Adamı ve kadına yapması gerektikleri şeyleri söyledim ve bir hafta sonra tekrar rukye yaptım. Kadın artık tamamen iyileşmişti. Bundan sonra hayatta kuransız yapmam dedi ve geri döndü.
❤1
Aşık cin nedir? Belirtileri nelerdir? Aşık cinden nasıl kurtulunur? Tedavisi nasıl olur? Aşık cin çok önemi bi konu çünkü bir sürü insanın evliliği, sosyal yaşamını etkiliyor. Kişi bu musallata uğradığında baya sıkıntılar çekmesine sebep olmaktadır. Kendi benliğinde ve anatomisinde değişiklikler olmaktadır. Dolayısıyla kişi baya problemler yaşamaktadır. Cinler insanlara aşık olur mu diye bazı kesimler bunu inkâr etmektedirler. Kur'an'ı Kerim de Rahmân suresinde Allah azze ve celle şöyle buyuruyor:
فِيهِنَّ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Cennet hurilerini anlattığı bu ayeti kerimede; Cennetteki bu hurilere daha önce onlara ne cin ne insanlardan kimse dokunmadı, diye buyuruyor. Bu ayette hurilere insanlar ve cinlerin dokunmamasını onlarla ilişkiye girmemesini, cima yapmamasını anlatıyor. Bütün tefsirciler dokunmayı cima olarak anlatmışlar. Yani demek ki cinlerde insanlarla ilişkiye girebilirler. Aşık cin iki türlüdür: birincisi gerçekten aşık olur, insanı sever. İnsanın vücut hatlarını beğenir. Peygamber aleyhissalatu vesselam tuvalete girdiği zaman diyorki " Allah'ım dişi ve erkek şeytanlardan sana sığınırım." Tuvalet bizim soyundugumuz yerlerden biridir. Yine bir hadiste Ademoğlu ile cinlerin arasındaki perde soyunurken besmele çekmesidir, diye buyuruluyor. Yani cinler insanlara aşık olabilir, onların uzuvlarını beğenebilir. Yine bir hadiste " İnsanların ve cinlerin nazarından Allah'a sığınırım." Demekki cinlerde insanları kıskanabilir, nazar edebilir. İnsanlar cinlerden daha üstün daha güzel yaratıldığı için cinler insanları beğenip, kıskanabilirler. Alimler bu aşık cinler hakkında bunlar üzerinde baya durmuşlardır. İbn Kayyım El Cevziyye, İbn Teymiyye' nin aşık cin devreye girdiğinde cine 300 sopa vurduğunu söylüyor. Aşık cinin kişiyi seven kısmı kişiye zarar vermez,onu sever. Zarar vermezden kasıt, kişiyi korkutmaz, ona kötü rüya göstermez, onunla çok uğraşmaz. Hatta hasta kendinde bir cin musallatı olduğunu bile anlamayabilir. Ama ibadetlerinde ağırlık olur, sıkıntı olur, zikirlerini düzgün yapamaz, düzgün Kur'an okumaz, namazlarında sıkıntı yaşar. Cin müslüman degilse bunlar onun zoruna gider. Bu kişi şehvetinde çok büyük doruk noktaları yaşar, şehveti çok yüksek olur. Eşine karşı cinsel açıdan soğuk olur. Kişi banyoya girip soyunduğunda birini hisseder, gözlerini kapatmaktan çekinir kapatamaz. Gözünü kapattığında sanki birisi onu izliyomuş gibi hisse kapılır, suyun altında boğuluyomuş gibi hisse kapılır. Bu içindeki cinden kaynaklanır. Kişi de cinsel rüyalar çok olur. Aşık cinin diğer türü ise; bunun adı aşıktır. Bu kişiyi sevmez, aşkından sevgisinden gelmez. Sırf zina için, onunla birlikte olup ilişkiye girmek için gelmiştir ve cin onu sevmemiştir. Kişiyi korkutur, rüyalarına girer kabuslar gösterir. Kişi uyku sorunları yaşar, cinsel rüyaları çok görür. Hatta tecavüz rüyaları görür, yani bu birlikteliği zorla yaşar. Kişi kendinde bı sıkıntı olduğunu anlar, hasta olduğunu bilir. Bu iki aşık cininde ortak özelliği kişi ile rüyalarında zina yapmasıdır, bu durum ilerlediğinde kişi rüyaların da cini görür ve cinle gerçekten ilişkiye girmeye başlar. Bu tip insanlar eşlerine karşı çok soğuk olurlar. Bi kişi eşini çok sever, eşi yanında yokken onu çok özler, devamlı onu görmek ister ama eşi eve yanına geldiğinde eşinin her yaptığı ona batar, tartışmalar olur, küsmeler olur. Erkek veya kadında aşık cin varsa cin eğer eşi yanında değilse ona vesvese vermez ama yanına geldiği an cin onu eşinden kıskandığından vesvese verir. Böyle durumda kisinin yapacağı Allah'a, tevhide dönmesidir. Aşık cin musallat olmasının sebeplerinden bi tanesi çok aynaya bakmak, güzelliğini öne çıkarmak, vücut hatlarını öne çıkarmak, kendini insanlara beğendirmek. Bu durumda insanlar onu begenirken cinde beğeniyor. Bedeninde aşık cin olan bi kadına rukye yaptığımızda, cine bu kadına niye girdin diye sorduğumuzda düğünde çok güzel göbek atıyordu,oynuyordu diyor, onu beğeniyor.
فِيهِنَّ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Cennet hurilerini anlattığı bu ayeti kerimede; Cennetteki bu hurilere daha önce onlara ne cin ne insanlardan kimse dokunmadı, diye buyuruyor. Bu ayette hurilere insanlar ve cinlerin dokunmamasını onlarla ilişkiye girmemesini, cima yapmamasını anlatıyor. Bütün tefsirciler dokunmayı cima olarak anlatmışlar. Yani demek ki cinlerde insanlarla ilişkiye girebilirler. Aşık cin iki türlüdür: birincisi gerçekten aşık olur, insanı sever. İnsanın vücut hatlarını beğenir. Peygamber aleyhissalatu vesselam tuvalete girdiği zaman diyorki " Allah'ım dişi ve erkek şeytanlardan sana sığınırım." Tuvalet bizim soyundugumuz yerlerden biridir. Yine bir hadiste Ademoğlu ile cinlerin arasındaki perde soyunurken besmele çekmesidir, diye buyuruluyor. Yani cinler insanlara aşık olabilir, onların uzuvlarını beğenebilir. Yine bir hadiste " İnsanların ve cinlerin nazarından Allah'a sığınırım." Demekki cinlerde insanları kıskanabilir, nazar edebilir. İnsanlar cinlerden daha üstün daha güzel yaratıldığı için cinler insanları beğenip, kıskanabilirler. Alimler bu aşık cinler hakkında bunlar üzerinde baya durmuşlardır. İbn Kayyım El Cevziyye, İbn Teymiyye' nin aşık cin devreye girdiğinde cine 300 sopa vurduğunu söylüyor. Aşık cinin kişiyi seven kısmı kişiye zarar vermez,onu sever. Zarar vermezden kasıt, kişiyi korkutmaz, ona kötü rüya göstermez, onunla çok uğraşmaz. Hatta hasta kendinde bir cin musallatı olduğunu bile anlamayabilir. Ama ibadetlerinde ağırlık olur, sıkıntı olur, zikirlerini düzgün yapamaz, düzgün Kur'an okumaz, namazlarında sıkıntı yaşar. Cin müslüman degilse bunlar onun zoruna gider. Bu kişi şehvetinde çok büyük doruk noktaları yaşar, şehveti çok yüksek olur. Eşine karşı cinsel açıdan soğuk olur. Kişi banyoya girip soyunduğunda birini hisseder, gözlerini kapatmaktan çekinir kapatamaz. Gözünü kapattığında sanki birisi onu izliyomuş gibi hisse kapılır, suyun altında boğuluyomuş gibi hisse kapılır. Bu içindeki cinden kaynaklanır. Kişi de cinsel rüyalar çok olur. Aşık cinin diğer türü ise; bunun adı aşıktır. Bu kişiyi sevmez, aşkından sevgisinden gelmez. Sırf zina için, onunla birlikte olup ilişkiye girmek için gelmiştir ve cin onu sevmemiştir. Kişiyi korkutur, rüyalarına girer kabuslar gösterir. Kişi uyku sorunları yaşar, cinsel rüyaları çok görür. Hatta tecavüz rüyaları görür, yani bu birlikteliği zorla yaşar. Kişi kendinde bı sıkıntı olduğunu anlar, hasta olduğunu bilir. Bu iki aşık cininde ortak özelliği kişi ile rüyalarında zina yapmasıdır, bu durum ilerlediğinde kişi rüyaların da cini görür ve cinle gerçekten ilişkiye girmeye başlar. Bu tip insanlar eşlerine karşı çok soğuk olurlar. Bi kişi eşini çok sever, eşi yanında yokken onu çok özler, devamlı onu görmek ister ama eşi eve yanına geldiğinde eşinin her yaptığı ona batar, tartışmalar olur, küsmeler olur. Erkek veya kadında aşık cin varsa cin eğer eşi yanında değilse ona vesvese vermez ama yanına geldiği an cin onu eşinden kıskandığından vesvese verir. Böyle durumda kisinin yapacağı Allah'a, tevhide dönmesidir. Aşık cin musallat olmasının sebeplerinden bi tanesi çok aynaya bakmak, güzelliğini öne çıkarmak, vücut hatlarını öne çıkarmak, kendini insanlara beğendirmek. Bu durumda insanlar onu begenirken cinde beğeniyor. Bedeninde aşık cin olan bi kadına rukye yaptığımızda, cine bu kadına niye girdin diye sorduğumuzda düğünde çok güzel göbek atıyordu,oynuyordu diyor, onu beğeniyor.
