Şer'i Rukye ve Psikoterapist🩺🍃 الرقية الشرعية و العلاج النفسي
186 subscribers
1.27K photos
497 videos
258 files
511 links
@rukye kanalına erişemiyorum. Paylaşımlara bu kanaldan devam edeceğiz biiznillah. @Rugye1 yeni hesabımdan iletişime geçebilirsiniz
Download Telegram
الشيخ خالد الحبشي قناة الرقية الشرعية
مرضت والصحون تتطايرهل هذا طبيعي؟ https://www.youtube.com/shorts/3-54HEX9BCM https://t.me/ruqyaalhibshi/1042 https://www.facebook.com/share/r/186JbTf4Ea/ https://x.com/alroqyaacademy/status/2083663010736885894
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.

Allah sizleri hayır üzerine yaşatsın, kıymetli kardeşlerim.

Bir kişi şöyle soruyor: "Şeyhim! Kızım çok ağır bir şekilde hastalandı. Bu hastalıkla birlikte evde tabaklar uçuşmaya başladı, eşyalar kırılıyor ve daha önce hiç görmediğimiz garip olaylar yaşanıyor."

Bunun ruhsal (manevî) bir rahatsızlıkla ilgisi olabilir mi?

Ben de dedim ki: Evet, elbette bunun ruhsal bir rahatsızlıkla ilgisi olabilir.

Özellikle kişi doktora gidip muayene olduğunda, doktor da: "Şikâyet ettiği şeyleri açıklayacak tıbbî bir hastalık göremiyorum." derse.

Tabakların uçuşması, mutfak eşyalarının kırılması gibi olaylara gelince...

Bazı insanlar da mutfaktan, sanki birisi yemek yapıyormuş gibi sesler duyduklarını, eşyaların kırıldığını veya metal kap-kacak sesleri işittiklerini anlatırlar.

Biz deriz ki: Bunlar, bu kıza yönelik mânevî bir eziyet olabilir. Bu; nazara uğraması ve bunun ardından şeytanların musallat olması sebebiyle olabileceği gibi, gaflet sebebiyle ya da farkında olmadan —veya bilerek— cinlerden bazılarına eziyet etmesi sonucu meydana gelen bir cin musallatı da olabilir.

Çünkü cinler intikam alırlar; kişinin bunu kasıtlı mı yoksa kasıtsız mı yaptığına aldırış etmezler.

Yüce Allah'tan, bu durumda olan kimselere Kur'ân-ı Kerîm ve şer'î rukye ile tedavi olmayı ilham etmesini niyaz ediyorum.

Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.

🌿@rukyeterapi
❤2
Selamun aleykum hayirli aksamlar bu arkadasa sena oncesi konustugumda anlattiklari seyler izah ettim ve bedendeindeki cin biznillah cikardim ama cin bana dediginde beni cikarma ben buna zarar vermiyorum ve olmaz dinen haram isliyorsun 3 saatlik seanta sonra Allah izni ile cin cikmisti ama bu arakdasa dedim bi seni rahat birakmaz kendini emellere saril ve cay icmee basladik birden arkadasin gozleri kitlendi anladimki o cin bunu rahat birmakyacakti bir anda bana sirtini gosterdi baktimki nedenine zarar veriyordu
❤2
Anladimki varlik arkadasin zarar vermek icin boyle cizmeye basladi okuma.basladim.bu arkadasin bana penceri gosteoyordu somra 3 gun sorna bir daya bunu senasa aldim.ve olay farkli cikti uzun bir meselde oldugu icin kisa yazdim
❤3
Her özlem kavuşmayı gerektirmez. Bazı özlemler, insanın doğru bildiği yoldan dönmemesi için sabırla taşınır.
👌2❤1
AFFETMEK

Kitabımıza affetme çalışmasıyla başlamak istedik. Çünkü birçok fiziksel ve ruh- sal rahatsızlığın altında affedemediğimiz insanların olduğunu fark ettik. Affetmek birçok kişi tarafından, bize zarar veren kişiyi suçsuz bulmak olarak algılanır. Oysa affetmek, bir uzlaşma, o kişiyle yeniden bir ilişki içine girmek değildir. Sadece o kişinin bize yüklediği ağırlıktan kurtulmak, o yükleri daha fazla taşımamaktır.

