🌹SERHENDİ SEVDALILARI🌹
54 subscribers
19 photos
11 videos
3 links
Download Telegram
Channel photo updated
Çarşaflısın elini, yüzünün yarısını, arkandan çekilmiş resmini, gölgeni vb paylaşıyorsun, bunlar nefis halleridir, kendinizi helak edecek işler yapmayın sonra sadatı paylaşıyorsunuz,,,
Bu yer ile gök gibi birbirine zıttır.
Bu hallerden vazgeçin, ameliniz zayi olmasın...
👍31
Gavs-ı Sânî hz ile bu yola başlayan veya seyda Muhammed Raşid hz ile bu yola başlamış olan bir sofi sultan Muhammed SAQİ hz ile halen bu yola devam ediyorsa, bu kapıyı bırakmamış başka kapılarda gözü olmamış ve devam ediyorsa. Velevki onun ameli mükemmel olmasa dahi O SOFİ SADIKTIR. SADIK OLARAK KAYITLIDIR.

( sadakat nedir sorusuna Gavs-ı Sânî hz nin cevabıdır. Sadakat kapıda sabit durmaktır)
1
“Yalan söylediklerini biliyoruz,
Yalan söylediklerini biliyorlar,
Yalan söylediklerini bildiğimizi biliyorlar,
Yalan söylediklerini bildiğimizi bildiklerini biliyoruz,
Ama hâlâ yalan söylüyorlar.”

S.Abdulsettar El-hüseyni 🤲🌹
4
Sizlere hatmelere bizleri almiyorlar bizim hatmenize girmiyorlar diyip soylediklerinin kime uzandigini bilmeyen gafillere bunu gösterin ve deyinki zamaninda bu yazilanlar ile amel ediliyordu bu yazilanlar dergahlarda sohbet diye okunuyordu ozaman hicbir beis yokken simdi haşa mürşidimiz kendi kafasina göremi emir veriyor diyin diyinki bunu görüp az da olsa utansinlar…
👍3
Gavs-ı Azam Seyyid Abdulhakim el Hüseyni -kuddise sırruhu-Hazretleri divana gelip hoca ile beraber sohbete başladılar.

----------------------------
Gavs (K.S.) sordu:

—Hocam Allah (C.C.) neden dut ağacını büyük meyvesini küçük yaratmıştır?

Hoca: -Allah (C.C.)'ın kudretindendir efendim.

Gavs (K.S.) Hz.leri:- Ben de biliyorum. Allah (C.C.) kadirdir, kudret sahibidir. Neden dut ağacı büyük olsun meyvesi küçük olsun?

Hoca: -Allah (C.C.) kadirdir öyle yaratmıştır.

Gavs (K.S.): -Peki Allah (C.C.) öyle yarattı. Bir kişi iri meyveli bir dutu bu ağaca aşı yapsa yine aynı küçük meyve mi verir?

Hoca: - Hayır efendim, büyük meyve verir.

Gavs (K.S.) -Peki hoca hani Allah (C.C.) ile kul arasında kimse giremezdi, bu kişi aşı ile meyvenin cinsini değiştirdi.
Allah (C.C.) her şeye kadirdir, dileseydi öyle yaratırdı.
Böyle bir vesileyi niçin gerekli kıldı?

Hoca, Gavs'ın (K.S.) eline sarıldı:

-Efendim beni affedin, ben yıllardır, Allah (C.C.) ile kul arasına kimse giremez. Kur'an sünnet ve müçtehit imamların içtihatları varken, mürşide ne lüzum var derdim. Aklımın aştığı bu belalara tövbe ediyorum.

Ben sizin yolunuza intısap edeceğim dedi. Nitekim Hoca intisab etti.
2
Sohbetlere Gelmeyenlere...
  
“Zamanın birinde dergaha uzun süredir gelmeyen dervişi ziyarete giden bir mürşidin hikayesi...
  
Bir kış günü talebenin kapısını çalar hocası. Talebe bakar ki hocası ayağına kadar gelmiştir. Utanır, mahçup bir edayla içeri davet eder hocasını...
  
Hocası selam verir, yanmakta olan ocağın başına oturur, alır eline maşayı karıştırır ateşi. Sükût sohbeti bir müddet sürer.
 
Derviş daha sonra mutfağa gider ikram için bir tas dolusu hoşaf getirir, hocasına ikram eder.
 
Hocası yine ateşi karıştırmaktadır sessizce... Bir kor alır ateşten ayırır bir kenara. Bir müddet bekledikten sonra korun ateşi söner.
   Der ki hoca: "Evladım bak! Ateşten ayrılan kor nasıl da söndü, ateşini yitirdi.
 
Bunun tekrar yanması için tekrar ateşe girmesi gerek. Aynen bunun gibi derviş de Allah aşkı ve muhabbetini murad ediyorsa dervişlerden ve dergahtan ayrı kalmaması gerek.
 