❤1
Bi diğeri de kadın balkonda sigara içerken o beni görmüyodu ama ben onu görüyordum ve ona baktıkça beğendim ve girdim diyor. Kişinin üzüntülü anlarında cinler çok girmeye çalışırlar. Eşi ile tartıştıktan sonra kadın ağlarken cin onun yanına gider, onunla arkadaş olmaya çalışır, aşık olur, kızdığı kocasına karşı cin kendisi o kadına kocalık yapmaya çalışır. Bu kadar fırsatçıdır. Aşık cinin ,bütün hastalıkların, nazar, büyü, hased en büyük ve en belirgin belirtisi: Kur'an okuduğunda ağırlık çökmesidir, gözlerde hemen kapanma, uyku hali gelir. Dolayısıyla bu durumdan hemen Kur'an ve sünnete göre rukye ile tedavi olması,kurtulması gerekir. Aşık cinin belirtileri; uyku sorunu, kasık bölgesinde ağrı, avret mahalinde elektriklenme, kasılma, o bölgelerde ağrı, eşlere karşı cinsel soğukluk, yada çok aşırı cinsel istek, eşine karşı tiksinti duyma ama dışarıya karşı aşırı şehvetli olma, eşi ile cima olmama, kişinin kendi kendini tatmin etme, cinsel video izleme, cinsel rüyalar görme, aklında sürekli cinsellik olması, yatağa girdiğinde ateş hissedip soyunma hissi duyması, çırılçıplak yatmak isteme, cinsel rüyalarda devamlı akrabaları, tanıdık kişileri görür. Kasık ve diz kapağı arasında, baldır bölümlerinde ağrı olur. İç çamaşırında kişinin kendisine ait olmayan kıllar görmesi belirtilerdendir. Aşık cinin tedavisi ise; kişinin İslam'a dönmesidir, ehli sünnete göre düzeltme, gerek ilim olarak gerek amel olarak ortaya koyduktan sonra yani ruhunuz güçlenmeden cin musallatından kurtulmak zor olur. Çünkü senin ruhunun güçsüz olduğundan dolayı cin senin bedeninde barınıyor. İmam Muflih' e soruyorlar: "İnsan cini çarpar mı? diyolar. İbni Muflih ise "İman dolu bir kalbe cin girdiğinde erir, barınamaz."diyor. Yani öncelik ruhumuzu güçlendirmektir. Bu fa nedir; ihlas, ibadet, takva, salih amel, zikir, Kur'an, oruç, sadaka ile ruhumuz güçlenecek ve sonra teedavi olunacak. Bir yandan ruhu güçlendirip bi yandan da bedeni güçlendirecez. Bu da; sabah aşık cin rukyesini dinlemek, öğlen bakara suresi dinlemek, akşam yakma ayetleri ve arkasına çıkış ayetlerini dinlemek. Akşamki rukyelerini peş peşe dinlemek daha etkili olur. Bu şekilde kişi iyileşene kadar yapacak bunu. Eğer kişi çalışıyorsa, işe okula gittiği için öğlenki bakara suresini dinleyemezse sabah akşamki rukyeleri düzenli yapması gerekir. Her gün 1,5 lt lik suya yakma ayetleri, sihir ve nazar ayetlerini okuyacaksınız. Belli bi müddet bunu yapınca cin buna dayanamayıp çıkacak. Acı çeke çeke ölmektense çıkacaktır. Bu okuduğunuz suyu çoğaltmayacaksınız. Suyun hacmi çoğaldıkça ayetlerin etkisi azalır. Her gün bu içtiğiniz 1,5 lt lik su tüm bedeninizde dolaşacak. "Muhakkak ki şeytan kanın damarlarda gezdiği gibi gezer." Bu su ile gezmesini engelleyip, onun acı çekmesine sebep olur. Bir de Yine okunmuş 1,5 lt lik su ile banyo yapıyorsunuz. İkindi ve akşam vakti arası yapmanız daha uygundur çünkü cinler bu saatlerde aktiftir. Cinler akşam bedende ortaya çıkar. Peygamber aleyhisselam çocuklarınızı akşam evinize alın, akşam vakti cinlerin uyanış vaktidir diyor. Bende de hasta olan insanların sıkıntıları ikinti vaktinden sonra başlar. Cinin bedende aktif olduğunda banyo yapıldığında daha çok zarar görür. Bu su ile banyo yaptıktan sonra kurulanmıyorsunuz. Bu suyu yetmezse elinizle tüm bedeninize yayın. Suyu vücut iyice çeksin. Zeytinyağına yine sihir, yakma ve nazar ayetlerini okuyorsunuz. Bu zeytinyağını her sabah ve akşam yarım çay bardağı aç karnına içiyorsunuz. Yine bu zeytinyağını boğazdan aşağı tüm vücuda krem sürer gibi yağlıyorsunuz. En faziletlisi her saat başı yaglanmak. En sonuncu yağlanma yatarken olsun. Yağı beden içine çekince o cine acı, zarar verir. Hastanın bütün sıkıntıları yavaş yavaş geçmeye başlayacaktır. Okunmuş su ile leğen de yıkanmak daha uygundur, balkon giderinden bahçeye dökmek daha uygudur. Lağım giderine dökmek çok uygun değildir ama haram değildir çünkü bununla ilgili delil yoktur Edeben dökmemek daha uygun, güzeldir. Yağlanmayı her saat başı yapamayan günde 10 defa, onu da yapamayan yapabildiği kadar çok yağlansın. Programların en önemlisi yağlanmadır.
❤1
Bütün vücut yağı çekince cin bedende nereye kaçmaya çalışırsa çalışsın yanar, acı çeker. Allah azze ve celle zeytinyağını şifa kılmış. Zeytine yemin etmiş. Aşık cine rukye yaparken Kur'an daki fahşa ayetlerini, zina ayetlerini,azap ve yakma ayetlerini okuyacaklar. Rukye yapan kişi eğer uzmansa, gerçekten rukyeyi iyi biliyorsa aşık cinde dövme olayı vardır. Şeyh Halid'in bu konu için özel " Cin Dövülür Mü?" diye bir Risalesi vardır. Türkçesi yoktur, arapçadır. Aşık cinde rukyeci uzmansa kişiyi dovebilir. Yani oklava ile vurabilir. Bazı rukyeciler çıkmış döven, sopa atan rukyecilerden uzak durun diyor. İbni Teymiyye 300 sopa vurun diyor. Aşık cin niye dövülür; Allah azze ve celle zinanın cezasını sopa vurun demiştir. Nur suresinde geçer. اَلزَّانِيَةُ وَالزَّانٖي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا مِائَةَ جَلْدَ
Sopa vurulmasının sebebi, zina edenin şehvetini kırar. Bu cezanın aynı zamanda bi hikmetidir. Aşık cine de sopa vurmanın sebebi de budur, cinin şehvetini kırar. Tabi bu kişiye zarar vermeyecek şekilde yapılır. Baldırlardaki ağrının sebebi de cinin oralara da yerleşmesinden kaynaklanır. Aşık cin avret mahali, kasık bölgelerine yerleşir. Bu hasta namaz kılmıyorsa cini yenmesi mümkün değildir. Çünkü namaz kılmamak şeytanın yoludur. " Biz Adem' e secde edin dedik yalnız şeytan secde etmedi. Büyüklendi, kibirlendi ve kafirlerden oldu." diye buyuruluyor. Hastanın namaz kılmaması demek zaten şeytanın yolundan gitmiş olması demek yani tedavi yapmasının hiç bir anlamı yok. İyileşse bile yine aynı hastalığa yakalanır. Bugün bir insana rukye yapıldığında cin devreye girip konuşuyorsa o bedendeki ruhun cinden daha güçsüz olduğu ortaya çıkar. Bunu yenmenin tek yolu ruhu güçlendirmek bunu da Allah'a kulluk ederek, şirk ve küfürden uzak durarak, salih amel işleyerek tedavini olacaksın. Ruhunu güçlendirirsen cine zarar verebilirsin. Hem ruhu güçlendirip hem tedavi yaparak bundan kurtulacaksınız. Hısnül Müslim ' den her sabah ve akşam zikirlerini yapacaksınız. Her farz namazın arkasından aşık cine beddua ve aynı zamanda beş vakit namaz arkasından tesbihatlar yapılmalı, her gece yatarken Allah'a dua etmeli, nafile namazın secdelerinde çokça dua etmeli, hastalıktan bi an önce kurtulmayı isteyip dua etmelidir. Aşık cin bulunan kişi çokça sadaka vermelidir, Allah'ın isimleri ile Allah'a dua etmeli. Dua müminin silahıdır, kişi duaya sarılmalıdır. En önemlisi Allah'a kulluğa sarılacak. İyileştikten sonra Rabbine daha güzel kulluk eder. İnşallah Rabbim tüm hastalara kafir, müşrik, müslüman hepsine şifa versin, onlara hidayet etsin, onlara tevhidi öğretsin, tevhidi öğrenip yaşayanlarada cennetine alsın. Rabbim bizleri Kur'an'a sıkı sıkı sarılanlardan, Kur'an ve sünnet üzerine yaşayanlardan eylesin. ( YALNIZ HER BELİRTİ CİN MUSALLATI DEĞİLDİR.)
