالِهِ بَقِيَ فِي خَوْفٍ وَوَجِلٍ فَيَقِلُّ الشَّرُّ.

النَّوْعُ الثَّانِي: قَوْلُهُ تَعَالَى: وَعِظْهُمْ وَالْمُرَادُ أَنَّهُ يَزْجُرُهُمْ عَنِ النِّفَاقِ وَالْمَكْرِ وَالْكَيْدِ وَالْحَسَدِ وَالْكَذِبِ وَيُخَوِّفُهُمْ بِعِقَابِ الْآخِرَةِ، كَمَا قَالَ تَعَالَى: ادْعُ إِلى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ [النَّحْلِ: ١٢٥] .

النَّوْعُ الثَّالِثُ: قَوْلُهُ تَعَالَى: وَقُلْ لَهُمْ فِي أَنْفُسِهِمْ قَوْلًا بَلِيغاً وَفِيهِ مَسْأَلَتَانِ:

الْمَسْأَلَةُ الْأُولَى: فِي قَوْلِهِ: فِي أَنْفُسِهِمْ وُجُوهٌ: الْأَوَّلُ: أَنَّ فِي الْآيَةِ تَقْدِيمًا وَتَأْخِيرًا، وَالتَّقْدِيرُ: وَقُلْ لَهُمْ قَوْلًا بَلِيغًا فِي أَنْفُسِهِمْ مُؤَثِّرًا فِي قُلُوبِهِمْ يَغْتَمُّونَ بِهِ اغْتِمَامًا وَيَسْتَشْعِرُونَ مِنْهُ الْخَوْفَ اسْتِشْعَارًا. الثَّانِي: أَنْ يَكُونَ التَّقْدِيرُ: وَقُلْ لَهُمْ فِي مَعْنَى أَنْفُسِهِمُ الْخَبِيثَةِ وَقُلُوبِهِمُ الْمَطْوِيَّةِ عَلَى النِّفَاقِ قَوْلًا بَلِيغًا، وَإِنَّ اللَّه يَعْلَمُ مَا فِي قُلُوبِكُمْ فَلَا يُغْنِي عَنْكُمْ إِخْفَاؤُهُ، فَطَهِّرُوا قُلُوبَكُمْ مِنَ النِّفَاقِ وَإِلَّا أَنْزَلَ اللَّه بِكُمْ مَا أَنْزَلَ بِالْمُجَاهِرِينَ بِالشِّرْكِ أَوْ شَرًّا مِنْ ذَلِكَ وَأَغْلَظَ. الثَّالِثُ: قُلْ لَهُمْ فِي أَنْفُسِهِمْ خَالِيًا بِهِمْ لَيْسَ مَعَهُمْ غَيْرُهُمْ عَلَى سَبِيلِ السِّرِّ، لِأَنَّ النصيحة عَلَى الْمَلَأِ تَقْرِيعٌ وَفِي السِّرِّ مَحْضُ الْمَنْفَعَةِ.

