Forwarded from الشيخ خالد الحبشي قناة الرقية الشرعية
#حرق_الجان(36)مفتي الحنابلة العالم مصطفى الرحيباني
الشيخ خالد الحبشي قناة الرقية الشرعية
Video
Bugün size hem Hasetçi hemde yalancı olan bir kimseden bahsedeceğim:
Hasetçinin özelliklerinden biri de cehalete düşmesi, Allah adına ilimsiz konuşması ve dine, ayrıca din âlimlerine karşı kendini üstün görmesidir.
İşin ayrıntısı şudur: Kendi şeytanî hevesine uyarak, daha önce hiç kimsenin söylemediği sözleri uydurmuş ve yalan söylemiştir.
Eskiden de yalan söylüyordu; bugün ise yapay zekâyı kullanarak, tevhid adına, âlimlerimizin akaidine ve tevhid şerhlerine dil uzatmaktadır.
Cezayir'deki kıymetli kardeşlerime selam ederim.
Tevhid dersleri yapıldıktan, bu derslerde yapılan açıklamalar ve Ehl-i Sünnet âlimlerinin Kur'an'ın ve zikrin şeytanı yaktığını açık delillerle ortaya koymalarından, hatta Mescid-i Haram'daki derslerde ve fetva ehlinin derslerinde bunun anlatılmasından sonra; bu kişi yapay zekâ ile hazırlanmış olduğu anlaşılan bir paylaşım yayımladı.
Bu paylaşım, âlimlerin söylediklerine aykırı ayrıntılar içeriyor. Ayrıca âlimlerin sözlerini yanlış yere taşıyan, onlara dil uzatan, edep dışı ifadeler ve cehalet barındıran bir metindir.
Ben ise yalnızca metni, video kaydını ve kaynağını aynen naklediyorum.
Onun yapay zekâ ile yaptığı uzun açıklamanın özü ve vardığı sonuç şu olmuştur:
Vardığı sonuç şudur:
"Kur'an'ın cinleri yaktığını söylemek, şer'an batıl, aklen tutarsız ve itikadî bakımdan tehlikeli bir sözdür. Çünkü bu iddia, Allah'ın kelamının hakiki tesirini (şifa, hidayet ve korunma oluşunu) bilmemekten kaynaklanmaktadır. Ayrıca Allah'ın yaratılmamış kelamına, yaratılmış fiziksel özellikler nispet etmek suretiyle Cehmiyye'nin hatasına düşmektedir. Rukye sırasında görülen bağırmalar ve yanma hâlleri ise tamamen şeytanın bir oyunu olup, hem hastanın hem de rukye yapan kişinin kalbindeki tevhid akidesini sarsmak amacıyla yaptığı bir aldatmacadır. Yardım istenecek yalnız Allah'tır; tevekkül de yalnız O'nadır."
Cezayirli yazar şöyle diyor:
"Rukye sırasında görülen bağırmalar ve yanma belirtileri tamamen şeytanın bir oyunudur. Amaç, hem hastanın hem de rukye yapanın tevhid inancını sarsmaktır."
Onun "tamamen şeytanın bir oyunudur" sözü, Allah Teâlâ'nın şu ayetini açıkça yalanlamaktır:
"Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarpıp sersemlettiği kimsenin kalktığı gibi kalkarlar." (Bakara, 2/275)
Çünkü Allah Teâlâ bu ayette, şeytanın insanı çarpmasını ve onu etkilemesini sabit kılmıştır. Şeytan çarpmasına maruz kalan kimselerde görülen konuşmalar, bağırmalar, çırpınmalar ve rukye sebebiyle cinlerin sıkıntıya düşüp feryat etmeleri de bunun kapsamındadır.
Buna rağmen birileri çıkıp Allah'ın hükme bağladığı bu hakikate karşı gelerek, tevhid adına, bunların tamamının sadece şeytanın bir aldatmacası olduğunu ileri sürüyor.
Yani onların iddiasına göre şeytan gerçekte etkilenmiyor, sıkıntıya düşmüyor; sadece rukye yapanı ve hastayı kandırmak, onların tevhid inancını bozmak için rol yapıyor.
Lütfen Dikkatli olun ve tevhidi doğru öğrenin.