Sopa vurulmasının sebebi, zina edenin şehvetini kırar. Bu cezanın aynı zamanda bi hikmetidir. Aşık cine de sopa vurmanın sebebi de budur, cinin şehvetini kırar. Tabi bu kişiye zarar vermeyecek şekilde yapılır. Baldırlardaki ağrının sebebi de cinin oralara da yerleşmesinden kaynaklanır. Aşık cin avret mahali, kasık bölgelerine yerleşir. Bu hasta namaz kılmıyorsa cini yenmesi mümkün değildir. Çünkü namaz kılmamak şeytanın yoludur. " Biz Adem' e secde edin dedik yalnız şeytan secde etmedi. Büyüklendi, kibirlendi ve kafirlerden oldu." diye buyuruluyor. Hastanın namaz kılmaması demek zaten şeytanın yolundan gitmiş olması demek yani tedavi yapmasının hiç bir anlamı yok. İyileşse bile yine aynı hastalığa yakalanır. Bugün bir insana rukye yapıldığında cin devreye girip konuşuyorsa o bedendeki ruhun cinden daha güçsüz olduğu ortaya çıkar. Bunu yenmenin tek yolu ruhu güçlendirmek bunu da Allah'a kulluk ederek, şirk ve küfürden uzak durarak, salih amel işleyerek tedavini olacaksın. Ruhunu güçlendirirsen cine zarar verebilirsin. Hem ruhu güçlendirip hem tedavi yaparak bundan kurtulacaksınız. Hısnül Müslim ' den her sabah ve akşam zikirlerini yapacaksınız. Her farz namazın arkasından aşık cine beddua ve aynı zamanda beş vakit namaz arkasından tesbihatlar yapılmalı, her gece yatarken Allah'a dua etmeli, nafile namazın secdelerinde çokça dua etmeli, hastalıktan bi an önce kurtulmayı isteyip dua etmelidir. Aşık cin bulunan kişi çokça sadaka vermelidir, Allah'ın isimleri ile Allah'a dua etmeli. Dua müminin silahıdır, kişi duaya sarılmalıdır. En önemlisi Allah'a kulluğa sarılacak. İyileştikten sonra Rabbine daha güzel kulluk eder. İnşallah Rabbim tüm hastalara kafir, müşrik, müslüman hepsine şifa versin, onlara hidayet etsin, onlara tevhidi öğretsin, tevhidi öğrenip yaşayanlarada cennetine alsın. Rabbim bizleri Kur'an'a sıkı sıkı sarılanlardan, Kur'an ve sünnet üzerine yaşayanlardan eylesin. ( YALNIZ HER BELİRTİ CİN MUSALLATI DEĞİLDİR.)
❤2
Tesekur ederim EFT egitiminden kareler
❤2👍1
• Bakara Suresi 30. ayet
• Bakara Suresi 168-169. ayetler
• Bakara Suresi 205. ayet
• Bakara Suresi 220-222. ayetler
• Bakara Suresi 268. ayet
• Bakara Suresi 275. ayet
• Âl-i İmrân Suresi 14. ayet
• Âl-i İmrân Suresi 119. ayet
• Âl-i İmrân Suresi 135. ayet
• Âl-i İmrân Suresi 197. ayet
• Nisâ Suresi 15-16. ayetler
• Nisâ Suresi 22. ayet
• Nisâ Suresi 77. ayet
• Mâide Suresi 33. ayet
• Mâide Suresi 95. ayet
• Mâide Suresi 41. ayet
• Nisâ Suresi 25. ayet
• En'âm Suresi 151. ayet
• A'râf Suresi 27-28. ayetler
• A'raf Suresi 33. ayet
• A'râf Suresi 46. ayet
• A'râf Suresi 102. ayet
• Yûnus Suresi 70. ayet
• Hûd Suresi 43. ayet
• Hûd Suresi 64. ayet
• Hûd Suresi 78. ayet
• Yûsuf Suresi 23-25. ayetler
• Yûsuf Suresi 50. ayet
• İbrahim Suresi 30. ayet
• Hicr Suresi 17. ayet
• Nahl Suresi 90. ayet
• İsrâ Suresi 16. ayet
• İsrâ Suresi 32. ayet
• İsrâ Suresi 45. ayet
• Kehf Suresi 95. ayet
• Meryem Suresi 17-18. ayetler
• Meryem Suresi 20. ayet
• Meryem Suresi 28. ayet
• Tâhâ Suresi 131. ayet
• Enbiyâ Suresi 74. ayet
• Enbiyâ Suresi 91. ayet
• Mü'minûn Suresi 5. ayet
• Nûr Suresi 2-3. ayetler
• Nûr Suresi 19. ayet
• Nûr Suresi 21. ayet
• Nûr Suresi 26. ayet
• Nûr Suresi 28. ayet
• Nûr Suresi 30-31. ayetler
• Nûr Suresi 33. ayet
• Furkân Suresi 53. ayet
• Furkân Suresi 68. ayet
• Şuarâ Suresi 166. ayet
• Şuarâ Suresi 205-207. ayetler
• Şuarâ Suresi 211. ayet
• Neml Suresi 48. ayet
• Neml Suresi 54. ayet
• Ankebût Suresi 28. ayet
• Ankebût Suresi 45. ayet
• Lokmân Suresi 24. ayet
• Secde Suresi 20. ayet
• Ahzab Suresi 30. ayet
• Ahzab Suresi 35. ayet
• Ahzab 52-53. Ayet
• Ahzab 59. Ayet
• Sebe 54. Ayet
• Fâtır 8. Ayet
• Sâd 28. Ayet
• Zümer 8. Ayet
• Zümer 49. Ayet
• Fussilet 5. Ayet
• Şûrâ 37. Ayet
• Ahkâf 20. Ayet
• Muhammed 12. Ayet
• Fetih 21. Ayet
• Kamer 37. Ayet
• Rahmân 20. Ayet
• Necm Suresi: 32. Ayet
• Rahman Suresi: 56. Ayet
• Rahman Suresi: 74. Ayet
• Vakıa Suresi: 66-67. Ayet
• Hadid Suresi: 13. Ayet
• Talak Suresi: 1. Ayet
• Tahrim Suresi: 12. Ayet
• Kalem Suresi: 26-27. Ayet
• Meâric Suresi: 29-30. Ayet
• Mürselât Suresi: 46. Ayet
• Beled Suresi: 5 Ayet.
• Bakara Suresi 168-169. ayetler
• Bakara Suresi 205. ayet
• Bakara Suresi 220-222. ayetler
• Bakara Suresi 268. ayet
• Bakara Suresi 275. ayet
• Âl-i İmrân Suresi 14. ayet
• Âl-i İmrân Suresi 119. ayet
• Âl-i İmrân Suresi 135. ayet
• Âl-i İmrân Suresi 197. ayet
• Nisâ Suresi 15-16. ayetler
• Nisâ Suresi 22. ayet
• Nisâ Suresi 77. ayet
• Mâide Suresi 33. ayet
• Mâide Suresi 95. ayet
• Mâide Suresi 41. ayet
• Nisâ Suresi 25. ayet
• En'âm Suresi 151. ayet
• A'râf Suresi 27-28. ayetler
• A'raf Suresi 33. ayet
• A'râf Suresi 46. ayet
• A'râf Suresi 102. ayet
• Yûnus Suresi 70. ayet
• Hûd Suresi 43. ayet
• Hûd Suresi 64. ayet
• Hûd Suresi 78. ayet
• Yûsuf Suresi 23-25. ayetler
• Yûsuf Suresi 50. ayet
• İbrahim Suresi 30. ayet
• Hicr Suresi 17. ayet
• Nahl Suresi 90. ayet
• İsrâ Suresi 16. ayet
• İsrâ Suresi 32. ayet
• İsrâ Suresi 45. ayet
• Kehf Suresi 95. ayet
• Meryem Suresi 17-18. ayetler
• Meryem Suresi 20. ayet
• Meryem Suresi 28. ayet
• Tâhâ Suresi 131. ayet
• Enbiyâ Suresi 74. ayet
• Enbiyâ Suresi 91. ayet
• Mü'minûn Suresi 5. ayet
• Nûr Suresi 2-3. ayetler
• Nûr Suresi 19. ayet
• Nûr Suresi 21. ayet
• Nûr Suresi 26. ayet
• Nûr Suresi 28. ayet
• Nûr Suresi 30-31. ayetler
• Nûr Suresi 33. ayet
• Furkân Suresi 53. ayet
• Furkân Suresi 68. ayet
• Şuarâ Suresi 166. ayet
• Şuarâ Suresi 205-207. ayetler
• Şuarâ Suresi 211. ayet
• Neml Suresi 48. ayet
• Neml Suresi 54. ayet
• Ankebût Suresi 28. ayet
• Ankebût Suresi 45. ayet
• Lokmân Suresi 24. ayet
• Secde Suresi 20. ayet
• Ahzab Suresi 30. ayet
• Ahzab Suresi 35. ayet
• Ahzab 52-53. Ayet
• Ahzab 59. Ayet
• Sebe 54. Ayet
• Fâtır 8. Ayet
• Sâd 28. Ayet
• Zümer 8. Ayet
• Zümer 49. Ayet
• Fussilet 5. Ayet
• Şûrâ 37. Ayet
• Ahkâf 20. Ayet
• Muhammed 12. Ayet
• Fetih 21. Ayet
• Kamer 37. Ayet
• Rahmân 20. Ayet
• Necm Suresi: 32. Ayet
• Rahman Suresi: 56. Ayet
• Rahman Suresi: 74. Ayet
• Vakıa Suresi: 66-67. Ayet
• Hadid Suresi: 13. Ayet
• Talak Suresi: 1. Ayet
• Tahrim Suresi: 12. Ayet
• Kalem Suresi: 26-27. Ayet
• Meâric Suresi: 29-30. Ayet
• Mürselât Suresi: 46. Ayet
• Beled Suresi: 5 Ayet.
❤4
Zinakar cinler için bir uygulama yapmak rahatsizlik yaşayan danışmanlar şunu yapabilir siyah misk orijinal olma şartı olmak zorunda siyaha miskle zeytin yağını karıştırın ve zina gelen cinler rahim bölgesinde olduğu için iki karışımı o bölge sürün ve bunu bir hafta yapın biznillah faydasını göreceksiniz şifa Alllahtan
❤2
Ruhsal çöküşün en geniş kapılarından biri, insanın ruhsal (manevi) bir tutulma yaşadığında ya da yorgunluğun pençesine düştüğünde kalbini "durma" fikrine teslim etmesidir. Hayatın çalkantıları dengesini bozduğunda ya da geçmişin hüzünlerini hatırladığında, kendisine denge sağlayan o sakin uğraşlarını ve rutinlerini sürdürmek yerine, gününün içini boşaltır. İç dünyasını yorucu düşüncelerin istilasına ve üst üste biriken hüzünlere ardına kadar açar.