المسألة الثانية: في الآية قولان: أحدهما: إن الْمُرَادَ بِالْوَعْظِ التَّخْوِيفُ بِعِقَابِ الْآخِرَةِ، وَالْمُرَادُ بِالْقَوْلِ الْبَلِيغِ التَّخْوِيفُ بِعِقَابِ الدُّنْيَا، وَهُوَ أَنْ يَقُولَ لَهُمْ: إِنَّ مَا فِي قُلُوبِكُمْ مِنَ النِّفَاقِ وَالْكَيْدِ مَعْلُومٌ عِنْدَ اللَّه، وَلَا فَرْقَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ سَائِرِ الْكُفَّارِ، وَإِنَّمَا رَفَعَ اللَّه السَّيْفَ عَنْكُمْ لِأَنَّكُمْ أَظْهَرْتُمُ الْإِيمَانَ، فَإِنْ وَاظَبْتُمْ عَلَى هَذِهِ الْأَفْعَالِ الْقَبِيحَةِ ظَهَرَ لِلْكُلِّ بَقَاؤُكُمْ عَلَى الْكُفْرِ، وَحِينَئِذٍ يَلْزَمُكُمُ السَّيْفُ. الثَّانِي: أَنَّ الْقَوْلَ الْبَلِيغَ صِفَةٌ لِلْوَعْظِ، فَأَمَرَ تَعَالَى بِالْوَعْظِ، ثُمَّ أَمَرَ أَنْ يَكُونَ ذَلِكَ الْوَعْظُ بِالْقَوْلِ الْبَلِيغِ، وَهُوَ أَنْ يَكُونَ كَلَامًا بَلِيغًا طَوِيلًا حَسَنَ الْأَلْفَاظِ حَسَنَ الْمَعَانِي مُشْتَمِلًا عَلَى التَّرْغِيبِ وَالتَّرْهِيبِ وَالْإِحْذَارِ وَالْإِنْذَارِ وَالثَّوَابِ وَالْعِقَابِ، فَإِنَّ الْكَلَامَ إِذَا كَانَ هَكَذَا عَظُمَ وَقْعُهُ فِي الْقَلْبِ، وَإِذَا كَانَ مُخْتَصَرًا رَكِيكَ اللَّفْظِ قَلِيلَ الْمَعْنَى لَمْ يؤثر ألبتة في القلب.
Sonra Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:
{Allah onların kalplerindeki şeyi en iyi bilendir.}

Mânâ şöyledir: “Kalplerindeki nifaklığı, öfkeyi ve düşmanlığı Allah’tan başka kimse bilemez.”

Sonra Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:
{Ardından onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onların nefislerine etkileyici bir söz söyle.}

Bil ki Allahu Teâlâ, Resûlü sallallahu aleyhi ve selleme onlara davranması hususunda şu üç şeyi emretmiştir:

1. Allah’ın {Böylece onlardan yüz çevir.} buyruğu

Bu âyet iki faydalı emir ifade eder:
Onlardan biri, bu konuda özürlerini kabul etmemek ve onlara aldanmamaktır. Zira başkasının özrünü kabul etmemek ve onlara karşı hoşnutsuzluğunu sürdürmek, ondan yüz çevirmek demektir.

İkinci faydalı emir ise şudur: Bu, ona söyleme tarzını ifade eder.
“Onlardan yüz çevirmekle yetin ve onların sırlarını ortaya çıkarma. Onların kalplerindekini bütünüyle bildiğini onlara gösterme. Çünkü kim düşmanının gizliliğini açığa çıkarır ve kalbindeki şeyi mahiyetiyle bildiğini ortaya koyarsa, belki de bu, onun düşmanlığını açıkça göstermede, umursamayarak cesaretlenmesine yol açar da, böylece kötülük artar. Ancak onu kendi hâlinde bırakırsa korku ve endişe içinde kalır; böylece kötülük azalır.”

2. Nevi: Allahu Teâlâ’nın {Onlara vaaz et.} buyruğu

Burdan kastedilen, (onları) nifaktan, hileden, tuzaktan, hasetten ve yalandan sakındırmak ve ahiret azabıyla korkutmaktır.
Tıpkı Allahu Teâlâ’nın şu buyruğu gibidir:
{Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır.} (Nahl, 125)


3. Nevi: Allahu Teâlâ’nın {Ve onların nefislerine etki edecek etkili bir söz söyle.} buyruğu

Bu âyet iki meseleyi ihtiva etmektedir:

Birinci mesele:
Allahu Teâlâ’nın {nefislerine} ifadesiyle ilgili görüşler:

Birinci görüş: Âyette öne alma ve geriye alma vardır. Mânâ şöyledir: “Onlara ruhlarını ve kalplerini etkileyip bununla hüzünlenecekleri ve korku hissedecekleri bir söz söyle.”