🌿@rukyeterapi
Hasetçinin özelliklerinden biri de cehalete düşmesi, Allah adına ilimsiz konuşması ve dine, ayrıca din âlimlerine karşı kendini üstün görmesidir.
İşin ayrıntısı şudur: Kendi şeytanî hevesine uyarak, daha önce hiç kimsenin söylemediği sözleri uydurmuş ve yalan söylemiştir.
Eskiden de yalan söylüyordu; bugün ise yapay zekâyı kullanarak, tevhid adına, âlimlerimizin akaidine ve tevhid şerhlerine dil uzatmaktadır.
Cezayir'deki kıymetli kardeşlerime selam ederim.
Tevhid dersleri yapıldıktan, bu derslerde yapılan açıklamalar ve Ehl-i Sünnet âlimlerinin Kur'an'ın ve zikrin şeytanı yaktığını açık delillerle ortaya koymalarından, hatta Mescid-i Haram'daki derslerde ve fetva ehlinin derslerinde bunun anlatılmasından sonra; bu kişi yapay zekâ ile hazırlanmış olduğu anlaşılan bir paylaşım yayımladı.
Bu paylaşım, âlimlerin söylediklerine aykırı ayrıntılar içeriyor. Ayrıca âlimlerin sözlerini yanlış yere taşıyan, onlara dil uzatan, edep dışı ifadeler ve cehalet barındıran bir metindir.
Ben ise yalnızca metni, video kaydını ve kaynağını aynen naklediyorum.
Onun yapay zekâ ile yaptığı uzun açıklamanın özü ve vardığı sonuç şu olmuştur:
Vardığı sonuç şudur:
"Kur'an'ın cinleri yaktığını söylemek, şer'an batıl, aklen tutarsız ve itikadî bakımdan tehlikeli bir sözdür. Çünkü bu iddia, Allah'ın kelamının hakiki tesirini (şifa, hidayet ve korunma oluşunu) bilmemekten kaynaklanmaktadır. Ayrıca Allah'ın yaratılmamış kelamına, yaratılmış fiziksel özellikler nispet etmek suretiyle Cehmiyye'nin hatasına düşmektedir. Rukye sırasında görülen bağırmalar ve yanma hâlleri ise tamamen şeytanın bir oyunu olup, hem hastanın hem de rukye yapan kişinin kalbindeki tevhid akidesini sarsmak amacıyla yaptığı bir aldatmacadır. Yardım istenecek yalnız Allah'tır; tevekkül de yalnız O'nadır."
Cezayirli yazar şöyle diyor:
"Rukye sırasında görülen bağırmalar ve yanma belirtileri tamamen şeytanın bir oyunudur. Amaç, hem hastanın hem de rukye yapanın tevhid inancını sarsmaktır."
Onun "tamamen şeytanın bir oyunudur" sözü, Allah Teâlâ'nın şu ayetini açıkça yalanlamaktır:
"Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarpıp sersemlettiği kimsenin kalktığı gibi kalkarlar." (Bakara, 2/275)
Çünkü Allah Teâlâ bu ayette, şeytanın insanı çarpmasını ve onu etkilemesini sabit kılmıştır. Şeytan çarpmasına maruz kalan kimselerde görülen konuşmalar, bağırmalar, çırpınmalar ve rukye sebebiyle cinlerin sıkıntıya düşüp feryat etmeleri de bunun kapsamındadır.
Buna rağmen birileri çıkıp Allah'ın hükme bağladığı bu hakikate karşı gelerek, tevhid adına, bunların tamamının sadece şeytanın bir aldatmacası olduğunu ileri sürüyor.
Yani onların iddiasına göre şeytan gerçekte etkilenmiyor, sıkıntıya düşmüyor; sadece rukye yapanı ve hastayı kandırmak, onların tevhid inancını bozmak için rol yapıyor.
Lütfen Dikkatli olun ve tevhidi doğru öğrenin.
🌿@rukyeterapi
👍1
الشيخ خالد الحبشي قناة الرقية الشرعية
#حرق_الجان(36)مفتي الحنابلة العالم مصطفى الرحيباني
🎙EZAN OKUMANIN CİNLERE OLAN ETKİSİ:
"Tecrübe edilmiş hususlardan bir kaç tanesi şudur:
- Üzüntülü kimsenin kulağına ezan okunursa üzüntüsü hafifler.