Bir kişiyi affetmemek, onun yüklediği olumsuzlukların, yüklediği negatiflikle- rin bizimle birlikte taşınmasına neden olur. Olayları; yaşanılan olumsuz durumdan ders çıkarmak, tekrar aynı durumla karşılaşmamak için bir kazanç olarak görmek gerekir. Suçlu olduğunu düşündüğümüz kişiyi affetmek, bir bakıma kendimizi öz- gürleştirir. Affetmediğimiz her konu, bizim geçmişe takılı kalıp, anı yaşayamama- mıza neden olur.

Affetmek hem fiziksel hem de duygusal açıdan çok faydalıdır. Yapılan araştır- malar, affetmenin insan sağlığı üzerindeki etkilerini ortaya koymuştur. Kızgın ve nefret dolu insanlar, gergin ve mutsuzken; affetmeyi bilen insanlar tam tersine mutlu ve huzurludur. Affeden insanların kalp atışları daha yavaş ve düzenlidir, stres seviyeleri daha düşüktür, bağışıklık sistemleri daha güçlüdür.

Affetmenin önündeki en büyük engel çoğunlukla, affetmeyi bir yenilgi olarak görmektir. Başkalarını affedemeyen bireyler, kendilerini de affetmekte zorlanırlar. Sürekli kendilerini suçlarlar, kızarlar. Kendileriyle barışık değillerdir. Kendimize karşı ne kadar yumuşak ve affedici olabilirsek, başkalarını da affetmemiz o kadar kolay olur. Affettiğimiz zaman özgürleşen kişi suçlu bulduğumuz kişi değil, biz oluruz.

Şimdi aşağıdaki affetme demosunu yaparak, kendinizi özgürleştirebilirsiniz. (Bu ilk uygulamamızda EFT vuruşlarına gerek yoktur.)

Affetme Demosu
_____
Dik bir şekilde oturun ve yanınıza bir yastık alın.

Gözlerinizi kapatın.

Sanki uzun bir yolculuğa çıkıyormuşsunuz gibi önce iç dünyanızda, sonra da beden dünyanızda bir hazırlık yapın.

Uzun, çok uzun bir yolculuğa hazırlanır gibi, gözleriniz kapalı ve ruhunuzun derinliklerine doğru yapacağınız yolculuğa hazırlanıyorsunuz.

Zaman su gibi akıp gidecek. Ve siz geri döndüğünüzde; zihninizin, düşünceleri- nizin, duygularınızın arasına sıkışmış bütün olumsuzlukların, kaygıların ve endişele- rin yok olup gittiğine şahit olacaksınız. Bu şahitliğiniz apaçık bir şekilde olacağı gibi, gizli ve farkında olmadan da gerçekleşebilir.

Siz bunların hepsine ruhunuzla ve düşüncelerinizle hazırlanırken, önce bede- ninizi hazırlayalım.

Şimdi göz kapaklarınızın çevresindeki bütün kaslarınızı gevşetin. Gözünüzün çevresindeki kaslar o kadar çok gevşesin ki artık onları kullanma ihtiyacı duymaya- cağınız kadar çok gevşemiş olsun.

Belli bir aşamaya geldiğinizde, artık gözlerinizi açmak isteseniz bile açamadığı- nızı görecek, ama açabileceğinizi bileceksiniz.