İşte burada şeytan, hayal bile edemeyeceği bir gedik bulur, o boşluğu zihnin kasvetiyle doldurur ve zamanın genişliğine her taraftan evhamlar eker. Böylece acı katlanır, dertler yoğunlaşır. Sıkıntıların çoğalması kendi şiddetinden değil, insanın dikenlerin ortasındayken ruhunu ayakta tutan şeyleri ihmal etmesindendir. Zira tek başına atılan adımlarla da olsa ışığa yürümeye devam etmek, ruhu güven yörüngesinde tutar, onu uyuşuk bir hüzün tuzağına düşmekten korur. Çünkü o tuzakta zaman ağırlaşır, insanın bakışları uzun uzun boşluğa takılır ve iç dünyası giderek karanlığa gömülür.
İşte burada şeytan, hayal bile edemeyeceği bir gedik bulur, o boşluğu zihnin kasvetiyle doldurur ve zamanın genişliğine her taraftan evhamlar eker. Böylece acı katlanır, dertler yoğunlaşır. Sıkıntıların çoğalması kendi şiddetinden değil, insanın dikenlerin ortasındayken ruhunu ayakta tutan şeyleri ihmal etmesindendir. Zira tek başına atılan adımlarla da olsa ışığa yürümeye devam etmek, ruhu güven yörüngesinde tutar, onu uyuşuk bir hüzün tuzağına düşmekten korur. Çünkü o tuzakta zaman ağırlaşır, insanın bakışları uzun uzun boşluğa takılır ve iç dünyası giderek karanlığa gömülür.
❤2
AFFETMEK
Kitabımıza affetme çalışmasıyla başlamak istedik. Çünkü birçok fiziksel ve ruh- sal rahatsızlığın altında affedemediğimiz insanların olduğunu fark ettik. Affetmek birçok kişi tarafından, bize zarar veren kişiyi suçsuz bulmak olarak algılanır. Oysa affetmek, bir uzlaşma, o kişiyle yeniden bir ilişki içine girmek değildir. Sadece o kişinin bize yüklediği ağırlıktan kurtulmak, o yükleri daha fazla taşımamaktır.
Bir kişiyi affetmemek, onun yüklediği olumsuzlukların, yüklediği negatiflikle- rin bizimle birlikte taşınmasına neden olur. Olayları; yaşanılan olumsuz durumdan ders çıkarmak, tekrar aynı durumla karşılaşmamak için bir kazanç olarak görmek gerekir. Suçlu olduğunu düşündüğümüz kişiyi affetmek, bir bakıma kendimizi öz- gürleştirir. Affetmediğimiz her konu, bizim geçmişe takılı kalıp, anı yaşayamama- mıza neden olur.
Affetmek hem fiziksel hem de duygusal açıdan çok faydalıdır. Yapılan araştır- malar, affetmenin insan sağlığı üzerindeki etkilerini ortaya koymuştur. Kızgın ve nefret dolu insanlar, gergin ve mutsuzken; affetmeyi bilen insanlar tam tersine mutlu ve huzurludur. Affeden insanların kalp atışları daha yavaş ve düzenlidir, stres seviyeleri daha düşüktür, bağışıklık sistemleri daha güçlüdür.
Affetmenin önündeki en büyük engel çoğunlukla, affetmeyi bir yenilgi olarak görmektir. Başkalarını affedemeyen bireyler, kendilerini de affetmekte zorlanırlar. Sürekli kendilerini suçlarlar, kızarlar. Kendileriyle barışık değillerdir. Kendimize karşı ne kadar yumuşak ve affedici olabilirsek, başkalarını da affetmemiz o kadar kolay olur. Affettiğimiz zaman özgürleşen kişi suçlu bulduğumuz kişi değil, biz oluruz.
Şimdi aşağıdaki affetme demosunu yaparak, kendinizi özgürleştirebilirsiniz. (Bu ilk uygulamamızda EFT vuruşlarına gerek yoktur.)
Affetme Demosu
_____
Dik bir şekilde oturun ve yanınıza bir yastık alın.
Gözlerinizi kapatın.
Sanki uzun bir yolculuğa çıkıyormuşsunuz gibi önce iç dünyanızda, sonra da beden dünyanızda bir hazırlık yapın.
Uzun, çok uzun bir yolculuğa hazırlanır gibi, gözleriniz kapalı ve ruhunuzun derinliklerine doğru yapacağınız yolculuğa hazırlanıyorsunuz.
Zaman su gibi akıp gidecek. Ve siz geri döndüğünüzde; zihninizin, düşünceleri- nizin, duygularınızın arasına sıkışmış bütün olumsuzlukların, kaygıların ve endişele- rin yok olup gittiğine şahit olacaksınız. Bu şahitliğiniz apaçık bir şekilde olacağı gibi, gizli ve farkında olmadan da gerçekleşebilir.
Siz bunların hepsine ruhunuzla ve düşüncelerinizle hazırlanırken, önce bede- ninizi hazırlayalım.
Şimdi göz kapaklarınızın çevresindeki bütün kaslarınızı gevşetin. Gözünüzün çevresindeki kaslar o kadar çok gevşesin ki artık onları kullanma ihtiyacı duymaya- cağınız kadar çok gevşemiş olsun.
Belli bir aşamaya geldiğinizde, artık gözlerinizi açmak isteseniz bile açamadığı- nızı görecek, ama açabileceğinizi bileceksiniz.
Ağır olduklarını fark edin. Sonra başınızın üzerindeki kasları gevşetin; yanakla- rınız, alnınız, burnunuz, dudaklarınız ve başınızın arkasındaki bütün kasları tek tek serbest bırakın. Öyle ki boynunuza geldiğinizde, başınızı dik tutan bütün kasların
gevşemiş olduğunu fark edin.
Derin ve rahat bir duyguyla, bütün kaslarınızın gevşediğini hissedin. Sonra omuzlarınızı, kollarınızı, karnınızı, göğsünüzü, sırtınızı, bacaklarınızı ve ayaklarınızı; İstisnasız bütün kaslarınızı gevşetin.
O kadar çok gevşetin ki, bir süre sonra sanki koltukla bütünleşmişsiniz, siz kol- tuğa dönüşmüşünüz, koltuk size; ya da boş bir çuval gibi koltuğun üstünde yatıyor- muşsunuz gibi düşünün.
Şimdi sizinle o bahsettiğimiz uzun ve derin yolculuğa çıkalım.
Bu yolculuğu uzak bir memlekette, çok uzak bir memlekette yapıyormuş gibi hissederken hemen dibinizdeki, kanınızın içinde yapmanızı istiyorum.
Kırmızı ve sıcak kanınızın içinde ilerliyorsunuz. O güzel sıcaklık bedeninizi sarıyor.
Zihninize, duygularınızın ve düşüncelerinizin olduğu merkeze gidin.
Zihninizin en ışıklı noktasında durun. Burası sizin her şeyi çözeceğiniz yer. Her şeyi anlayacağınız yer. Her şeyle yüzleşeceğiniz yer.
Kitabımıza affetme çalışmasıyla başlamak istedik. Çünkü birçok fiziksel ve ruh- sal rahatsızlığın altında affedemediğimiz insanların olduğunu fark ettik. Affetmek birçok kişi tarafından, bize zarar veren kişiyi suçsuz bulmak olarak algılanır. Oysa affetmek, bir uzlaşma, o kişiyle yeniden bir ilişki içine girmek değildir. Sadece o kişinin bize yüklediği ağırlıktan kurtulmak, o yükleri daha fazla taşımamaktır.
Bir kişiyi affetmemek, onun yüklediği olumsuzlukların, yüklediği negatiflikle- rin bizimle birlikte taşınmasına neden olur. Olayları; yaşanılan olumsuz durumdan ders çıkarmak, tekrar aynı durumla karşılaşmamak için bir kazanç olarak görmek gerekir. Suçlu olduğunu düşündüğümüz kişiyi affetmek, bir bakıma kendimizi öz- gürleştirir. Affetmediğimiz her konu, bizim geçmişe takılı kalıp, anı yaşayamama- mıza neden olur.
Affetmek hem fiziksel hem de duygusal açıdan çok faydalıdır. Yapılan araştır- malar, affetmenin insan sağlığı üzerindeki etkilerini ortaya koymuştur. Kızgın ve nefret dolu insanlar, gergin ve mutsuzken; affetmeyi bilen insanlar tam tersine mutlu ve huzurludur. Affeden insanların kalp atışları daha yavaş ve düzenlidir, stres seviyeleri daha düşüktür, bağışıklık sistemleri daha güçlüdür.
Affetmenin önündeki en büyük engel çoğunlukla, affetmeyi bir yenilgi olarak görmektir. Başkalarını affedemeyen bireyler, kendilerini de affetmekte zorlanırlar. Sürekli kendilerini suçlarlar, kızarlar. Kendileriyle barışık değillerdir. Kendimize karşı ne kadar yumuşak ve affedici olabilirsek, başkalarını da affetmemiz o kadar kolay olur. Affettiğimiz zaman özgürleşen kişi suçlu bulduğumuz kişi değil, biz oluruz.
Şimdi aşağıdaki affetme demosunu yaparak, kendinizi özgürleştirebilirsiniz. (Bu ilk uygulamamızda EFT vuruşlarına gerek yoktur.)
Affetme Demosu
_____
Dik bir şekilde oturun ve yanınıza bir yastık alın.
Gözlerinizi kapatın.
Sanki uzun bir yolculuğa çıkıyormuşsunuz gibi önce iç dünyanızda, sonra da beden dünyanızda bir hazırlık yapın.
Uzun, çok uzun bir yolculuğa hazırlanır gibi, gözleriniz kapalı ve ruhunuzun derinliklerine doğru yapacağınız yolculuğa hazırlanıyorsunuz.
Zaman su gibi akıp gidecek. Ve siz geri döndüğünüzde; zihninizin, düşünceleri- nizin, duygularınızın arasına sıkışmış bütün olumsuzlukların, kaygıların ve endişele- rin yok olup gittiğine şahit olacaksınız. Bu şahitliğiniz apaçık bir şekilde olacağı gibi, gizli ve farkında olmadan da gerçekleşebilir.
Siz bunların hepsine ruhunuzla ve düşüncelerinizle hazırlanırken, önce bede- ninizi hazırlayalım.
Şimdi göz kapaklarınızın çevresindeki bütün kaslarınızı gevşetin. Gözünüzün çevresindeki kaslar o kadar çok gevşesin ki artık onları kullanma ihtiyacı duymaya- cağınız kadar çok gevşemiş olsun.