- Ahlâkı kötü olan bir kimsenin kulağına ezan okunursa ahlâkı güzelleşir.
- Cin yakmak için, cin çarpmasına uğramış (sara nöbeti geçiren veya içine cin girdiği düşünülen) kimsenin kulağına yedi defa ezan okunması, ardından Fâtiha'nın yedi defa, Muavvizeteyn'in (Felak ve Nâs), Âyetü'l-Kürsî'nin, "Ve's-semâi ve't-Târık" (Târık sûresi), Haşr sûresinin son ayetlerinin ve Sâffât sûresinin okunmasının faydası tecrübe edilmiştir.
Yine tecrübe edildiğine göre, Âyetü'l-Kürsî yedi defa su üzerine okunur ve bu su cin musallatı bulunan kişinin yüzüne serpilirse Allah'ın izniyle kendine gelir."
Daha sonra müellif ezan ve kametin hükmüne geçerek şöyle der:
"Ezan ve kamet farz-ı kifâyedir. Delili ise şu hadistir:
"Namaz vakti geldiğinde içinizden biri ezan okusun, en yaşlınız da size imam olsun." (Buhârî ve Müslim)"
🌿@rukyeterapi
Âlim Şeyh Mustafa b. Sa'd b. Abduh el-Hanbelî, es-Süyûtî er-Ruhaybânî olarak tanınır. Şam'daki Hanbelî mezhebinin müftüsü, fazilet ve ilimde önde gelen âlimlerden biridir.
Hicrî 1164 yılının Rebîülevvel ayında Mısır'ın Asyût şehrinde doğdu ve orada yetişti. Daha sonra hicrî 1200'lü yılların başlarında Şam'a geldi, oraya yerleşti ve ilim tahsiliyle meşgul oldu. Arzu ettiği ilmi elde etti. Şam'ın seçkin âlimlerinden, ayrıca Mısırlı, Mekkeli, Rum diyarından ve Iraklı birçok âlimden ilim aldı.
Pek çok telifi ve güzel, sağlam üslupla yazılmış risalesi vardır. Bunlardan biri, el-Ğâye adlı esere yazdığı beş ciltlik şerhtir. Bu eserde rivayetler, görüş ayrılıkları ve ilmî meseleleri ayrıntılı ve açık bir şekilde açıklamıştır.
Hicrî 1215 yılında Şam Hanbelîlerinin müftülüğüne tayin edildi. Hicrî 1222 yılında ise Emevî Camii'nin idaresine getirildi.
Hicrî 1243 yılı Rebîülâhir ayının on üçüncü günü, cuma gecesi fecir vaktinde Şam'da vefat etti. Merced-Dahdâh kabristanına defnedildi. Kabri bugün de bilinmekte ve ziyaret edilmektedir. Allah ona rahmet etsin. Onun Eserinden, Sağ kulağa Ezan okunması hususunda acıkladığı bir nakil'i sizlerle paylaşmak istiyorum:
"Tecrübe edilmiş hususlardan bir kaç tanesi şudur:
- Üzüntülü kimsenin kulağına ezan okunursa üzüntüsü hafifler.
- Ahlâkı kötü olan bir kimsenin kulağına ezan okunursa ahlâkı güzelleşir.
- Cin yakmak için, cin çarpmasına uğramış (sara nöbeti geçiren veya içine cin girdiği düşünülen) kimsenin kulağına yedi defa ezan okunması, ardından Fâtiha'nın yedi defa, Muavvizeteyn'in (Felak ve Nâs), Âyetü'l-Kürsî'nin, "Ve's-semâi ve't-Târık" (Târık sûresi), Haşr sûresinin son ayetlerinin ve Sâffât sûresinin okunmasının faydası tecrübe edilmiştir.
Yine tecrübe edildiğine göre, Âyetü'l-Kürsî yedi defa su üzerine okunur ve bu su cin musallatı bulunan kişinin yüzüne serpilirse Allah'ın izniyle kendine gelir."