Eğer ayrı kalırsa, bu kor gibi söner; soğuk, işe yaramaz bir odun gibi olur, kimseye de faydası olmaz.
 
Sen sen ol bir daha dergahtan uzaklaşma!" der ve geldiği gibi çıkar gider.”
2
Rabıtanın faydası
*Şeytandan korunma*
Seyh Allame Hasan Hilmi en-Nakşibendi (kuddise sırruhu) şöyle buyurmuştur:
"Tarikata girip ibadetle meşgul olan kişi şeytanların düşmanı olur.
Bu durumda onu şeytanlardan devamlı koruyacak birine ihtiyaç duyar.İşte bu sebeple şeyh, müridi şeytanların vesvese ve tahriklerinden koruması için ona yaklaşan şeytanları nuru ile yakacak kamil bir şeyhe
rabıta yapmasını emreder. Şeytanlar, kamil bir şeyhe devamlı rabıta yapan
bu müridi helak edecek bir fırsat olmadığını ve ona yaklaştıklarında yanacaklarını öğrendiklerinde ümitlerini keserek onu kendi
haline bırakırlar." Risale-i Kudsiyye'de geçen şeytanların fenafillah makamındaki bir
şeyhe yaklaştıklarında onun nuru ile yanacaklarını belirten mesele de bunu destekler. Sonra mürid bu rabıtayı tamamen bırakır ve şeyhin muhafaza halkasından çıkarsa korumasız ve yalnız kalır. Bu durumda şeytanlar ona musallat olur ve onu helak eder. Şeyh, müridi onu düşünüp kalbinde hazır bulundurdukça göz açıp kapamaktan daha hızlı bir şekilde müridin yanında olur. Müridi korumak için çabalar ve onda dilediği şekilde tasarrufta bulunur. Ondan şeytanları uzaklaştırır. Böylece mürid şeytanlardan korunmuş olur. Zira kâmil şeyh, Allah Teâlâ'nın huzurundadır. Şeytan ise bu huzura girenlere yaklaşamaz.
Hasan Hilmi Dağıstâni, Tenbihu's-Salikin,

Minhacus seni .
4
Biz istiyoruz Dergahlar yine eskiden olduğu gibi dolsun. Sadece Sadatların, peygamberin ( ﷺ ) ve Allah( ﷻ )nın sohbeti yapılsın, başka bir şey konuşulmasın. Böyle olunca Allah muhabbet verir, muhabbet olunca sofilik ortaya çıkar. Birlik beraberlik ancak sofilik yapma niyeti olanlarla hasıl olur,başka bir niyetle değil.

Seyyid Muhammed SAQİ el hüseyni قُدِّسَ سِرُّهُ
5
Bizim şeyhe geç...!!!

Gavsı kasrevi hz 7 yaşlarındayken Muhammed Diyauddin hz den tevbe tarikat aldı. Hazret vefat edince şahı hazineye intisap etmek istedi. Şahı hazne, sen hazretin sofisisin diye hürmeten tevbe vermedi.

Başka bir sofi içki belasına düşmüş Gavs-ı kasrevi hz ne gidip tevbe almak istedi, gavs hz tam tevbe verecekken adam dedi ben daha önce şahı hazne den tevbe almıştım. Der demez gavs hz elini çekti. Edeben şeyhi nin sofisine tevbe vermedi..

Bu Yüce Nakşibendi yolu edep yoludur. Bakın büyükler bu konuda ne kadar hassas. SİZE, ŞEYHİNİ BIRAK BİZİM ŞEYHE GEÇ DİYENE BU ADABI HATIRLATIN. HAKİKİ NAKŞİBENDİ ŞEYHİ ASLA BİR BAŞKA ŞEYHE AİT SOFİYİ DERGAHINA DAVET ETMEZ. SOFİ ANCAK KENDİ RİZA VE GÖNLÜ İLE GELİRSE O ZAMAN BELKİ.
4
Gavs-ı Sani Hazretleri (K.S) gelen bu heyete, muhterem babaları Gavs Seyyid Abdülhakim Hazretlerinin (K.S) zamanındayken yaşadığı bir hatırayı şöyle anlattı:

“Bir gün köye bir otobüs dolusu insan geldi.
O zamana göre bu çok büyük bir kalabalıktı bizim için. Bu gün 100 otobüs insan ne ise o gün için de kırk-elli kişi aynıydı.

Gavsımız beni çay yapmaya gönderdi. Fakat içimden, ‘Bu kadar insana yetecek erzakı nereden, nasıl bulayım da çay yapayım?’ diye düşünerek yerimden kalktım.

Zira ne çayımız vardı o kalabalığa yetecek ne de çaydanlığımız.
Kazana su koydum. Ufak bir çaydanlığımız vardı, ona da çay koyar, çayı demlerim, diye düşündüm. O vakitler tüp de olmadığı için ateş yakmak gerekiyordu.