Belli bir aşamaya geldiğinizde, artık gözlerinizi açmak isteseniz bile açamadığı- nızı görecek, ama açabileceğinizi bileceksiniz.
Ağır olduklarını fark edin. Sonra başınızın üzerindeki kasları gevşetin; yanakla- rınız, alnınız, burnunuz, dudaklarınız ve başınızın arkasındaki bütün kasları tek tek serbest bırakın. Öyle ki boynunuza geldiğinizde, başınızı dik tutan bütün kasların
gevşemiş olduğunu fark edin.
Derin ve rahat bir duyguyla, bütün kaslarınızın gevşediğini hissedin. Sonra omuzlarınızı, kollarınızı, karnınızı, göğsünüzü, sırtınızı, bacaklarınızı ve ayaklarınızı; İstisnasız bütün kaslarınızı gevşetin.
O kadar çok gevşetin ki, bir süre sonra sanki koltukla bütünleşmişsiniz, siz kol- tuğa dönüşmüşünüz, koltuk size; ya da boş bir çuval gibi koltuğun üstünde yatıyor- muşsunuz gibi düşünün.
Şimdi sizinle o bahsettiğimiz uzun ve derin yolculuğa çıkalım.
Bu yolculuğu uzak bir memlekette, çok uzak bir memlekette yapıyormuş gibi hissederken hemen dibinizdeki, kanınızın içinde yapmanızı istiyorum.
Kırmızı ve sıcak kanınızın içinde ilerliyorsunuz. O güzel sıcaklık bedeninizi sarıyor.
Zihninize, duygularınızın ve düşüncelerinizin olduğu merkeze gidin.
Zihninizin en ışıklı noktasında durun. Burası sizin her şeyi çözeceğiniz yer. Her şeyi anlayacağınız yer. Her şeyle yüzleşeceğiniz yer.
Burası sizin merkeziniz, burası sizin dünyanız, burası sizin evreniniz.
Burası sizsiniz ve siz buradasınız.
Şimdi karşınıza boş bir sandalye getirdiğinizi ve o sandalyenin üzerine affet- mek istediğiniz birini oturttuğunuzu görün.
Bu hayatta seçimler yaptınız. Birçok seçim... İrili-ufaklı, doğru-yanlış birçok seçim...
Bazen zor olanı seçtiniz. Yapıp yapamayacağınızı, başarıp başaramayacağınızı bilemediniz ama zor olanı seçtiniz. Elbette ki sonunda büyük faydalar, büyük ödül- ler bekliyordunuz.
Bazen de kolay olanı seçtiniz. Kaçtınız. Size zarar vereceğini bile bile, her şey ortadayken, her şey açıkken, kolay olanı tercih ettiniz.
Bazen de siz hiç seçim yapmadınız. Bir seçimin içerisinde dünyaya geldiniz. Sizin adınıza birileri çoktan seçim yapmışlar. Belki acıların, belki çelişkilerin, belki çatışmaların ortasına düştünüz. Ve en acısı da bunu, karşınızdaki sandalyeye oturt- tuğunuz kişi yaptı.
En çok acıyı da o verdi size. Hiç yaşamak istemediğiniz, keşke bunların hiçbirisi olmasaydı, keşke bunların hiçbirini yaşamasaydım dediğiniz olaylar yaşadınız.
Acılar çektiniz. Ve tüm bu acılar, tüm bu çektikleriniz sizin planladığınız hayatla da hiç örtüşmüyor. Hiç ama hiç örtüşmüyor!
Ne güzel hayaller kurmuştunuz.
Ne güzel bir yaşam yaşamayı dilemiştiniz.
Ne güzel beklentileriniz vardı ama olmadı, olmuyor. Ne yaparsan yap olmuyor. Çektiğiniz acılar, çektiğiniz ıstıraplar, yaşadıklarınız sanki kurtulamadığınız bir kafe- sin içeresinde debelenip duruyormuş gibi hissettiriyor.
Beni incittin!
Şimdi size en çok acı veren o kişinin gözlerinin içine bakın ve söyleyin:
Beni kırdın! Benim acılar çekmeme neden oldun.
Beni belki küçük bir kız (erkek) çocuğu iken incittin. (Ne zaman olduysa onu söyleyin.)
Bana zarar verdin.
Benim kendimi kötü hissetmeme neden oldun.
Kendimi çok ama çok incinmiş hissediyorum. En aciz, en zavallı, en sıradan, en korumasız zamanımda beni incittin. Ne yapacağımı ne söyleyeceğimi, nasıl davra- nacağımı bilmediğim bir zaman diliminde...
Duygularıma, kimliğime, kişiliğime zarar verdin.
Sana çok güveniyordum.
Senin hayatımdaki varlığın, bambaşka şeyler ifade ediyordu. Sana o kadar farklı umutlar, o kadar farklı duygular bağlamıştım ki, bir gün hepsinin hayal olaca- ğını, yok olacağını, kağıttan bir ev gibi buruşup yok olacağını düşünmemiştim bile.
Sen benim kahramanımdın. Sen benim her şeyimdin. Yaşamımdaki en önemli anlam sendin.
Şu anda sanık kürsüsüne seni oturttum ve seninle hesaplaşıyorum. Bana ver- diğin acıları sindirmeye çalışıyorum, seni affetmeye çalışıyorum.
Seni hâlâ nasıl affedeceğimi bilmiyorum. Ama seni affetmek istiyorum çünkü hayatımda daha fazla yer tutmanı istemiyorum.
Bana daha fazla acı vermeni istemiyorum. Çünkü özgürleşmek istiyorum, çün- kü mutlu olmak istiyorum.
Senin yaptıklarından dolayı hâlâ acı duyuyorum.
Bana yaptıklarından dolayı senden nefret ediyorum. (Ne yaptıysa onu yüzüne söyleyin.) Beni terk ettin, beni önemsemedin, beni görmezden geldin, bana saygı duymadın... Daha da önemlisi beni sevmedin! Diğer insanlar sevilirken ben, senin gözlerinin içinde sevgi parçacıklarını aradım.
Senden bütün istediğim bana........... davranmandı.
Beni incitmene daha fazla izin vermeyeceğim, bana acı çektirmene daha fazla izin vermeyeceğim. (Önünüzdeki yastığa vurmak istiyorsanız vurabilirsiniz.)
Bana ne yaptığını görüyor musun? Yapmak istediğin bu muydu? Bunu mu arzu ediyordun? Beni bu hale mi getirmek istiyordun? Neler yaptın, neler oldu hayatım- da farkında mısın? Gerçekten farkında mısın?
Seni hiç affetmek istemiyorum ama biliyorum ki, bunun bana hiçbir faydası
yok.
Biliyorum ki bazen insanlar birbirlerini incitirler.
Bazen insanlar birbirlerine acı verirler. Neden biliyor musun?
Bu yolculuğu uzak bir memlekette, çok uzak bir memlekette yapıyormuş gibi
hissederken hemen dibinizdeki, kanınızın içinde yapmanızı istiyorum. Kırmızı ve sıcak kanınızın içinde ilerliyorsunuz. O güzel sıcaklık bedeninizi sarıyor.
Zihninize, duygularınızın ve düşüncelerinizin olduğu merkeze gidin.
Burası sizsiniz ve siz buradasınız.
Şimdi karşınıza boş bir sandalye getirdiğinizi ve o sandalyenin üzerine affet- mek istediğiniz birini oturttuğunuzu görün.
Bu hayatta seçimler yaptınız. Birçok seçim... İrili-ufaklı, doğru-yanlış birçok seçim...
Bazen zor olanı seçtiniz. Yapıp yapamayacağınızı, başarıp başaramayacağınızı bilemediniz ama zor olanı seçtiniz. Elbette ki sonunda büyük faydalar, büyük ödül- ler bekliyordunuz.
Bazen de kolay olanı seçtiniz. Kaçtınız. Size zarar vereceğini bile bile, her şey ortadayken, her şey açıkken, kolay olanı tercih ettiniz.
Bazen de siz hiç seçim yapmadınız. Bir seçimin içerisinde dünyaya geldiniz. Sizin adınıza birileri çoktan seçim yapmışlar. Belki acıların, belki çelişkilerin, belki çatışmaların ortasına düştünüz. Ve en acısı da bunu, karşınızdaki sandalyeye oturt- tuğunuz kişi yaptı.
En çok acıyı da o verdi size. Hiç yaşamak istemediğiniz, keşke bunların hiçbirisi olmasaydı, keşke bunların hiçbirini yaşamasaydım dediğiniz olaylar yaşadınız.
Acılar çektiniz. Ve tüm bu acılar, tüm bu çektikleriniz sizin planladığınız hayatla da hiç örtüşmüyor. Hiç ama hiç örtüşmüyor!
Ne güzel hayaller kurmuştunuz.
Ne güzel bir yaşam yaşamayı dilemiştiniz.
Ne güzel beklentileriniz vardı ama olmadı, olmuyor. Ne yaparsan yap olmuyor. Çektiğiniz acılar, çektiğiniz ıstıraplar, yaşadıklarınız sanki kurtulamadığınız bir kafe- sin içeresinde debelenip duruyormuş gibi hissettiriyor.
Beni incittin!
Şimdi size en çok acı veren o kişinin gözlerinin içine bakın ve söyleyin:
Beni kırdın! Benim acılar çekmeme neden oldun.
Beni belki küçük bir kız (erkek) çocuğu iken incittin. (Ne zaman olduysa onu söyleyin.)
Bana zarar verdin.
Benim kendimi kötü hissetmeme neden oldun.
Kendimi çok ama çok incinmiş hissediyorum. En aciz, en zavallı, en sıradan, en korumasız zamanımda beni incittin. Ne yapacağımı ne söyleyeceğimi, nasıl davra- nacağımı bilmediğim bir zaman diliminde...
Duygularıma, kimliğime, kişiliğime zarar verdin.
Sana çok güveniyordum.
Senin hayatımdaki varlığın, bambaşka şeyler ifade ediyordu. Sana o kadar farklı umutlar, o kadar farklı duygular bağlamıştım ki, bir gün hepsinin hayal olaca- ğını, yok olacağını, kağıttan bir ev gibi buruşup yok olacağını düşünmemiştim bile.