Daha sonra müellif ezan ve kametin hükmüne geçerek şöyle der:
"Ezan ve kamet farz-ı kifâyedir. Delili ise şu hadistir:
"Namaz vakti geldiğinde içinizden biri ezan okusun, en yaşlınız da size imam olsun." (Buhârî ve Müslim)"
🌿@rukyeterapi
❤2
Forwarded from الشيخ خالد الحبشي قناة الرقية الشرعية
الشيخ خالد الحبشي قناة الرقية الشرعية
Photo
Cinlerin insanlara musallat edilmesi ve bedene girmeleri
💬Soru: Cinlerin, sihirbaz tarafından insan bedenine sokulup ona musallat edilmesi ve sihirbazın koyduğu şartlar yerine getirilmedikçe bedenden çıkmamaları mümkün müdür?
🎙Cevap: Sihirbazın, şeytanî ameller işleyerek kendisine itaat eden birtakım cinleri emri altına aldığı ve onlara zarar vermek istediği kimseleri musallat ettiği yaygın olarak bilinmektedir.
Bunun delili olarak da şu durum zikredilir: Rukye sırasında veya cin sıkıştırıldığında, birçok cin konuşmakta ve "Bizi falan sihirbaz görevlendirdi. O izin vermedikçe buradan çıkamayız." diye itirafta bulunmaktadır.
Yine onların birçoğu, isteyerek çıkmaz; rukye sebebiyle ölünceye, rukye yapan kimse tarafından öldürülünceye veya kullanılan bazı tedavi yöntemleri sebebiyle helâk oluncaya kadar insan bedeninde kalırlar.
Onlar, kendilerini mazur göstermek için şöyle derler:
"Bu sihirbaz bizi bu insana musallat olmaya zorladı. Onun emri altındaki cinlerin sayısı yüzlercedir. Bizden biri ölürse, hemen yerine başka birini gönderir."
Buna göre sihirbaz, cinlere yaklaşmak için onlara kurban keser veya onları razı edecek şeytanî ameller işler. Böylece cinler ona boyun eğer ve emirlerini yerine getirirler.
Sihirbaz öldüğü zaman ise yaptığı sihrin etkisi sona erer.
Bu sebeple, bir sihirbazın gerçekten sihir yaptığı sabit olur ve kim olduğu kesin olarak tespit edilirse, öldürülür. Nitekim Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
"Sihirbazın cezası kılıç darbesidir."
En doğrusunu Allah bilir.
🌿@rukyeterapi
💬Soru: Cinlerin, sihirbaz tarafından insan bedenine sokulup ona musallat edilmesi ve sihirbazın koyduğu şartlar yerine getirilmedikçe bedenden çıkmamaları mümkün müdür?
🎙Cevap: Sihirbazın, şeytanî ameller işleyerek kendisine itaat eden birtakım cinleri emri altına aldığı ve onlara zarar vermek istediği kimseleri musallat ettiği yaygın olarak bilinmektedir.
Bunun delili olarak da şu durum zikredilir: Rukye sırasında veya cin sıkıştırıldığında, birçok cin konuşmakta ve "Bizi falan sihirbaz görevlendirdi. O izin vermedikçe buradan çıkamayız." diye itirafta bulunmaktadır.
Yine onların birçoğu, isteyerek çıkmaz; rukye sebebiyle ölünceye, rukye yapan kimse tarafından öldürülünceye veya kullanılan bazı tedavi yöntemleri sebebiyle helâk oluncaya kadar insan bedeninde kalırlar.
Onlar, kendilerini mazur göstermek için şöyle derler:
"Bu sihirbaz bizi bu insana musallat olmaya zorladı. Onun emri altındaki cinlerin sayısı yüzlercedir. Bizden biri ölürse, hemen yerine başka birini gönderir."
Buna göre sihirbaz, cinlere yaklaşmak için onlara kurban keser veya onları razı edecek şeytanî ameller işler. Böylece cinler ona boyun eğer ve emirlerini yerine getirirler.
Sihirbaz öldüğü zaman ise yaptığı sihrin etkisi sona erer.
Bu sebeple, bir sihirbazın gerçekten sihir yaptığı sabit olur ve kim olduğu kesin olarak tespit edilirse, öldürülür. Nitekim Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
"Sihirbazın cezası kılıç darbesidir."
En doğrusunu Allah bilir.
