ωαιιєγ channel
11 subscribers
21 photos
8 videos
Blog tarzı kullandığım ancak amaçsız bir şekilde açtığım kanal.

@Homoheidelbergensis
Download Telegram
Sana söz veriyorum, senden önce öleceğim. Ben hatalı bir ürünüm nihayetinde. Umarım öyle düşündürmeyi başarmışımdır sana da. Kötü gözükmek için elimden geleni yaptım, gözyaşların diner böylece. Anne, içimdeki çocuk çok ağlıyordu, onu öldürdüm. Büyüyebilmek için elimden geleni yaptım. Anne, çok kötü bir çocuğum değil mi ben? Beni kaybedeceğin için üzülme. Anne, içimdeki çocuk son gözyaşlarını dökerken acımadan öldürdüm onu, kötü biriyim ben. Küçük, sevimli umutlarım vardı. Acımadan attım, boğdum Melen Nehri'nde. Mart, nisan aylarında akıntı da daha güçlü oluyor orada. Biliyorum her zaman gidip izlediğimden. Bir katili sevemezsin değil mi? Sevme. Melen Nehri soğuk, biliyor musun anne? Eskiden üşümezdim.
Baba, tereddüt ediyorum artık kollarını açınca. Eskiden güzeldi sarılmak senle. Şimdi çok geç değil mi sarılmak için? Ellerim nasır dolu benim artık, sırtına batar. Eskiden karnına denk gelirdim, yumuşaktı orası. Şimdi senden biraz daha uzunum, omzun da bayağı sert. Boş ver baba, sarılmak için çok yaşlandık ikimiz de. Hem, ellerim yağ lekelidir benim, sırtın kirlenmesin. Küçükken çok çıkardım sırtına, bırak da saygı duyayım sırtına. Anılarım kirlenmesin. Benim karamsar olduğumu söyledin bana hep. Baba, bana neden sen de dürüst olmadın? Bir üst geçit üzerinden arabaların ışık şölenini izliyorum. Yine duyuyorum ölümün melodisini. Baba, bilir misin ömrünün yarısına geldiğinin farkında olmak nasıl bir duygu? Küçük, sevimli umutlarım Melen Nehri'nde boğuldu. Solgun cesetleri bu ruhsuz adama şimdi küfürler savuruyor. Neden bu kadar umursamazım? Baba, sana benzemek istemezdim. Şimdi senden daha ruhsuz, daha duygusuz bir adamım. Sanırım ikimiz de sadece annemiz için üzülüyoruz. Ruhsuzluk bizi soğuk bir adam mı yapıyor baba? Eskiden üşümezdik.
Şimdilerde evden bayağı uzağım, üzülmesin diye gözleri beni görünce. Biraz daha uzaklaştırmak için kendimi, nefret ettirebilmek için. Zor biraz, olmadığın biri gibi davranmak. Pek çok farklı insanın hayatında bulundum, belki onlara göre kısa bir süre. Zaman algımız farklı muhtemelen. Belki de kaçıyordum sürekli onlardan onlara göre. Ah, bedenler kalıcı değil ki. Benim fikrim her zaman var olacak sende. Fikrim bir gün bulacak adının baş harfini bulutun tekinde, bedenler yok olacak elbette. Ve biri beni hatırladığında muhtemelen olacağım kadavda ya da bir köpeğin ağzındaki kemik. Bunun ne önemi var ki, fikrim var sadece. Bedenler fikirleri taşımak ve fiziksel zorunluluk silsilesi meydana getirmekten başka bir işe yaramaz. Fikirler soğuk mu acaba? Eskiden üşümezdik.
Kirli çocuk, içine sinmedi bu yol. İlerlemek zorundasın. Bir şeylerden kaçmak değiştirmiyor bir şeyleri. İlerle ve yüzleş kendinle. Her düştüğünde daha büyük bir yara açılacak beyninde, daha büyük bir soru oluşacak. Kimse cevaplamayacak sorunu, kendi öğretmenin kendin olacaksın. Yaşam, yalan söylemek ve yarına uyanmak için yalan söylemektir kendine. Yarının bugünden farklı olduğuna inandırmaya çalışmaktır kendini. Lanet olsun, sadece yaşlandığının farkında değil misin? Gerçi birçok soru var beyninde. Neden yaşıyoruz öyle değil mi? Bana sorma, ben bu soruya en yanlış cevabı verebilecek adamım. Çocuk nerede olursan ol, adaletsizlikten şikayet edecek, dünyanın acı verici olduğunu söyleyeceksin. Sonra yarın yeniden uyanman gerekecek. Fikirlerimiz ne kadar değersiz, öyle değil mi? Fikirlerle var olduğumuz halde hem de... Şimdi fikrin değişebilir birkaç hevesle. Sadece şikayet etmekle kalacaksın. Bir şeyleri değiştirmek için çok geç. Değişim soğuk mudur acaba? Herhalde eskiden üşümezdi.