Çalı çırpı toplamaya gittim. Döndüğümde baktım ki kazanın altı yanıyor, su kaynamış, çay da demlenmiş. İçimden ‘Allah Allah… kim demledi bu çayı?’ diye geçirirken orada bulunanlara, ‘Niye demliyorsunuz? Emir bize idi!’ diyerek kızdım.

Onlar da, ‘Biz demlemedik, sadece kazanın ateşini yaktık’ dediler.
Hiç olmazsa çaydanlığı karıştırayım da demi otursun niyetiyle kapağını kaldırdığımda baktım ki çay demlenmiş, üstelik rengi de tadı da bambaşkaydı. Ömrümde böyle bir çay içmedim. Fakat dikkat ettim içinde çöp yoktu, sanki süzülmüş gibiydi.”

Yine Gavs hazretlerinin (K.S) zamanındaydı. Dokuz-on yaşlarındaydım. Ziyarete gelenler için kilerden tenekeyle buğday alıyorduk. O gün yirmi beş-elli teneke kadar buğday almıştık. Fakat kilerdeki buğdayın hiç eksilmediğini aksine arttığını, çoğaldığını farkettik.

Hayretler içinde kaldık. Hemen Gavs hazretlerinin yanına koşup, “Kurban, biz kilerden o kadar buğday aldık ancak azalacağına çoğaldı” dedik. .

Gavs hazretleri (K.S) gülerek, “Siz bir eksiltiyordunuz, sâdâtlar iki ekliyordu. Birini Şah-ı Hazne (K.S) koyuyordu, diğerini de Hazret” buyurdular

#BuharadanMenzile
5👍2
Merhum Yarbay Mehmed Ildırar, Gavs-ı Kasrevî hazretlerinin vefâtından sonra yaşadığı zorlukları ve yeni mürşidine bağlanırken gördüğü mânevî ikrâmı anlatıyor:

❝Gavs-ı Bilvânisî kuddise sirruhû hazretleri 1 Haziran 1972 Perşembe günü Ankara'da âhirete göçtü. Geride kalan sofiler için bu, muazzam bir zorluk demekti. Gözyaşları dereler gibi aktı. Gavsımızdan sonra iki buçuk sene ben Sultânımıza şahsen teslim olamadım. Benim biatımı ancak iki ay sonra kabul etti fakat iki sene dört ay boyunca ben hasta gezmeye devam ettim. Kalbim aslen Gavs'ta, zâhiren halife olmayan diğer oğlunda, mânevî nikâhım ise Seyyid Muhammed Râşid’de (kuddise sirruhu) bulunuyordu. Bunu neden anlatıyorum? Buna benzer hâdiseler, bu muhterem cemaatte veya akrabalarında meydana gelirse hukukunu arz etmek için...

Gavsımızın vefâtından iki buçuk sene sonra, Sultan Seyyid Muhammed Râşid hazretlerini ziyarete İstanbul’dan Kasrik’e gittik. Sultânımız beni çağırıp şöyle söyledi: 'Mehmed, bu cemaatte eski Gavsçılar var!' İçim cız etti. 'İçlerinden çıkaramıyorlar. Sen onlara sohbet et!'

'Ya Rabbim, bu ne hikmettir?' dedim. 'Hasta benim fakat benden tabip gibi davranıp sohbet etmemi istiyor' diye düşündüm. Sohbete oturdum ve şöyle dedim:

'Ey cemaat, ey sofiler! Hepiniz bilirsiniz ki Mûsâ (aleyhisselâm) ulü’l-azm peygamber idi. Sonra Allah Teâlâ Îsâ’yı (aleyhisselâm) gönderdi. İncil’i de inzal etti. Yahudilerin ifratta olanları hem İsa'ya (a.s) iftira ettiler hem de İncil’e dil uzattılar. Sonra Allah Teâlâ, Hazreti Muhammed'i ﷺ gönderdi. Bu iki tâifeden de Resûlullah ﷺ Efendimizi kabul etmeyenler vardır. Ey cemaat! Ne Mûsâ’yı (a.s) sevip Îsâ’yı (a.s) kabul etmeyen ne de Îsâ’yı (a.s) sevip Hazreti Muhammed’e ﷺ îman etmeyen gibi olalım!'

Böylece bir saat kadar sohbet ettim. Sonra kendi gönlüme baktım ki iş bitmiş. Gönlüm teslim olmuş. Kelâm, Sultan Muhammed Râşid hazretlerinin tasarrufu ile dilimden kalbime akmış. Sultânımla karşılaştım. Bana sordu:

— Sohbet ettin mi?
— Ettim.
— Nasılsın?
— Hz. Mûsa’yı, Hz. Îsâ’yı (a.s) gördük ama Hazreti Muhammed’e ﷺ teslim olduk!
— Zaten biz de sana bunun için sohbet ettirdik!

Hakîkaten o günden sonra artık kendisine gönlüm bağlandı.❞

***
[ Mürşid ve Mürîd Hukuku, s. 591
3👍3