Ağır olduklarını fark edin. Sonra başınızın üzerindeki kasları gevşetin; yanakla- rınız, alnınız, burnunuz, dudaklarınız ve başınızın arkasındaki bütün kasları tek tek serbest bırakın. Öyle ki boynunuza geldiğinizde, başınızı dik tutan bütün kasların

gevşemiş olduğunu fark edin.

Derin ve rahat bir duyguyla, bütün kaslarınızın gevşediğini hissedin. Sonra omuzlarınızı, kollarınızı, karnınızı, göğsünüzü, sırtınızı, bacaklarınızı ve ayaklarınızı; İstisnasız bütün kaslarınızı gevşetin.

O kadar çok gevşetin ki, bir süre sonra sanki koltukla bütünleşmişsiniz, siz kol- tuğa dönüşmüşünüz, koltuk size; ya da boş bir çuval gibi koltuğun üstünde yatıyor- muşsunuz gibi düşünün.

Şimdi sizinle o bahsettiğimiz uzun ve derin yolculuğa çıkalım.

Bu yolculuğu uzak bir memlekette, çok uzak bir memlekette yapıyormuş gibi hissederken hemen dibinizdeki, kanınızın içinde yapmanızı istiyorum.

Kırmızı ve sıcak kanınızın içinde ilerliyorsunuz. O güzel sıcaklık bedeninizi sarıyor.

Zihninize, duygularınızın ve düşüncelerinizin olduğu merkeze gidin.

Zihninizin en ışıklı noktasında durun. Burası sizin her şeyi çözeceğiniz yer. Her şeyi anlayacağınız yer. Her şeyle yüzleşeceğiniz yer.
Burası sizin merkeziniz, burası sizin dünyanız, burası sizin evreniniz.

Burası sizsiniz ve siz buradasınız.

Şimdi karşınıza boş bir sandalye getirdiğinizi ve o sandalyenin üzerine affet- mek istediğiniz birini oturttuğunuzu görün.

Bu hayatta seçimler yaptınız. Birçok seçim... İrili-ufaklı, doğru-yanlış birçok seçim...

Bazen zor olanı seçtiniz. Yapıp yapamayacağınızı, başarıp başaramayacağınızı bilemediniz ama zor olanı seçtiniz. Elbette ki sonunda büyük faydalar, büyük ödül- ler bekliyordunuz.

Bazen de kolay olanı seçtiniz. Kaçtınız. Size zarar vereceğini bile bile, her şey ortadayken, her şey açıkken, kolay olanı tercih ettiniz.

Bazen de siz hiç seçim yapmadınız. Bir seçimin içerisinde dünyaya geldiniz. Sizin adınıza birileri çoktan seçim yapmışlar. Belki acıların, belki çelişkilerin, belki çatışmaların ortasına düştünüz. Ve en acısı da bunu, karşınızdaki sandalyeye oturt- tuğunuz kişi yaptı.

En çok acıyı da o verdi size. Hiç yaşamak istemediğiniz, keşke bunların hiçbirisi olmasaydı, keşke bunların hiçbirini yaşamasaydım dediğiniz olaylar yaşadınız.

Acılar çektiniz. Ve tüm bu acılar, tüm bu çektikleriniz sizin planladığınız hayatla da hiç örtüşmüyor. Hiç ama hiç örtüşmüyor!

Ne güzel hayaller kurmuştunuz.

Ne güzel bir yaşam yaşamayı dilemiştiniz.

Ne güzel beklentileriniz vardı ama olmadı, olmuyor. Ne yaparsan yap olmuyor. Çektiğiniz acılar, çektiğiniz ıstıraplar, yaşadıklarınız sanki kurtulamadığınız bir kafe- sin içeresinde debelenip duruyormuş gibi hissettiriyor.

Beni incittin!

Şimdi size en çok acı veren o kişinin gözlerinin içine bakın ve söyleyin:

Beni kırdın! Benim acılar çekmeme neden oldun.

Beni belki küçük bir kız (erkek) çocuğu iken incittin. (Ne zaman olduysa onu söyleyin.)