İkinci görüş: Mânâ şöyledir: “Onlara kötü nefisleri ve nifak üzere katlanmış kalplerine etkili bir söz söyle.”
{Şüphesiz ki Allah kalplerinizde olanı bilir.}
Öyleyse kalplerinizdekini gizlemeniz size fayda sağlamaz. O hâlde kalplerinizi nifaktan temizleyin; aksi hâlde Allah size, şirki açıkça ortaya koyanlara indirdiğini veya bundan daha şerlisini ve şiddetlisini size indirir.


Üçüncü görüş: “Onlara, ruhlarının yalnız olduğunu, onlarla birlikte başka kimsenin bulunmadığını gizlice söyle.”
Çünkü nasihati alenen vermek azarlamadır. Ancak gizlice vermek ise tam bir faydadır.


Üçüncü mesele:

Bu âyet hakkında iki görüş vardır:

Birinci görüş: Öğüt ile maksat, ahiret azabıyla korkutmaktır; etkileyici sözle maksat ise dünya azabıyla korkutmaktır.
Zira burada onlara şöyle söylenmektedir:
“Şüphesiz kalplerinizdeki nifak ve hile Allah katında malumdur. Sizinle diğer kâfirler arasında bir fark yoktur. Ancak Allah sizden kılıcı kaldırmıştır; çünkü siz imanı açıkça ortaya koymaktasınız. Eğer bu kötü fiillere devam ederseniz, herkes için küfürde olduğunuz ortaya çıkar ve o zaman size kılıç gerekir.”


İkinci görüş: Etkileyici söz, öğüt vermenin bir vasfıdır.
Böylece Allahu Teâlâ öğüt vermeyi emretmiş, sonra bu öğüdün etkileyici sözle olmasını emretmiştir.
Bu da düzgün kelimelerle, teşvik eden, korkutan, uyaran, ikaz eden; sevap ve azabı, güzel ve iyiye yönlendiren anlamları içeren uzun, etkileyici bir sözle olur.
Şüphesiz ki söz böyle olursa kalpteki etkisi güçlü olur.
Eğer söz kısa, kaba ifadeli ve zayıf anlamlı olursa, hiçbir şekilde kalpte etkili olmaz. (Mefâtîhu'l-Gayb 10.c 124.s)

#haram_ve_nifak_olduğunu_gösteren_nakiller
29. NAKİL #MUHAKEME

Fahruddin er Râzî şöyle demektedir:

الشَّرْطُ الثَّانِي: قَوْلُهُ: ثُمَّ لَا يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجاً مِمَّا قَضَيْتَ قَالَ الزَّجَّاجُ: لَا تَضِيقُ صُدُورُهُمْ مِنْ أَقْضِيَتِكَ.

وَاعْلَمْ أَنَّ الرَّاضِيَ بِحُكْمِ الرَّسُولِ عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ قَدْ يَكُونُ رَاضِيًا بِهِ فِي الظَّاهِرِ دُونَ الْقَلْبِ فَبَيَّنَ فِي هَذِهِ الْآيَةِ أَنَّهُ لَا بُدَّ مِنْ حُصُولِ الرِّضَا بِهِ فِي الْقَلْبِ، وَاعْلَمْ أَنَّ مَيْلَ الْقَلْبِ وَنُفْرَتَهُ شَيْءٌ خَارِجٌ عَنْ وُسْعِ الْبَشَرِ، فَلَيْسَ الْمُرَادُ مِنَ الْآيَةِ ذَلِكَ، بَلِ الْمُرَادُ مِنْهُ أَنْ يَحْصُلَ الْجَزْمُ وَالْيَقِينُ فِي الْقَلْبِ بِأَنَّ الَّذِي يَحْكُمُ بِهِ الرَّسُولُ هُوَ الْحَقُّ وَالصِّدْقُ.