Sen benim kahramanımdın. Sen benim her şeyimdin. Yaşamımdaki en önemli anlam sendin.
Şu anda sanık kürsüsüne seni oturttum ve seninle hesaplaşıyorum. Bana ver- diğin acıları sindirmeye çalışıyorum, seni affetmeye çalışıyorum.
Seni hâlâ nasıl affedeceğimi bilmiyorum. Ama seni affetmek istiyorum çünkü hayatımda daha fazla yer tutmanı istemiyorum.
Bana daha fazla acı vermeni istemiyorum. Çünkü özgürleşmek istiyorum, çün- kü mutlu olmak istiyorum.
Senin yaptıklarından dolayı hâlâ acı duyuyorum.
Bana yaptıklarından dolayı senden nefret ediyorum. (Ne yaptıysa onu yüzüne söyleyin.) Beni terk ettin, beni önemsemedin, beni görmezden geldin, bana saygı duymadın... Daha da önemlisi beni sevmedin! Diğer insanlar sevilirken ben, senin gözlerinin içinde sevgi parçacıklarını aradım.
Senden bütün istediğim bana........... davranmandı.
Beni incitmene daha fazla izin vermeyeceğim, bana acı çektirmene daha fazla izin vermeyeceğim. (Önünüzdeki yastığa vurmak istiyorsanız vurabilirsiniz.)
Bana ne yaptığını görüyor musun? Yapmak istediğin bu muydu? Bunu mu arzu ediyordun? Beni bu hale mi getirmek istiyordun? Neler yaptın, neler oldu hayatım- da farkında mısın? Gerçekten farkında mısın?
Seni hiç affetmek istemiyorum ama biliyorum ki, bunun bana hiçbir faydası
yok.
Biliyorum ki bazen insanlar birbirlerini incitirler.
Bazen insanlar birbirlerine acı verirler. Neden biliyor musun?
Bu yolculuğu uzak bir memlekette, çok uzak bir memlekette yapıyormuş gibi
hissederken hemen dibinizdeki, kanınızın içinde yapmanızı istiyorum. Kırmızı ve sıcak kanınızın içinde ilerliyorsunuz. O güzel sıcaklık bedeninizi sarıyor.
Zihninize, duygularınızın ve düşüncelerinizin olduğu merkeze gidin.
Zihninizin en ışıklı noktasında durun. Burası sizin her şeyi çözeceğiniz yer. Her şeyi anlayacağınız yer. Her şeyle yüzleşeceğiniz yer.
Burası sizin merkeziniz, burası sizin dünyanız, burası sizin evreniniz.
Burası sizsiniz ve siz buradasınız.
Şimdi karşınıza boş bir sandalye getirdiğinizi ve o sandalyenin üzerine affet- mek istediğiniz birini oturttuğunuzu görün.
Bu hayatta seçimler yaptınız. Birçok seçim... İrili-ufaklı, doğru-yanlış birçok seçim...
Bazen zor olanı seçtiniz. Yapıp yapamayacağınızı, başarıp başaramayacağınızı bilemediniz ama zor olanı seçtiniz. Elbette ki sonunda büyük faydalar, büyük ödül- ler bekliyordunuz.
Bazen de kolay olanı seçtiniz. Kaçtınız. Size zarar vereceğini bile bile, her şey ortadayken, her şey açıkken, kolay olanı tercih ettiniz.
Bazen de siz hiç seçim yapmadınız. Bir seçimin içerisinde dünyaya geldiniz. Sizin adınıza birileri çoktan seçim yapmışlar. Belki acıların, belki çelişkilerin, belki çatışmaların ortasına düştünüz. Ve en acısı da bunu, karşınızdaki sandalyeye oturt- tuğunuz kişi yaptı.
En çok acıyı da o verdi size. Hiç yaşamak istemediğiniz, keşke bunların hiçbirisi olmasaydı, keşke bunların hiçbirini yaşamasaydım dediğiniz olaylar yaşadınız.
Acılar çektiniz. Ve tüm bu acılar, tüm bu çektikleriniz sizin planladığınız hayatla da hiç örtüşmüyor. Hiç ama hiç örtüşmüyor!
Ne güzel hayaller kurmuştunuz.
Ne güzel bir yaşam yaşamayı dilemiştiniz.
Ne güzel beklentileriniz vardı ama olmadı, olmuyor. Ne yaparsan yap olmuyor. Çektiğiniz acılar, çektiğiniz ıstıraplar, yaşadıklarınız sanki kurtulamadığınız bir kafe- sin içeresinde debelenip duruyormuş gibi hissettiriyor.
Şimdi size en çok acı veren o kişinin gözlerinin içine bakın ve söyleyin:
Beni incittin!
Beni kırdın! Benim acılar çekmeme neden oldun.
Beni belki küçük bir kız (erkek) çocuğu iken incittin. (Ne zaman olduysa onu söyleyin.)
Bana zarar verdin.
Benim kendimi kötü hissetmeme neden oldun.
Kendimi çok ama çok incinmiş hissediyorum. En aciz, en zavallı, en sıradan, en korumasız zamanımda beni incittin. Ne yapacağımı ne söyleyeceğimi, nasıl davra- nacağımı bilmediğim bir zaman diliminde...
Duygularıma, kimliğime, kişiliğime zarar verdin.
Sana çok güveniyordum.
Senin hayatımdaki varlığın, bambaşka şeyler ifade ediyordu. Sana o kadar farklı umutlar, o kadar farklı duygular bağlamıştım ki, bir gün hepsinin hayal olaca- ğını, yok olacağını, kağıttan bir ev gibi buruşup yok olacağını düşünmemiştim bile.
Sen benim kahramanımdın. Sen benim her şeyimdin. Yaşamımdaki en önemli
anlam sendin.
Şu anda sanık kürsüsüne seni oturttum ve seninle hesaplaşıyorum. Bana ver- diğin acıları sindirmeye çalışıyorum, seni affetmeye çalışıyorum.
Seni hâlâ nasıl affedeceğimi bilmiyorum. Ama seni affetmek istiyorum çünkü hayatımda daha fazla yer tutmanı istemiyorum.
Bana daha fazla acı vermeni istemiyorum. Çünkü özgürleşmek istiyorum, çün- kü mutlu olmak istiyorum.
Senin yaptıklarından dolayı hâlâ acı duyuyorum.
Bana yaptıklarından dolayı senden nefret ediyorum. (Ne yaptıysa onu yüzüne söyleyin.) Beni terk ettin, beni önemsemedin, beni görmezden geldin, bana saygı duymadın... Daha da önemlisi beni sevmedin! Diğer insanlar sevilirken ben, senin gözlerinin içinde sevgi parçacıklarını aradım.
Senden bütün istediğim bana davranmandı..
Beni incitmene daha fazla izin vermeyeceğim, bana acı çektirmene daha fazla izin vermeyeceğim. (Önünüzdeki yastığa vurmak istiyorsanız vurabilirsiniz.)
Bana ne yaptığını görüyor musun? Yapmak istediğin bu muydu? Bunu mu arzu
ediyordun? Beni bu hale mi getirmek istiyordun? Neler yaptın, neler oldu hayatım- da farkında mısın? Gerçekten farkında mısın?
Seni hiç affetmek istemiyorum ama biliyorum ki, bunun bana hiçbir faydası yok.
Biliyorum ki bazen insanlar birbirlerini incitirler.
Bazen insanlar birbirlerine acı verirler. Neden biliyor musun?
Çünkü onlar da acı çektiler.
Çünkü onlarda incindiler.
Çünkü onlar da aradıklarını bulamadılar.
Çünkü onlar da yetersizdiler.
Çünkü onlar da çaresizdiler.
Çünkü onlar da ne yapacaklarını bilmiyorlardı.
Burası sizin merkeziniz, burası sizin dünyanız, burası sizin evreniniz.
Burası sizsiniz ve siz buradasınız.
Şimdi karşınıza boş bir sandalye getirdiğinizi ve o sandalyenin üzerine affet- mek istediğiniz birini oturttuğunuzu görün.
Bu hayatta seçimler yaptınız. Birçok seçim... İrili-ufaklı, doğru-yanlış birçok seçim...
Bazen zor olanı seçtiniz. Yapıp yapamayacağınızı, başarıp başaramayacağınızı bilemediniz ama zor olanı seçtiniz. Elbette ki sonunda büyük faydalar, büyük ödül- ler bekliyordunuz.
Bazen de kolay olanı seçtiniz. Kaçtınız. Size zarar vereceğini bile bile, her şey ortadayken, her şey açıkken, kolay olanı tercih ettiniz.
Bazen de siz hiç seçim yapmadınız. Bir seçimin içerisinde dünyaya geldiniz. Sizin adınıza birileri çoktan seçim yapmışlar. Belki acıların, belki çelişkilerin, belki çatışmaların ortasına düştünüz. Ve en acısı da bunu, karşınızdaki sandalyeye oturt- tuğunuz kişi yaptı.
En çok acıyı da o verdi size. Hiç yaşamak istemediğiniz, keşke bunların hiçbirisi olmasaydı, keşke bunların hiçbirini yaşamasaydım dediğiniz olaylar yaşadınız.
Acılar çektiniz. Ve tüm bu acılar, tüm bu çektikleriniz sizin planladığınız hayatla da hiç örtüşmüyor. Hiç ama hiç örtüşmüyor!
Ne güzel hayaller kurmuştunuz.
Ne güzel bir yaşam yaşamayı dilemiştiniz.
Ne güzel beklentileriniz vardı ama olmadı, olmuyor. Ne yaparsan yap olmuyor. Çektiğiniz acılar, çektiğiniz ıstıraplar, yaşadıklarınız sanki kurtulamadığınız bir kafe- sin içeresinde debelenip duruyormuş gibi hissettiriyor.
Şimdi size en çok acı veren o kişinin gözlerinin içine bakın ve söyleyin:
Beni incittin!
Beni kırdın! Benim acılar çekmeme neden oldun.