Bana zarar verdin.

Benim kendimi kötü hissetmeme neden oldun.

Kendimi çok ama çok incinmiş hissediyorum. En aciz, en zavallı, en sıradan, en korumasız zamanımda beni incittin. Ne yapacağımı ne söyleyeceğimi, nasıl davra- nacağımı bilmediğim bir zaman diliminde...

Duygularıma, kimliğime, kişiliğime zarar verdin.

Sana çok güveniyordum.

Senin hayatımdaki varlığın, bambaşka şeyler ifade ediyordu. Sana o kadar farklı umutlar, o kadar farklı duygular bağlamıştım ki, bir gün hepsinin hayal olaca- ğını, yok olacağını, kağıttan bir ev gibi buruşup yok olacağını düşünmemiştim bile.

Sen benim kahramanımdın. Sen benim her şeyimdin. Yaşamımdaki en önemli anlam sendin.

Şu anda sanık kürsüsüne seni oturttum ve seninle hesaplaşıyorum. Bana ver- diğin acıları sindirmeye çalışıyorum, seni affetmeye çalışıyorum.

Seni hâlâ nasıl affedeceğimi bilmiyorum. Ama seni affetmek istiyorum çünkü hayatımda daha fazla yer tutmanı istemiyorum.

Bana daha fazla acı vermeni istemiyorum. Çünkü özgürleşmek istiyorum, çün- kü mutlu olmak istiyorum.

Senin yaptıklarından dolayı hâlâ acı duyuyorum.

Bana yaptıklarından dolayı senden nefret ediyorum. (Ne yaptıysa onu yüzüne söyleyin.) Beni terk ettin, beni önemsemedin, beni görmezden geldin, bana saygı duymadın... Daha da önemlisi beni sevmedin! Diğer insanlar sevilirken ben, senin gözlerinin içinde sevgi parçacıklarını aradım.

Senden bütün istediğim bana........... davranmandı.

Beni incitmene daha fazla izin vermeyeceğim, bana acı çektirmene daha fazla izin vermeyeceğim. (Önünüzdeki yastığa vurmak istiyorsanız vurabilirsiniz.)

Bana ne yaptığını görüyor musun? Yapmak istediğin bu muydu? Bunu mu arzu ediyordun? Beni bu hale mi getirmek istiyordun? Neler yaptın, neler oldu hayatım- da farkında mısın? Gerçekten farkında mısın?

Seni hiç affetmek istemiyorum ama biliyorum ki, bunun bana hiçbir faydası

yok.

Biliyorum ki bazen insanlar birbirlerini incitirler.

Bazen insanlar birbirlerine acı verirler. Neden biliyor musun?

Bu yolculuğu uzak bir memlekette, çok uzak bir memlekette yapıyormuş gibi

hissederken hemen dibinizdeki, kanınızın içinde yapmanızı istiyorum. Kırmızı ve sıcak kanınızın içinde ilerliyorsunuz. O güzel sıcaklık bedeninizi sarıyor.

Zihninize, duygularınızın ve düşüncelerinizin olduğu merkeze gidin.
Zihninizin en ışıklı noktasında durun. Burası sizin her şeyi çözeceğiniz yer. Her şeyi anlayacağınız yer. Her şeyle yüzleşeceğiniz yer.

Burası sizin merkeziniz, burası sizin dünyanız, burası sizin evreniniz.

Burası sizsiniz ve siz buradasınız.

Şimdi karşınıza boş bir sandalye getirdiğinizi ve o sandalyenin üzerine affet- mek istediğiniz birini oturttuğunuzu görün.

Bu hayatta seçimler yaptınız. Birçok seçim... İrili-ufaklı, doğru-yanlış birçok seçim...

Bazen zor olanı seçtiniz. Yapıp yapamayacağınızı, başarıp başaramayacağınızı bilemediniz ama zor olanı seçtiniz. Elbette ki sonunda büyük faydalar, büyük ödül- ler bekliyordunuz.