Özgürlük diyerek kendimizi kısıtlarız biz, özgürlük yapmak istemediğini yapmamaktır aslında. Şimdi yapmak istediğini yapmak, almak istediğini almaktır özgürlük. Özgürlük ne demek bilirler mi ki?
Aptal bir melodi, anlamlandırabilir yolculuğunu senin için. Sokaklar bazen gözüne farklı gelir, her zaman geçtiğin sokak yaşanmışlık dolu bir yabancı artık. Başka biri terk edilmiş, başka biri el ele gezinmiş, başka biri ağlamış, başka biri gülmüş, belki başka biri ölmüş...
👍1
Ayaklarını yere sürtüyorsun yorgunluktan, geçmişe duyduğun anlamsızca özlemin, eskitmiş seni. Eski kafalısın herhalde biraz. İlk zamanlar korkardım karanlıktan, gündüzleri güzeldi çünkü. Gündüzlerden, görebildiğim için nefret ederdim her şeyden. Görebilmek demek anlamak demekti. Bir bakış, bir gülüş, bir duruş, hepsi bir şey anlatırdı. Bahsettiğim dilenci çocuk da yaşlı şimdi, gerçi insanların ona attığı bakış değişmemiş. Bir gün, ayağa kalk çocuk. Ölümle yüzleş, kaçtıkça korkutacak seni. Her kapının arkasından fırlayacak ve ben buradayım diyecek. Korku, korkmak istediğimiz için var. Bedenin ruhsuz daha soğuk, üşüyor ölü bedenin. Eskiden üşümezdin.
Artık vücudun değil, bastonun bile çürüyor. Dayanak noktan kalmayacak yakında. Yaşlılık ne saçma bir şey. Yaşamak için bağımlı olmak, acı veren bir bedene sahip olmak, sanki yıllarca acı verici şeyler düşünmemiş ve acı verici şeylerle mücadele etmemişsin gibi. Yaşlanan her insan, en kısa sürede ölmeyi diler. Tonla ilaç kutusu seninle her yere eşlik eder, eski güç yok, eski görüş, eski beyin. Her şey vaktiyle biraz biraz azalmış. Ve sanırım, beynimi kaybetmek istemezdim. Birçok kez kafa travması yaşayıp ufak çaplı hafıza kayıplarına rağmen. Zamanla hatırlıyorsun tabii, ya da hatırladım sanıyorsun. Ben de 5 yaşımdan öncesini hatırlamıyorum. Hayatım elektriğin çarpmasıyla başlamış gibi. Öyle değilmiş.

Kışın daha fazla kar yağardı şimdiye göre. Oynardım kıpkırmızı olana kadar. Bedel dediğimiz şey, kazandıklarımız karşısında kaybettiklerimizi normalleştirme çabası. Biraz büyümek için çocukluğunu kaybedersin. Biraz özgürlük için, insanları kaybedersin. Ah, muhtemelen soğuk birisin. Neden böylesin? İnsanlar küçük şeyleri büyük hâle getirmede usta, birkaç kelime oyunu yeterli. Sen de sızlanmada ustasın. Yazdığın yazılarda sızlanır, yarın yine aynı güne uyanırsın. Bir günün daha kaybolur, yapacak bir şey de yok ki. Sen her şeyi kendin için çoktan yaptın. Her şeyi deneyimlemenin eksi noktaları da çok gelir şimdi zayıf bedenine. Belli bir döngüye, sen de kısılmışsın. Karda oynayan ve her yeri kıpkırmızı olan ben, üşürdüm de üşümem sanardım. Şimdi buz gibi havada montsuz dışarıdayken, üşümek nasıl bir his bilmiyorum. Üşümüyorum, sadece içim soğuyor. Titremiyorum ama üşüyor sanki içim. Eskiden o küçük çocuk, saatlerce dursa da dışarıda, her yeri kıpkırmızı olsa ve hissizleşse de elleri, üşümezdi.