Beni belki küçük bir kız (erkek) çocuğu iken incittin. (Ne zaman olduysa onu söyleyin.)
Bana zarar verdin.
Benim kendimi kötü hissetmeme neden oldun.
Kendimi çok ama çok incinmiş hissediyorum. En aciz, en zavallı, en sıradan, en korumasız zamanımda beni incittin. Ne yapacağımı ne söyleyeceğimi, nasıl davra- nacağımı bilmediğim bir zaman diliminde...
Duygularıma, kimliğime, kişiliğime zarar verdin.
Sana çok güveniyordum.
Senin hayatımdaki varlığın, bambaşka şeyler ifade ediyordu. Sana o kadar farklı umutlar, o kadar farklı duygular bağlamıştım ki, bir gün hepsinin hayal olaca- ğını, yok olacağını, kağıttan bir ev gibi buruşup yok olacağını düşünmemiştim bile.
Sen benim kahramanımdın. Sen benim her şeyimdin. Yaşamımdaki en önemli
anlam sendin.
Şu anda sanık kürsüsüne seni oturttum ve seninle hesaplaşıyorum. Bana ver- diğin acıları sindirmeye çalışıyorum, seni affetmeye çalışıyorum.
Seni hâlâ nasıl affedeceğimi bilmiyorum. Ama seni affetmek istiyorum çünkü hayatımda daha fazla yer tutmanı istemiyorum.
Bana daha fazla acı vermeni istemiyorum. Çünkü özgürleşmek istiyorum, çün- kü mutlu olmak istiyorum.
Senin yaptıklarından dolayı hâlâ acı duyuyorum.
Bana yaptıklarından dolayı senden nefret ediyorum. (Ne yaptıysa onu yüzüne söyleyin.) Beni terk ettin, beni önemsemedin, beni görmezden geldin, bana saygı duymadın... Daha da önemlisi beni sevmedin! Diğer insanlar sevilirken ben, senin gözlerinin içinde sevgi parçacıklarını aradım.
Senden bütün istediğim bana davranmandı..
Beni incitmene daha fazla izin vermeyeceğim, bana acı çektirmene daha fazla izin vermeyeceğim. (Önünüzdeki yastığa vurmak istiyorsanız vurabilirsiniz.)
Bana ne yaptığını görüyor musun? Yapmak istediğin bu muydu? Bunu mu arzu
ediyordun? Beni bu hale mi getirmek istiyordun? Neler yaptın, neler oldu hayatım- da farkında mısın? Gerçekten farkında mısın?
Seni hiç affetmek istemiyorum ama biliyorum ki, bunun bana hiçbir faydası yok.
Biliyorum ki bazen insanlar birbirlerini incitirler.
Bazen insanlar birbirlerine acı verirler. Neden biliyor musun?
Çünkü onlar da acı çektiler.
Çünkü onlarda incindiler.
Çünkü onlar da aradıklarını bulamadılar.
Çünkü onlar da yetersizdiler.
Çünkü onlar da çaresizdiler.
Çünkü onlar da ne yapacaklarını bilmiyorlardı.
Neden biliyor musun? Çünkü onlar da kabul edilmek istediler ama kabul edil- mediler, sevilmek istediler ama sevemediler, sevmek istediler ama sevilmediler. Onlar da tıpkı senin gibi bilmiyorlardı.
Bütün yükünüzü boşaltın ve onu affettiğinizi söyleyin:
Seni affediyorum. Çünkü sen de benim gibi sevilmek istedin. Seni artık anlıyo- rum ve seni affediyorum.
Çünkü sen de benim gibi kabul edilmek istedin fakat çoğu zaman kabul edil- medin. Sen de benim gibi şefkate ihtiyaç duydun. Birilerinin sana sarılmasını, seni kucaklamasını, senin üstünde bir örtü olmasını istedin ama kimse bunu sana yap- madı. Bu yüzden sen de neyi nasıl yapacağını öğrenemedin.
Seni affediyorum, çünkü sen de tıpkı benim gibi insansın. Yanlışlar yaptın, yan- lışlar yaparak büyümeye çalıştın. Yanlışlar yaparak doğruyu öğreniyorsun. Seçim- ler yaptın ve seçimlerin çoğu zaman yanlıştı.
Tıpkı benim gibi sen de zayıfsın, çaresizsin.
Artık kendime acı vermekten vazgeçiyorum. Kendimi kurban gibi görmekten vazgeçiyorum.
Seni affederek kendimi özgürleştiriyorum.
Seni affederek hayatı seçiyorum.
Seni affederek mutluluğu seçiyorum.
Seni affederek kurtuluşu seçiyorum. Artık sen de ben de özgürüz.
(Karşınızdaki kişi arkasını dönüp gidebilir. Ayaklarınıza da kapanabilir ya da eriyip yok olup gidebilir.)
İçinizde, göğsünüzde, başınızda, bacaklarınızda, kollarınızda büyük bir hafif- leme, rahatlama, inanılmaz hoş bir duygu, hafif bir esinti, güzel bir kuş sesi ya da müzik duyabilirsiniz. Bunların birkaçı ya da hepsi olabilir ama içinizden, sırtınızdan büyük bir yük kalkmış gibi hissedebilirsiniz.
Buna rağmen sırtınızda kocaman bir çuval var. Bu çuvalın içerisinde affetmedi- ğiniz ve yıllarca sırtınızda taşıdığınız diğer insanlar var.
Kimi tanıdığınız, kimi unuttuğunuz ama içten içe kin duymaya devam ettiğiniz, sizi zehirlediğinin farkında dahi olmadığınız...
Bir çuval; kocaman bir çuval... Gülle gibi ağır, kurşun gibi ağır, aba gibi ağır bir
çuval... Şimdi zihninizin o ışıklı noktasından, o çuvalı kaldırıp bir derenin içine atın ve
çuvalın arkasından bakın.
Nasıl hafiflediğinize, nasıl özgürleştiğinize, nasıl rahatladığınıza bakın.
İşte böyle.
Sırtınızdan attığınız bu yükler sayesinde; hayata yeniden doğmuş gibi, sıfırdan başlamış gibi, önünüzdeki güzel hayatı nasıl huzurlu yaşayacağınızı düşünün.
Yaşayacağınız yeni hayatın, sırtınızdaki yüklerden kurtulduğunuz hayatın, nasıl bir hayat olduğunu hayal edin.
En küçük ayrıntılarına kadar görün... Çiçeklerin kokusu, insanlar, doğa, taşlar, evler, ağaçlar, işler her şey sanki yeniden tasarlanmış gibi.
Tüm bakışınız, algılamanız, tepkileriniz sanki yeniden başlatılmış gibi. Format atılmış bir bilgisayar gibi.
Küçük bir çocuğun neşesi, mutluluğu doluyor içinize.
Hep bir şeyler engel olmuştu.
O çocukluğunuzdaki mutluluğunuzu, çocukluğunuzdaki sevincinizi ya da daha genç yaşlardaki o enerjinizi geri getirdi bir şeyler... Ne olduğunu bilmediğiniz, adını
koyamadığınız bir şey...
Şimdi derin bir nefes alıp verin; içinizdeki o derin huzuru, o derin mutluluğu ve güven duygusunu hissedin. Ve onu bedeninize yapıştırın.
Sürekli orada duracak şekilde dizayn edin.
Her olumsuzlukla karşılaştığınızda, onun büyüdüğünü, onun mutluluğunu her yeri kapladığını ve bütün olumsuzlukları yok ettiğini fark edin.
Şimdiye geri gelin.
Sesimin olduğu zamana.
Ve bu zamanda, şimdide sizi mutlu eden her şeyin, zihninizde canlı ve güzel durmasını sağlayarak; şimdiye kadar akıttığınız bütün gözyaşlarına ve sizde oluşan tüm olumsuzluklara son veriyorum.
Şimdiye geri gelin ve istediğiniz zaman gözlerinizi açıp rahatlayın.
Şifa olsun.
Bütün yükünüzü boşaltın ve onu affettiğinizi söyleyin:
Seni affediyorum. Çünkü sen de benim gibi sevilmek istedin. Seni artık anlıyo- rum ve seni affediyorum.
Çünkü sen de benim gibi kabul edilmek istedin fakat çoğu zaman kabul edil- medin. Sen de benim gibi şefkate ihtiyaç duydun. Birilerinin sana sarılmasını, seni kucaklamasını, senin üstünde bir örtü olmasını istedin ama kimse bunu sana yap- madı. Bu yüzden sen de neyi nasıl yapacağını öğrenemedin.
Seni affediyorum, çünkü sen de tıpkı benim gibi insansın. Yanlışlar yaptın, yan- lışlar yaparak büyümeye çalıştın. Yanlışlar yaparak doğruyu öğreniyorsun. Seçim- ler yaptın ve seçimlerin çoğu zaman yanlıştı.
Tıpkı benim gibi sen de zayıfsın, çaresizsin.
Artık kendime acı vermekten vazgeçiyorum. Kendimi kurban gibi görmekten vazgeçiyorum.
Seni affederek kendimi özgürleştiriyorum.
Seni affederek hayatı seçiyorum.
Seni affederek mutluluğu seçiyorum.
Seni affederek kurtuluşu seçiyorum. Artık sen de ben de özgürüz.
(Karşınızdaki kişi arkasını dönüp gidebilir. Ayaklarınıza da kapanabilir ya da eriyip yok olup gidebilir.)
İçinizde, göğsünüzde, başınızda, bacaklarınızda, kollarınızda büyük bir hafif- leme, rahatlama, inanılmaz hoş bir duygu, hafif bir esinti, güzel bir kuş sesi ya da müzik duyabilirsiniz. Bunların birkaçı ya da hepsi olabilir ama içinizden, sırtınızdan büyük bir yük kalkmış gibi hissedebilirsiniz.
Buna rağmen sırtınızda kocaman bir çuval var. Bu çuvalın içerisinde affetmedi- ğiniz ve yıllarca sırtınızda taşıdığınız diğer insanlar var.
Kimi tanıdığınız, kimi unuttuğunuz ama içten içe kin duymaya devam ettiğiniz, sizi zehirlediğinin farkında dahi olmadığınız...