Bazen de kolay olanı seçtiniz. Kaçtınız. Size zarar vereceğini bile bile, her şey ortadayken, her şey açıkken, kolay olanı tercih ettiniz.

Bazen de siz hiç seçim yapmadınız. Bir seçimin içerisinde dünyaya geldiniz. Sizin adınıza birileri çoktan seçim yapmışlar. Belki acıların, belki çelişkilerin, belki çatışmaların ortasına düştünüz. Ve en acısı da bunu, karşınızdaki sandalyeye oturt- tuğunuz kişi yaptı.

En çok acıyı da o verdi size. Hiç yaşamak istemediğiniz, keşke bunların hiçbirisi olmasaydı, keşke bunların hiçbirini yaşamasaydım dediğiniz olaylar yaşadınız.

Acılar çektiniz. Ve tüm bu acılar, tüm bu çektikleriniz sizin planladığınız hayatla da hiç örtüşmüyor. Hiç ama hiç örtüşmüyor!

Ne güzel hayaller kurmuştunuz.

Ne güzel bir yaşam yaşamayı dilemiştiniz.

Ne güzel beklentileriniz vardı ama olmadı, olmuyor. Ne yaparsan yap olmuyor. Çektiğiniz acılar, çektiğiniz ıstıraplar, yaşadıklarınız sanki kurtulamadığınız bir kafe- sin içeresinde debelenip duruyormuş gibi hissettiriyor.

Şimdi size en çok acı veren o kişinin gözlerinin içine bakın ve söyleyin:

Beni incittin!

Beni kırdın! Benim acılar çekmeme neden oldun.

Beni belki küçük bir kız (erkek) çocuğu iken incittin. (Ne zaman olduysa onu söyleyin.)

Bana zarar verdin.

Benim kendimi kötü hissetmeme neden oldun.

Kendimi çok ama çok incinmiş hissediyorum. En aciz, en zavallı, en sıradan, en korumasız zamanımda beni incittin. Ne yapacağımı ne söyleyeceğimi, nasıl davra- nacağımı bilmediğim bir zaman diliminde...

Duygularıma, kimliğime, kişiliğime zarar verdin.

Sana çok güveniyordum.

Senin hayatımdaki varlığın, bambaşka şeyler ifade ediyordu. Sana o kadar farklı umutlar, o kadar farklı duygular bağlamıştım ki, bir gün hepsinin hayal olaca- ğını, yok olacağını, kağıttan bir ev gibi buruşup yok olacağını düşünmemiştim bile.

Sen benim kahramanımdın. Sen benim her şeyimdin. Yaşamımdaki en önemli

anlam sendin.

Şu anda sanık kürsüsüne seni oturttum ve seninle hesaplaşıyorum. Bana ver- diğin acıları sindirmeye çalışıyorum, seni affetmeye çalışıyorum.

Seni hâlâ nasıl affedeceğimi bilmiyorum. Ama seni affetmek istiyorum çünkü hayatımda daha fazla yer tutmanı istemiyorum.

Bana daha fazla acı vermeni istemiyorum. Çünkü özgürleşmek istiyorum, çün- kü mutlu olmak istiyorum.

Senin yaptıklarından dolayı hâlâ acı duyuyorum.

Bana yaptıklarından dolayı senden nefret ediyorum. (Ne yaptıysa onu yüzüne söyleyin.) Beni terk ettin, beni önemsemedin, beni görmezden geldin, bana saygı duymadın... Daha da önemlisi beni sevmedin! Diğer insanlar sevilirken ben, senin gözlerinin içinde sevgi parçacıklarını aradım.

Senden bütün istediğim bana davranmandı..

Beni incitmene daha fazla izin vermeyeceğim, bana acı çektirmene daha fazla izin vermeyeceğim. (Önünüzdeki yastığa vurmak istiyorsanız vurabilirsiniz.)