🌿@rukyeterapi
❤1
Şer'i Rukye ve Psikoterapist🩺🍃 الرقية الشرعية و العلاج النفسي
https://youtu.be/_J1nYalOr5Y?si=Q9V4oVIl6F790vWw
İnatçı aşık cin için dinleyin insaAllah
❤3
Forwarded from الشيخ خالد الحبشي قناة الرقية الشرعية
Forwarded from 📜Kur'an ve Sünnet
208- Ebû Osman dedi ki: Müslim b. Haccâc bana, Yahyâ b. Maîn'den naklen şunu anlattı: Hişâm b. Yûsuf (1) bana şöyle dedi: "Mutarrif b. Mâzin, İbn Cüreyc'in kitabını benden dinledi. Bugün ise onu kendi rivayetiymiş gibi nakletmektedir." Yahyâ b. Maîn şöyle dedi: "Bunun üzerine gidip onun kitabının bir nüshasını ödünç aldım. Sonra onu Hişâm'ın kitabıyla karşılaştırdım. Baktım ki telif (düzen ve tertip) bakımından tamamen aynıydı." (2)
209- Muhammed b. Recâ el-Cürcânî -Ammâr b. Recâ'nın (3) kardeşi- bize rivayet etti. O da Saîd b. Hâlid b. Ammâr'dan rivayet ederek şöyle dedi: "Mutarrif b. Mâzin'in yanından döndüğümde Ahmed b. Hanbel bana rastladı ve: 'Kitapların nerede?' diye sordu. Ben de kitaplarımı getirip kendisine verdim. Mutarrif'in hadislerine baktıktan sonra şöyle dedi: 'Bu adamın rivayet ettiği kitaplar aslında yanında bulunan kendi kitapları değildir.'"
210- Ebû Zür'a'ya: "Mûsâ b. Muhammed b. İbrâhim (4) nasıldır?" ye sordum. Şöyle dedi: "Hadisi son derece zayıftır (çok vâhîdir)."
✍🏻●Dipnot:
(1) Burada kastedilen de bir önceki dipnotta tanıtılan Hişâm b. Yûsuf es-San'ânî'dir.
(2) "O" kelimesi, metnin akışının gerektirdiği bir ilavedir.
(3) Ammâr b. Recâ b. Sa'd, künyesi Ebû Yâsir et-Tağlibî el-Esterâbâdî'dir. el-Müsned adlı eserin sahibidir. Yezîd b. Hârûn, Muhammed b. Bişr el-Abdî ve Hüseyin el-Cu'fî'den rivayette bulunmuştur. İdrîsî onun hakkında: "Fazilet sahibi, dindar, çok ibadet eden ve zâhid bir kimseydi." demiştir. Hicrî 267 yılında Cürcân'da vefat etmiştir. Bkz. Tezkiretü'l-Huffâz (2/561).
(4) Mûsâ b. Muhammed b. İbrâhim'in biyografisi daha önce 151. maddede geçmiştir.
| Sualatü'l-Berze'i li Ebî Zur‘a Er-Râzi syf 156
209- Muhammed b. Recâ el-Cürcânî -Ammâr b. Recâ'nın (3) kardeşi- bize rivayet etti. O da Saîd b. Hâlid b. Ammâr'dan rivayet ederek şöyle dedi: "Mutarrif b. Mâzin'in yanından döndüğümde Ahmed b. Hanbel bana rastladı ve: 'Kitapların nerede?' diye sordu. Ben de kitaplarımı getirip kendisine verdim. Mutarrif'in hadislerine baktıktan sonra şöyle dedi: 'Bu adamın rivayet ettiği kitaplar aslında yanında bulunan kendi kitapları değildir.'"
210- Ebû Zür'a'ya: "Mûsâ b. Muhammed b. İbrâhim (4) nasıldır?" ye sordum. Şöyle dedi: "Hadisi son derece zayıftır (çok vâhîdir)."
✍🏻●Dipnot:
(1) Burada kastedilen de bir önceki dipnotta tanıtılan Hişâm b. Yûsuf es-San'ânî'dir.
(2) "O" kelimesi, metnin akışının gerektirdiği bir ilavedir.