الشَّرْطُ الثَّالِثُ: قَوْلُهُ تَعَالَى: وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيماً وَاعْلَمْ أَنَّ مَنْ عَرَفَ بِقَلْبِهِ كَوْنَ ذَلِكَ الْحُكْمِ حَقًّا وَصِدْقًا قَدْ يَتَمَرَّدُ عَنْ قَبُولِهِ عَلَى سَبِيلِ الْعِنَادِ أَوْ يَتَوَقَّفُ فِي ذَلِكَ الْقَبُولِ، فَبَيَّنَ تَعَالَى أَنَّهُ كَمَا لَا بُدَّ فِي الْإِيمَانِ مِنْ حُصُولِ ذَلِكَ الْيَقِينِ فِي الْقَلْبِ. فَلَا بُدَّ أَيْضًا مِنَ التَّسْلِيمِ مَعَهُ فِي الظَّاهِرِ، فَقَوْلُهُ: ثُمَّ لَا يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجاً مِمَّا قَضَيْتَ الْمُرَادُ بِهِ الِانْقِيَادُ فِي الْبَاطِنِ، وَقَوْلُهُ: وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيماً الْمُرَادُ مِنْهُ الِانْقِيَادُ فِي الظَّاهِرِ واللَّه أَعْلَمُ.


2. Şart ise şudur:
Allahu Teala şöyle buyuruyor: {Sonra hükmettiğin meselede içlerinde bir rahatsızlık bulundurmazlar.} Zeccac rahimehullah şöyle demektedir: (Yani) senin hükmünden dolayı onların içleri daralmaz.

Aynı zamanda bil ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin hükmüne razı olmak; bazen kalben razı olmadan, zahiren razı olunması mümkündür. Öyleyse bu ayette Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin hükmüne kalben rızanın gerçekleşmesinin kaçınılmaz olduğu beyan edilmiştir. Bil ki, kalbin meyletmesi ve nefret duyması insanın gücünün dışında olan bir şeydir ki; ayetten de bu kastedilmemiştir. Bilakis ayetten murad, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin onlara hüküm vermesinin hak ve doğru olmasına dair kalpte kesin kanaat ve kesin inanç meydana gelişidir.

3. Şart:
Allahu Teala'nın şu kavlidir: {Tam bir teslimiyetle teslim olurlar.}
Bil ki, bu hükmün hak ve doğru olduğunu kalbiyle bilen kişi, inat yolunda kabulünde isyan edebilir veyahut o kabul hususunda tereddüt edebilir. Böylece Allahu Teala, kalpte o yakine (kesin inanca) ulaşan imanı zorunlu kıldığı gibi; aynı şekilde bununla birlikte zahiren teslim olmayı da zorunlu kıldığını açıklamıştır. Zira Allahu Teala şöyle buyuruyor: {Sonra sen hükmettiğinde içlerinde bir daralma bulunmaz.} Bu kavlin muradı; batınen (kalben) teslimiyettir. {Tam bir teslimiyetle teslim olurlar.} Bu kavilden murad ise; zahiren teslimiyettir. Allahu A'lem. (Mefâtîhu'l-Gayb 10. c., 128. s.)

#haram_ve_nifak_olduğunu_gösteren_nakiller
30. NAKİL #MUHAKEME

Abdurrahman bin Hasen rahimehullah şöyle demektedir:

قوله: "لا يؤمن أحدكم" أي لا يكون من أهل كمال الإيمان الواجب الذي وعد الله أهله عليه بدخول الجنة والنجاة من النار. وقد يكون في درجة أهل الإساءة والمعاصي من أهل الإسلام.