Bana ne yaptığını görüyor musun? Yapmak istediğin bu muydu? Bunu mu arzu

ediyordun? Beni bu hale mi getirmek istiyordun? Neler yaptın, neler oldu hayatım- da farkında mısın? Gerçekten farkında mısın?

Seni hiç affetmek istemiyorum ama biliyorum ki, bunun bana hiçbir faydası yok.

Biliyorum ki bazen insanlar birbirlerini incitirler.

Bazen insanlar birbirlerine acı verirler. Neden biliyor musun?

Çünkü onlar da acı çektiler.

Çünkü onlarda incindiler.

Çünkü onlar da aradıklarını bulamadılar.

Çünkü onlar da yetersizdiler.

Çünkü onlar da çaresizdiler.

Çünkü onlar da ne yapacaklarını bilmiyorlardı.
Neden biliyor musun? Çünkü onlar da kabul edilmek istediler ama kabul edil- mediler, sevilmek istediler ama sevemediler, sevmek istediler ama sevilmediler. Onlar da tıpkı senin gibi bilmiyorlardı.

Bütün yükünüzü boşaltın ve onu affettiğinizi söyleyin:

Seni affediyorum. Çünkü sen de benim gibi sevilmek istedin. Seni artık anlıyo- rum ve seni affediyorum.

Çünkü sen de benim gibi kabul edilmek istedin fakat çoğu zaman kabul edil- medin. Sen de benim gibi şefkate ihtiyaç duydun. Birilerinin sana sarılmasını, seni kucaklamasını, senin üstünde bir örtü olmasını istedin ama kimse bunu sana yap- madı. Bu yüzden sen de neyi nasıl yapacağını öğrenemedin.

Seni affediyorum, çünkü sen de tıpkı benim gibi insansın. Yanlışlar yaptın, yan- lışlar yaparak büyümeye çalıştın. Yanlışlar yaparak doğruyu öğreniyorsun. Seçim- ler yaptın ve seçimlerin çoğu zaman yanlıştı.

Tıpkı benim gibi sen de zayıfsın, çaresizsin.

Artık kendime acı vermekten vazgeçiyorum. Kendimi kurban gibi görmekten vazgeçiyorum.

Seni affederek kendimi özgürleştiriyorum.

Seni affederek hayatı seçiyorum.

Seni affederek mutluluğu seçiyorum.

Seni affederek kurtuluşu seçiyorum. Artık sen de ben de özgürüz.

(Karşınızdaki kişi arkasını dönüp gidebilir. Ayaklarınıza da kapanabilir ya da eriyip yok olup gidebilir.)

İçinizde, göğsünüzde, başınızda, bacaklarınızda, kollarınızda büyük bir hafif- leme, rahatlama, inanılmaz hoş bir duygu, hafif bir esinti, güzel bir kuş sesi ya da müzik duyabilirsiniz. Bunların birkaçı ya da hepsi olabilir ama içinizden, sırtınızdan büyük bir yük kalkmış gibi hissedebilirsiniz.

Buna rağmen sırtınızda kocaman bir çuval var. Bu çuvalın içerisinde affetmedi- ğiniz ve yıllarca sırtınızda taşıdığınız diğer insanlar var.

Kimi tanıdığınız, kimi unuttuğunuz ama içten içe kin duymaya devam ettiğiniz, sizi zehirlediğinin farkında dahi olmadığınız...

Bir çuval; kocaman bir çuval... Gülle gibi ağır, kurşun gibi ağır, aba gibi ağır bir

çuval... Şimdi zihninizin o ışıklı noktasından, o çuvalı kaldırıp bir derenin içine atın ve

çuvalın arkasından bakın.

Nasıl hafiflediğinize, nasıl özgürleştiğinize, nasıl rahatladığınıza bakın.

İşte böyle.