(3) Ammâr b. Recâ b. Sa'd, künyesi Ebû Yâsir et-Tağlibî el-Esterâbâdî'dir. el-Müsned adlı eserin sahibidir. Yezîd b. Hârûn, Muhammed b. Bişr el-Abdî ve Hüseyin el-Cu'fî'den rivayette bulunmuştur. İdrîsî onun hakkında: "Fazilet sahibi, dindar, çok ibadet eden ve zâhid bir kimseydi." demiştir. Hicrî 267 yılında Cürcân'da vefat etmiştir. Bkz. Tezkiretü'l-Huffâz (2/561).
(4) Mûsâ b. Muhammed b. İbrâhim'in biyografisi daha önce 151. maddede geçmiştir.
| Sualatü'l-Berze'i li Ebî Zur‘a Er-Râzi syf 156
❤2
Forwarded from 📜Kur'an ve Sünnet
Forwarded from 📜Kur'an ve Sünnet
Allah nasip.ederse yakında çevirisi bitecek kitaptan kısa parçalar paylastim
❤2
Tedavi Yapan Kişinin Yerine Getirmesi Gereken Şartlar ve Sahip Olması Gereken Sıfatlar
Allah'a gerçekten inanmak. Tedaviyi uygulayan kişi tedaviden önce Allah'a gerçekten inanması, Hüsnü zan sahibi olması ve Allah'a ve kitabına gönülden bağlanması, imanın gerçekten güçlü olması gerekiyor. Bu dua ayetler sadece dilinden değil kalbinden okuması gerekiyor ki okuduğu kişideki cine tesir etsin. Bundan başka tedavi uygulayan kişi Allah'ın duasını kabul edeceğine, Kur'an'a şifa kaynağı olduğuna inanması şarttır. Ayrıca hastalarına şifanın kur'an'dan olduğunu, şifanın sadece Allah'tan gelebileceğini hastalarına söylemeleri ve buna inanmalarını sağlamalıdır. Allah cc Haşr suresi 21. Ayetinde " Eğer biz Kur'an'ı bir dağa indirmiş olsaydık sen onun Allah korkusuyla baş eğerek parça parça olduğunu görürdün. Bu misalleri insanları düşündürür diye veriyoruz." Ayetinde buyurduğu gibi Allah'ın kelamı karşısında cinin gücünün çok zayıf olduğunu hastasına telkin etmelidir. Tedaviye uygulayan kişi Allah'a ne kadar mütevekkil olur ve sarsılmaz noktada olursa tesiri de o denli olacaktır. Cinden daha güçlü olacak ve onu saklandığı yerden çıkaracaktır. Bazen cin daha güçlü olup çıkamayabilir veya onu çıkartacak kişi güçsüz olabilir. Bu durumda cin çıkmamakta ısrar edebilir. Böyle bir durumda tedaviyi yapan kişinin daha fazla Kur'an okuması Allah'tan medet bekleyerek başından sonuna kadar Allah'tan yardım talep etmesi gerekir.
İtiaat. İman artıp eksilebilir. Günahlarla eksilir, ibadetlerle artar. Şunu bilsinki itiaat ne kadar fazla ibadetlerle inanç o denli artar. Tedaviyi uygulayan kişinin itiaati ne kadar fazlaysa şeytan da ondan o kadar korkar. Bilirki o kişi Allah'ın ipine sarılmış ve onun koruması altına girmiş. Şunu da belirtmeliyiz ki itaat kulun cin ve şeytanların şerrinden kendisini savunduğu bir kalkandır. Tedaviye uygulayan kişinin cinlerin tuzağına düşmemesi için günah sayılan şeylerden uzak durması gerekir. Yoksa babasını, oğlunu, akrabasını öldüren kişinin yaptığı tedavinin bir faydası olmaz. Günah işleyen bir kişinin yaptığı tedaviyi Cinler gale almaz. Bir defasında kur'an'la tedavi yapanlardan birisi bana gelerek şöyle dedi: bir seans anında cine bulunduğu yerden çıkmasını söyledim. Cin bana sen bana buradan çıkmayı emretmeden önce kendini düzelt ve günahlarından uzaklaş dedi. Bu Müslüman bir cindi ve bana şu Bakara suresindeki ayeti okudu. " Siz kitabı okuduğunuz halde insanlara iyiliği emredip, unutuyor musunuz, aklınızı kullanmıyor musunuz? "Bakara suresi 144 ayet. Bu olay sonrasında kendimi sapıtmış gibi görmeye başladım. Sonunda anlaşıldı ki arkadaşımız günah işlemekte ısrar etmekte. Aramızda geçen konuşmalar sonrasında hatasının küçük günahlardan olduğu anlaşıldı ama sigara içtiğinden dolayı cini saklandığı yerden çıkaramayacağını anladı. Kendisine bu yanlışını bıraktıktan sonra tedavi yapmaya devam etmesi gerektiği konusunda onu ikna ettim. Bu noktada anlaşılıyor ki günah da ısrar tedavinin başarısız olmasına sebebiyet veriyor.