Allah'ın (Nisâ 65. ayetindeki) {onlar iman etmezler} ayetinin manası şöyledir:
Allah'ın, ehlini ateşten emin kıldığı ve cennete girmekle vaad ettiği farz olan imanın kemali o kimsede bulunmayabilir. Aynı zamanda, İslam ehlinden kötülük ve günah ehli derecesinde de olabilir. (Fethu'l-Mecîd, s. 397)

#haram_ve_nifak_olduğunu_gösteren_nakiller

#KÜFÜR_olduğunu_gösteren_nakiller
31. NAKİL #MUHAKEME

Abdurrahman bin Hasen rahimehullah şöyle demektedir:

وفي قصة عمر: بيان أن المنافق المغموض بالنفاق إذا أظهر نفاقه قتل، كما في الصحيحين وغيرهما:

أن النبي صلى الله عليه وسلم إنما ترك قتل من أظهر نفاقه منهم تأليفا للناس؛ فإنه قال: " لا يتحدث الناس أن محمدا يقتل أصحابه " ٢. فصلوات الله وسلامه عليه.


Ömer radıyallahu anh kıssasında, nifağını gizleyen bir münafığın, nifağını açığa vurması hâlinde öldürüleceğine dair bir beyan vardır. Bu, Sahîhayn’da ve diğer kaynaklarda da zikredilmiştir.

Şüphesiz Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, insanları İslam’a ısındırmak için, nifağını açıkça ortaya koyanları öldürmeyi terk etmişti. Zira o şöyle buyurmuştur: “İnsanlar, ‘Muhammed ashabını öldürüyor’ demesinler.” Allah’ın salâtı ve selâmı onun üzerine olsun. (Fethu’l-Mecîd, s. 401)

#KÜFÜR_olduğunu_gösteren_nakiller
32. NAKİL #MUHAKEME

Abdurrahman bin Hasen rahimehullah şöyle demektedir:

" إن الله بعث محمدا صلى الله عليه وسلم إلى أهل الأرض وهم في فساد، فأصلحهم الله بمحمد صلى الله عليه وسلم، فمن دعا إلى خلاف ما جاء به محمد صلى الله عليه وسلم فهو من المفسدين في الأرض".

وقال ابن القيم -رحمه الله-: " قال أكثر المفسرين: لا تفسدوا فيها بالمعاصي والدعاء إلى غير طاعة الله بعد إصلاح الله لها ببعث الرسل، وبيان الشريعة والدعاء إلى طاعة الله؛ فإن عبادة غير الله والدعوة إلى غيره والشرك به هو أعظم فساد في الأرض، بل فساد الأرض في الحقيقة إنما هو بالشرك به ومخالفة أمره، فالشرك والدعوة إلى غير الله وإقامة معبود غيره، ومطاع متبع غير رسول الله صلى الله عليه وسلم، هو أعظم فساد في الأرض، ولا صلاح لها ولا لأهلها إلا أن يكون الله وحده هو المعبود المطاع، والدعوة له لا لغيره، والطاعة والاتباع لرسوله ليس إلا، وغيره إنما تجب طاعته إذا أمر بطاعة الرسول صلى الله عليه وسلم، فإذا أمر بمعصيته وخلاف شريعته فلا سمع ولا طاعة. ومن تدبر أحوال العالم وجد كل صلاح في الأرض فسببه توحيد الله وعبادته وطاعة رسوله، وكل شر في العالم وفتنة وبلاء وقحط وتسليط عدو وغير ذلك فسببه مخالفة رسوله، والدعوة إلى غير الله ورسوله". اهـ.

ووجه مطابقة هذه الآية للترجمة: أن التحاكم إلى غير الله ورسوله من أعظم ما يفسد الأرض من المعاصي، فلا صلاح لها إلا بتحكيم كتاب الله وسنة رسوله صلى الله عليه وسلم، وهو سبيل المؤمنين، كما قال تعالى: {وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدَى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصِيراً}

Muhakkak ki Allah Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi yeryüzü halkı fesadın içinde olduğu halde gönderdi. Böylece Allah Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemle onları ıslah etti. Öyleyse kim Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme gelen şeylere muhalefet etmeye davet ederse, işte o yeryüzünde fesatlık edenlerdendir.