Pus yavaş yavaş dağılırken, avare adam aklından bunları geçirdi. Ayaklarını yere sürttü, bir taşa tekme savurdu. Karanlıkta ilerlemeye devam etti. Baktı etrafına, koca bir hiçliğe. Sokakların yalnızlığına, çöp kutusunun içindeki kedinin üşüyerek yemek aramasına. Bu saatte bir kendi dışarıda sanırdı, öyleymiş. Ona birkaç yemek arayan kedi, üşümemek için kapı diplerinde uyuyan köpekler ve cama dayalı bir el eşlik eder. İkisi de aynı adammış meğer. İki yaşlı adam birbirlerine bakıyor, garip bir sırıtış fırlatıyorlar birbirlerine ve diyorlar ki fısıltıyla "Eskiden üşümezdik." Hem üşür, hem üşümezlermiş. Hem yalan söyler, hem söylemezlermiş. Hem yaşarlar, hem yaşamazlarmış. Hem anlam ararlar, hem anlamsız bulurlarmış. Hem değerin önemli olduğunu söylerler, hem de değerin olmadığını söyler, değerli şeyleri yok ederlermiş. En önemlisi, aynı düşündükleri bir şey de varmış. Eskiden üşümezlermiş. Şimdi biri üşür, diğeri üşümez. Zaman bizi değiştirmiş. Zaman, sokağı da değiştirmiş, zaman küçük çocuğu derin sularda boğmuş, cesedi bulunamamak üzere. O çocuk da eskiden üşümezmiş.
Sabitlediğim fotoğrafları inceledikten sonra, yazıyı en baştan okuyabilirsiniz.
Kasaba, karanlık ve ben.
Şimdi her şey ters.
Bensiz şehir, canlılar ve sen.
Ölüler mezarlarında.
Mezarın
Işık kokuyor
Ve ben ışığı sevmem
Karanlığa dair her şeyi
Huzur sanardım.
Meğerse huzur
Olmamasıymış hiç insanın
Bir başına kalabilmekmiş
Gecenin köründe
Sırıtabilmekmiş geçmiş yıllara
Kendi erimişliğini
Görmezden gelmekmiş.
Huzurun anlamını öğrenmek için
Geç kaldım, önemsiz şimdi
Ömrümün yarısını dolduralı
4 sene olmuş.
Ve öleli, 18 sene.
Bolca saçmalık, bolca ıstırap, bolca uyku, bolca adımlayış, bolca serzeniş, yine bolca uyku, bolca isyan, döngüye hapsoluş, kayboluş, bulunamayış, sessizlik, yok oluş, yok oluşu kabulleniş, yeniden varoluş, ve bolca saçmalık, yine acı, aynı adımlar aynı sokakta, aynı düşünceler aynı kafada ve benim anılarım kafamın içinde, eskimekte ve kaybolmakta, ne kadar arayışta olsam da bulamayışım benim suçum mudur diye, sorarım bir aynaya, sorularım cevapsız kalır, aynadaki açık el yavaşça kapanır, kendini bir yumruk haline getirir ve yansımasıyla birleşir, yavaşça aşağı kayar, hayata şaşar, kendine şaşar bir o kadar da, sanırım hapsolmuş hissine sahip ruhu, sanırım yok ediyor varlıklar arasında var olmak onu, sadece biraz sessizlik ve yalnızlık, sonrasında sessiz bir ölüm, duyulamayan, bilinemeyen bir son.
Bazen ağırlığında eziliyor gibi hissediyorum kendimin. Tutarım hepsini hâlen verdiğim sözlerin. Anılar ve konuşulanlar, düşünceler ve yazılar... Farklı kadınlar, farklı sözler. Karışıyor birbirlerine insanlar. Bana karşı tutulmayan sözleri, unutturmuş zaman. Kim bilir hangi yalancı söyledi bana yalan. Eh, kabulleniyorum pek tabii, kendim için ideal insanı oluşturduğumda, artık ideal biri olmadığımı.
🤮1