Bir çuval; kocaman bir çuval... Gülle gibi ağır, kurşun gibi ağır, aba gibi ağır bir
çuval... Şimdi zihninizin o ışıklı noktasından, o çuvalı kaldırıp bir derenin içine atın ve
çuvalın arkasından bakın.
Nasıl hafiflediğinize, nasıl özgürleştiğinize, nasıl rahatladığınıza bakın.
İşte böyle.
Sırtınızdan attığınız bu yükler sayesinde; hayata yeniden doğmuş gibi, sıfırdan başlamış gibi, önünüzdeki güzel hayatı nasıl huzurlu yaşayacağınızı düşünün.
Yaşayacağınız yeni hayatın, sırtınızdaki yüklerden kurtulduğunuz hayatın, nasıl bir hayat olduğunu hayal edin.
En küçük ayrıntılarına kadar görün... Çiçeklerin kokusu, insanlar, doğa, taşlar, evler, ağaçlar, işler her şey sanki yeniden tasarlanmış gibi.
Tüm bakışınız, algılamanız, tepkileriniz sanki yeniden başlatılmış gibi. Format atılmış bir bilgisayar gibi.
Küçük bir çocuğun neşesi, mutluluğu doluyor içinize.
Hep bir şeyler engel olmuştu.
O çocukluğunuzdaki mutluluğunuzu, çocukluğunuzdaki sevincinizi ya da daha genç yaşlardaki o enerjinizi geri getirdi bir şeyler... Ne olduğunu bilmediğiniz, adını
koyamadığınız bir şey...
Şimdi derin bir nefes alıp verin; içinizdeki o derin huzuru, o derin mutluluğu ve güven duygusunu hissedin. Ve onu bedeninize yapıştırın.
Sürekli orada duracak şekilde dizayn edin.
Her olumsuzlukla karşılaştığınızda, onun büyüdüğünü, onun mutluluğunu her yeri kapladığını ve bütün olumsuzlukları yok ettiğini fark edin.
Şimdiye geri gelin.
Sesimin olduğu zamana.
Ve bu zamanda, şimdide sizi mutlu eden her şeyin, zihninizde canlı ve güzel durmasını sağlayarak; şimdiye kadar akıttığınız bütün gözyaşlarına ve sizde oluşan tüm olumsuzluklara son veriyorum.
Şimdiye geri gelin ve istediğiniz zaman gözlerinizi açıp rahatlayın.
Şifa olsun.
❤2
#المس_العاشق #خلطة_الرومي (هذا كلام العلماء) مع أننا نسمع من ينكر مسمى المس العاشق ومن ينكر العلاج بخلطة الرومي وبعض الاعشاب ولو عرف المنكر أصل الحكم الشرعي لما أنكر
https://youtu.be/s0PYWiAEnvo
https://www.facebook.com/share/v/1DUoDTee7p/
https://www.instagram.com/p/DJIWXhpuSlj/
https://t.me/ruqyaalhibshi/756
https://x.com/alroqyaacademy/status/1918095146178232800
https://youtu.be/s0PYWiAEnvo
https://www.facebook.com/share/v/1DUoDTee7p/
https://www.instagram.com/p/DJIWXhpuSlj/
https://t.me/ruqyaalhibshi/756
https://x.com/alroqyaacademy/status/1918095146178232800
YouTube
#المس_العاشق #خلطة_الرومي (هذا كلام العلماء)
نسمع من ينكر مسمى المس العاشق ومن ينكر العلاج بخلطة الرومي وبعض الاعشاب ولو عرف المنكر أصل الحكم الشرعي لما أنكر
"Er-Rûmî" Karışımının faydaları ve Âşık Cin Musallatı
💬Soru: Birkaç ay önce evlenen bir genç, evlendikten sonra eşinde âşık cin musallatı bulunduğunu öğrendi. Kadının velisi (babası veya sorumlusu), bu durumu damattan gizlemişti. Damat durumu öğrenip onunla yüzleşince, veli şunu itiraf etti:
"Evet, kızım yaklaşık beş yıldır bu rahatsızlığa sahip. Onu rukye ile tedavi ettirmeye çalışıyorduk fakat bir sonuç alamadık."
Bu durumda kocanın boşanma hakkı var mıdır, yoksa sabredip sevabını Allah'tan mı beklemelidir?
🎙Cevap: Biz deriz ki:
"Allah seni hayırla mükâfatlandırsın. Eğer böyle zayıf ve çaresiz bir kadına yardımcı olursan, bunun sevabını alırsın. Allah da sana bunun karşılığını yazar.
Bu sebeple sabret ve sevabını Allah'tan bekle.
Allah seni bereketlendirsin.
Sen ilim talebesisin. Ona kendin rukye oku; onu başkasına götürme. Sabah akşam üzerine Kur'an oku.
O da Muavvizeteyn'i (Felak ve Nâs sûrelerini) ve bunların dışında rukyede okunan, bilinen ayetleri okumaya devam etsin.
İşte bizim tavsiyemiz budur. Biz sana özellikle tavsiye ediyoruz ki sabret ve sevabını Allah'tan bekle.
Şayet bu musallat sebebiyle eşin çocuk sahibi olamıyorsa, Allah sana ikinci bir evlilik kapısı açabilir.
Bunu söylerken şunu da biliyoruz ki, eşin tedavi sebeplerine sarılma konusunda çok istekli görünmüyor.
Bununla birlikte, eğer onun üzerinde söz sahibiysen ve onu yönlendirebiliyorsan, ona Kur'an oku. Muhtemeldir ki onu bundan alıkoyan şey, musallat olan cin veya şeytandır.
Ona şu hususları tavsiye et:
Farz ibadetleri muhafaza etmek, Sabah ve akşam zikirlerine devam etmek, Kur'an okumayı sürdürmek.
Sana da diyoruz ki:
Allah seni bereketlendirsin. Önünde büyük sevaplar kazanabileceğin bir fırsat vardır. Eşinin yanında ol, ona sahip çık, onu koru ve üzerine Kur'an oku. Umulur ki Allah, onu senin için hayırlı ve bereketli kılar.
Âşık cin musallatı hakkında soru soran kardeşimize şunu tavsiye ediyoruz: Denenmiş ve faydalı olduğu söylenen bir karışım vardır. Araştırırsa buna 'Er-Rûmî Karışımı' denildiğini görecektir.
Bu karışım aktarlar tarafından satılmaktadır. İnşallah bunda bir sakınca yoktur. İçerisinde bazı tuzlar, öğütülmüş bitkiler ve çeşitli yapraklar bulunmaktadır.
Bunlardan biri de nim (neem) yaprağıdır.
Her hâlükârda bu, 'Ey Allah'ın kulları! Tedavi olunuz.' hadisinin kapsamına giren bir tedavi sebebi olarak kullanılabilir."
💬Soru: Birkaç ay önce evlenen bir genç, evlendikten sonra eşinde âşık cin musallatı bulunduğunu öğrendi. Kadının velisi (babası veya sorumlusu), bu durumu damattan gizlemişti. Damat durumu öğrenip onunla yüzleşince, veli şunu itiraf etti:
"Evet, kızım yaklaşık beş yıldır bu rahatsızlığa sahip. Onu rukye ile tedavi ettirmeye çalışıyorduk fakat bir sonuç alamadık."
Bu durumda kocanın boşanma hakkı var mıdır, yoksa sabredip sevabını Allah'tan mı beklemelidir?
🎙Cevap: Biz deriz ki:
"Allah seni hayırla mükâfatlandırsın. Eğer böyle zayıf ve çaresiz bir kadına yardımcı olursan, bunun sevabını alırsın. Allah da sana bunun karşılığını yazar.
Bu sebeple sabret ve sevabını Allah'tan bekle.
Allah seni bereketlendirsin.
Sen ilim talebesisin. Ona kendin rukye oku; onu başkasına götürme. Sabah akşam üzerine Kur'an oku.
O da Muavvizeteyn'i (Felak ve Nâs sûrelerini) ve bunların dışında rukyede okunan, bilinen ayetleri okumaya devam etsin.
İşte bizim tavsiyemiz budur. Biz sana özellikle tavsiye ediyoruz ki sabret ve sevabını Allah'tan bekle.
Şayet bu musallat sebebiyle eşin çocuk sahibi olamıyorsa, Allah sana ikinci bir evlilik kapısı açabilir.
Bunu söylerken şunu da biliyoruz ki, eşin tedavi sebeplerine sarılma konusunda çok istekli görünmüyor.
Bununla birlikte, eğer onun üzerinde söz sahibiysen ve onu yönlendirebiliyorsan, ona Kur'an oku. Muhtemeldir ki onu bundan alıkoyan şey, musallat olan cin veya şeytandır.
Ona şu hususları tavsiye et:
Farz ibadetleri muhafaza etmek, Sabah ve akşam zikirlerine devam etmek, Kur'an okumayı sürdürmek.
Sana da diyoruz ki:
Allah seni bereketlendirsin. Önünde büyük sevaplar kazanabileceğin bir fırsat vardır. Eşinin yanında ol, ona sahip çık, onu koru ve üzerine Kur'an oku. Umulur ki Allah, onu senin için hayırlı ve bereketli kılar.
Âşık cin musallatı hakkında soru soran kardeşimize şunu tavsiye ediyoruz: Denenmiş ve faydalı olduğu söylenen bir karışım vardır. Araştırırsa buna 'Er-Rûmî Karışımı' denildiğini görecektir.
Bu karışım aktarlar tarafından satılmaktadır. İnşallah bunda bir sakınca yoktur. İçerisinde bazı tuzlar, öğütülmüş bitkiler ve çeşitli yapraklar bulunmaktadır.
Bunlardan biri de nim (neem) yaprağıdır.
Her hâlükârda bu, 'Ey Allah'ın kulları! Tedavi olunuz.' hadisinin kapsamına giren bir tedavi sebebi olarak kullanılabilir."
❤2
Forwarded from الشيخ خالد الحبشي قناة الرقية الشرعية
Media is too big
VIEW IN TELEGRAM
جواز ذكر قصص الجان بضوابط جوازها مالم يتعلق بها حكم