İbni Kayyum rahimehullah şöyle demektedir: Müfessirlerin çoğu şöyle demektedir: "Allahu Teala şeriatı açıklayan ve Allah'a itaate davet eden Resul göndermekle yeryüzünü ıslah ettikten sonra Allah'a itaatten gayrısına davet etmekle ve günahlarla fesat çıkarmayın. O halde Allah'tan başkasına ibadet etmek, ondan başkasına çağırmak ve ona şirk koşmak yeryüzünde ki en büyük fesaddır. Hatta yeryüzünün fesadı hakikatte Allah'a şirk koşmak ve onun emrine muhalefet etmektir. Aynı zamanda şirk, Allah'tan başkasına davet etmek, ondan başka ma'but (ibadet edilen şeyler) tesis etmek ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden başkasına ittiba ederek itaat etmek yeryüzünde ki fesadın en büyüklerindendir. Allah birlenerek itaat edilen ve ibadet edilen olmadıkça ne yeryüzünün nede ehlinin ıslahı mümkün değildir. Aynı şekilde yalnızca Allah'a davet edilmesinde ıslah vardır. Ondan başkasına davette ıslah yoktur. Yine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem itaat ve ittiba yeryüzü ve ehlinin ıslahı içindir. Ondan başkasında ıslah yoktur. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden başkasına ise Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme itaat etmeyi emrettiğinde itaat etmek gerekir. Ancak Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme isyanı ve şeriatına muhalefet etmeyi emrederse o dinlenilmez ve itaat edilmez. Alemin hallerini dikkatlice inceleyen bir kimse, yeryüzünde ki bütün ıslahın ve sebebinin Allahu Tealayı birlemek, ona itaat etmek ve Resulüne itaat etmek olduğunu görür. Alemde ki bütün şer, fitne, bela, kıtlık, düşmanın musallat edilmesi ve bunlarsan başkaların sebebi ise Allah'ın Resulüne muhalefet etmek, Allah ve Resulünden başkasına davettir." Şeyhin sözleri burada bitti.

Bu ayetin (bakara 11. Ayet) metne uygunluk yönü şudur: Muhakkak ki Allah ve Resulünden başkasına muhakeme olmak en büyük yeryüzünü bozan günahlardandır. Yeryüzü için sadece Allah'ın kitabına ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetine muhakemeyle ıslah vardır. Bu müminlerin yoludur. Allahu Teala şöyle buyurduğu gibi:

{Kim hidayet kendisine apaçık ortaya çıktıktan sonra Resule karşı çıkar ve müminlerin yolundan başkasına saparsa, onu tercih ettiği şeyde bırakır ve onu cehenneme sokarız. Ne kötü varış yeridir} (Nisa 115. Ayet) (Fethu'l-Mecid 397.s)

#KÜFÜR_olduğunu_gösteren_nakiller
👍1
#Açıklama

بسم الله الرحمن الرحيم

Muhakeme ile ilgili hüküm bildiren ve hüküm bildirmeyi ifade eden nakilleri buraya kadar yayınladık. Sonuç olarak şunu ifade edebiliriz:

Alimler Nisa 60. Ayetindeki muhakeme olmak isteyen ve iman ettiğini zanneden kişinin münafıklardan olduğuna ittifak etmişlerdir. Ancak bu münafık nifağıyla kâfir mi oldu yoksa müslüman mı kaldı ihtilaflıdır. Aynı zamanda ayette bahsedilen tağuta muhakeme olmayı isteyenin ve muhakeme olanın da haram işlediğini ifade etmektedirler. Alimlerin nakillerinde itikadî olarak bunu doğru görerek veya adaletli olacağına inanarak yani haklının hakkını vereceğine inanarak muhakeme olmayı küfür görenler olmuştur: 9. Nakile bakılabilir. Yine amel olarak küfür olduğunu gösteren nakillerde vardır: 26, 30, 31 ve 32. Nakillere bakılabilir. Burada zıt gibi görünen bir nokta vardır. Bunlar:
1. Ameli noktada küfür olması
2. Ameli değil itikadî noktada küfür olması

Bu noktada ihtilaftan ziyade icma olduğunu bilmekteyiz. Buda bizi bunları cem etmeye götürüyor. Öyleyse bunlar muhakeme meselesinin belli şekilde açıklanan, farklı nakillerle farklı yönlerine işaret edilen hususlar olması muhtemeldir. Bunları iki şekilde cem edebiliriz.