Sırtınızdan attığınız bu yükler sayesinde; hayata yeniden doğmuş gibi, sıfırdan başlamış gibi, önünüzdeki güzel hayatı nasıl huzurlu yaşayacağınızı düşünün.

Yaşayacağınız yeni hayatın, sırtınızdaki yüklerden kurtulduğunuz hayatın, nasıl bir hayat olduğunu hayal edin.

En küçük ayrıntılarına kadar görün... Çiçeklerin kokusu, insanlar, doğa, taşlar, evler, ağaçlar, işler her şey sanki yeniden tasarlanmış gibi.

Tüm bakışınız, algılamanız, tepkileriniz sanki yeniden başlatılmış gibi. Format atılmış bir bilgisayar gibi.

Küçük bir çocuğun neşesi, mutluluğu doluyor içinize.

Hep bir şeyler engel olmuştu.

O çocukluğunuzdaki mutluluğunuzu, çocukluğunuzdaki sevincinizi ya da daha genç yaşlardaki o enerjinizi geri getirdi bir şeyler... Ne olduğunu bilmediğiniz, adını

koyamadığınız bir şey...

Şimdi derin bir nefes alıp verin; içinizdeki o derin huzuru, o derin mutluluğu ve güven duygusunu hissedin. Ve onu bedeninize yapıştırın.

Sürekli orada duracak şekilde dizayn edin.

Her olumsuzlukla karşılaştığınızda, onun büyüdüğünü, onun mutluluğunu her yeri kapladığını ve bütün olumsuzlukları yok ettiğini fark edin.

Şimdiye geri gelin.

Sesimin olduğu zamana.

Ve bu zamanda, şimdide sizi mutlu eden her şeyin, zihninizde canlı ve güzel durmasını sağlayarak; şimdiye kadar akıttığınız bütün gözyaşlarına ve sizde oluşan tüm olumsuzluklara son veriyorum.

Şimdiye geri gelin ve istediğiniz zaman gözlerinizi açıp rahatlayın.

Şifa olsun.
اللهم صلِّ وسلِّم وبَارِك على نبيِّنا مُحمد ﷺ
❤1
TRAVMAYI YAŞARKEN NASIL

ÇALIŞMA YAPILIR?

"HER ŞEY ZATEN GÜZEL OLACAK. BEN VE

SEVDİKLERİM TAMAMEN GÜVENDE. BEN BU YÜZDENKALBİMDEKİ, KARNIMDAKİ, BOĞAZIMDAKİ, İÇİORGANLARIMDAKİ BU SICAK SOĞUK DUYGULARIBİRER BİRER SERBEST BIRAKIYORUM. SIRT ÜSTÜNEHRE UZANIYORUM VE KENDİMİ SUYUN AKIŞINABIRAKIYORUM. SIRTIMDAKİ, BELİMDEKİ, ENSEMDEKİ,KOLLARIMDAKİ, BACAKLARIMDAKİ, AYAKLARIMDAKİ,OMUZLARIMDAKİ, KALÇAMDAKİ, ELLERİMDEKİ,AYAKLARINDAKİ KASILMALARI GEVŞETİYORUM.SERTLİKLERİ YUMUŞATIYORUM. ŞU AN YAŞADIĞIMDURUMU KABUL EDİYORUM. BU DURUMA TAMAMENTÜM KALBİMLE TESLİM OLUYORUM. ÇÜNKÜ BEN TÜMGEREKENLERİ ZATEN YAPTIM. BEN VE SEVDİKLERİMTAMAMEN GÜVENDE. YARADANA GÜVENİYORUM VEYAŞAYACAKLARIMA TAMAMEN TESLİM OLUYORUM.”

Bu sözleri tekrar ederken kimseye farkettirmedenKÖPRÜCÜK kemiğinin ve yapabiliyorsan BAŞININÜSTÜNE bir kaç parmağını vurman çok fayda_sağlayacak.