1. Mutlak anlamda küfür hükmü verilen nakilleri esas kabul edip, haram hükmü verilenlerden kasıt küfür olduğunu ifade edebiliriz ki bu durumda 7. Nakil (https://t.me/meclisuttercume/36) havada kalır.
Eğer denilecek olursa "Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem onları öldürmedi buda müslüman olduklarına delildir." Bu her zaman o kişinin müslüman olduğunu bize göstermez. Zira müslüman kalben iman etmeyi de gerektirir. Halbuki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem münafıkları her zaman öldürmemiştir. Tevbe 66. Ayette Allah'ın ayetleriyle dalga geçen münafıklar ayetin tekfir etmesine rağmen öldürülmemiştir. Yani Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin münafığı öldürmemesi amelin küfür olmamasını gerektirmez. Amel küfürdür, ancak onu işleyenler küfürlerinden sonra bu küfrü inkar edecek sözler söyleyerek bundan kurtulmuşlardır. Bu durumda da onların amelleri gerçekte küfürdür. Ancak Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem onları Muhammed ashabını öldürüyor demesinler diye öldürmeyi terk etmiştir.

2. Ameli olarak haramdır, ancak ameli olarak küfür olması itikada bağlıdır. Bu durumda da haram olduğunu ifade edilen nakilleri esas alır ve amelin haram olduğunu söyleriz. Küfür olduğu ifade edilen nakiller ise itikadî küfür kast edilmiş denilebilir. Bu noktaya yukardaki nakillere baktığımızda
9. Nakil (https://t.me/meclisuttercume/45) Bu görüşe uygun olarak görünmektedir.

26. Nakil
(https://t.me/meclisuttercume/73) Küfür olduğu vurgulanmış, ancak bunu ameli boyutta mı küfür görmüş yoksa itikadî boyutta mı küfür görmüş net değil, iki görüşe de uygundur.

30. Nakil (https://t.me/meclisuttercume/79) Bu noktanın haram olan ve küfür olan boyutu olduğunu ifade etmektedir. Ancak bu noktaların detayını vermemektedir. Bu sebeple bu naklinde ucu açıktır.

31. Nakil (https://t.me/meclisuttercume/80) Ömer radiyallahu anhın öldürdüğü münafığın nifağı küfür olan boyutta olduğu ifade edilmektedir. Öyle ki farklı rivayetlerde münafığın Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme gittikten sonra tağuta muhakeme olmayı istediğini ifade ederken, Ömer radiyallahu anh onun bu sözünü duyup öldürmesi geçmektedir. Yani farklı rivayetler mevcuttur. Şeyhin hangi rivayetle neyi kast ettiği net değil bu sebeple net bir hüküm söz konusu değildir.

32. Nakil (https://t.me/meclisuttercume/81) Şeyh ibni Kayyım rahimehullahın naklini getirerek bu nakil ile muhakeme arasında ilişkiyi kuruyor. İbni Kayyım rahimehullahın naklinde yeryüzünü bozan şeylerden bahsetmektedir ki bunların en büyüğünü şirk ve Allah ve Resulüne muhalefet olarak vermektedir. Allah ve Resulüne muhalefetin ise, Küfür olan ve haram olan yönü vardır. Şeyh burda ikisini de kast etmesi mümkündür. Zira günahlarında fesad olduğunu söyleyerek hem küfrün hemde günahların fesad çıkarıcı olduğunu ifade etmektedir. Abdurrahman bin Hasen rahimehullah ise tağuta muhakeme olmayı yeryüzünü bozan en büyük günah olarak görmüştür.
Bu hakikatte iki şekilde ifade edilmesine mümkündür. Yani küfür ifade etmiş olabilir ki bu küfürden kastı itikadî olan küfür mü yoksa ameli olan küfür mü? Buna bakılmalıdır. Günahtan kasıt mecazi değil hakiki ise o zaman itikadî anlamdaki küfrü de haram olan boyutunu da ifade etmiştir.

Kısaca Nisa 60. Ayetten 65. Ayete kadar tefsirlerinde yaptığımız araştırmalar neticesinde hüküm bildiren nakilleri buraya astık ve bu yazı ile değerlendirdik. Gördüğümüz kadarıyla 7. Nakil dışında diğer nakiller ucu açık olmaya müsait durumdadır. 7. Nakil ise Nisa 60. Ayette ki kişilerin haram işlediğini açıkça ifade etmektedir. Yani ibni Hazm rahimehullahın nakli muhkemdir. Biz hiçbir farklı anlam çıkartamadık. Tabi bunda farklı anlamlar çıkartabiliyorlar. Onlara göre ibni Hazm rahimehullah haram işlediler ve dinden çıkmayan münafık oldular derken ayettekilerden değil mezhep taassupçularından bahsettiğini iddia etmektedirler. Ancak onların bu yaklaşımı doğru değildir. Çünkü ibni Hazm rahimehullahın Nisa 60. Ayetini getirip altına müslüman olan münafıklardan bahseden hadisleri getirdikten sonra şöyle demektedir "Nitekim, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e değil de tağuta muhakeme olmak isteyen kimseler, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e itaat ettiklerini göstermişler, (ancak) Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin hükmünden başka hükmün batıl olduğuna inanarak, hevâ arzusu sebebiyle başka mercilere yöneldiler. Bu sebeple onlar bununla kâfir olmadılar, bilakis günahkâr oldular."

Burda mezhep taassupçularından bahsettiğine dair herhangi bir şey yoktur. Aksine burda ayette geçen bir hususu anlatmaktadır. Sonra şöyle demektedir. "Zira biz bunu bizzat gözümüzle görmüş bulunuyoruz." Böylece bahsettiği geçmişte yaşanmış olan şeyin aynı şekilde o günde var olduğunu ifade etmektedir. Buda yalnızca mezhep taassupçularından bahsetmediğini ve ayeti açıkladığını gösterir Vallahu A'lem.
Tağuta muhakeme olmanın hükmü hakkında net bir şey henüz söyleyemiyoruz. Ancak biz şunu ifade etmek istiyoruz ki Nisa 60. Ayetinde 65. Ayete kadar olan ayetler tağuta muhakeme olmanın küfür olduğunu göstermemektedir. Zira bu ayetten kasıt aynı puta ibadet etmek gibi küfrü ve şirki anlatmak olsaydı, alimler bu noktada bu kadar ihtimalli sözler söylemezlerdi. Nasıl ki Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme söven veya Kur'an ve sünnete söven kimselerin küfre girdiğine ihtimal bırakmayacak şekilde net ifadeler kullandıysalar bu noktada da kullanmaları gerekirdi. Ancak onlar bu noktada o kadar net ifadeler kullanmamaktadır. Ayrıca ayet onları bizzat münafık olarak ifade etmektedir. Münafıkla ilgili nakil asılacaktır إن شاء الله


Biz başka ayetlerde muhakeme ile ilgili geçen hususları da araştırıp buraya asacağız إن شاء الله.
Açıklama:

Bu kanalda daha ziyade muhakeme ile ilgili açıklamalar yapılacaktı. 1 sene araştırmam sonucunda daha fazla araştırma yapma gerektiğini düşündüm. Bunun yanında bu meseleleri herkese bahsetmeme kararı aldım. Bu nedenle araştırmalarımızı burada yayınlamayacağız إن شاء الله
👍3