İhlas. Tedaviye uygulayan kişi seansa başlamadan önce bu İnşallah rızası için yaptığına kendisini mutlak şekilde inandırmalı. Para veya dünyalık herhangi bir menfaat düşünmemeli. Aksi halde şeytanın tuzaklarının olduğu yola düşer. Tedaviyi yapan kişinin ihlası ne kadar güçlü olursa tedaviye ve cine karşı tesiri de o kadar etkili olur. Allah'tan medet görür.
Gözü haramdan sakınmak. Seans esnasında bazı Cinler yaptıkları kadının orasının burasının açılmasına sebebiyet verirler. Seyhan esnasında tedaviyi uygulayan kişinin nereye baktığına Cinler çok dikkat ederler. Kadınların tedavisinde tedaviyi yapan kişinin bu konuya mutlaka dikkat etmesi gerekir. Bir ara kadının birine tedavi uyguluyordum. tedavi bittikten sonra kadının ailesinden birisi daha önce tedavi yapan kişinin seansta kadını yatırdıktan sonra üstüne örttüğü örtüyü kaldıracağını, birkaç dakika sonra tedaviyi yapan kişinin şiddetli bir baş ağrısına tutulup özür dilediğini ve seansı yarıda bıraktığını anlattı. Bu olaydan şunu anladım ki kendisini kim karşısında zayıf düşürmüş ve gözünü harama çevirmiş.
Allah'a gerçekten inanmak. Tedaviyi uygulayan kişi tedaviden önce Allah'a gerçekten inanması, Hüsnü zan sahibi olması ve Allah'a ve kitabına gönülden bağlanması, imanın gerçekten güçlü olması gerekiyor. Bu dua ayetler sadece dilinden değil kalbinden okuması gerekiyor ki okuduğu kişideki cine tesir etsin. Bundan başka tedavi uygulayan kişi Allah'ın duasını kabul edeceğine, Kur'an'a şifa kaynağı olduğuna inanması şarttır. Ayrıca hastalarına şifanın kur'an'dan olduğunu, şifanın sadece Allah'tan gelebileceğini hastalarına söylemeleri ve buna inanmalarını sağlamalıdır. Allah cc Haşr suresi 21. Ayetinde " Eğer biz Kur'an'ı bir dağa indirmiş olsaydık sen onun Allah korkusuyla baş eğerek parça parça olduğunu görürdün. Bu misalleri insanları düşündürür diye veriyoruz." Ayetinde buyurduğu gibi Allah'ın kelamı karşısında cinin gücünün çok zayıf olduğunu hastasına telkin etmelidir. Tedaviye uygulayan kişi Allah'a ne kadar mütevekkil olur ve sarsılmaz noktada olursa tesiri de o denli olacaktır. Cinden daha güçlü olacak ve onu saklandığı yerden çıkaracaktır. Bazen cin daha güçlü olup çıkamayabilir veya onu çıkartacak kişi güçsüz olabilir. Bu durumda cin çıkmamakta ısrar edebilir. Böyle bir durumda tedaviyi yapan kişinin daha fazla Kur'an okuması Allah'tan medet bekleyerek başından sonuna kadar Allah'tan yardım talep etmesi gerekir.
İtiaat. İman artıp eksilebilir. Günahlarla eksilir, ibadetlerle artar. Şunu bilsinki itiaat ne kadar fazla ibadetlerle inanç o denli artar. Tedaviyi uygulayan kişinin itiaati ne kadar fazlaysa şeytan da ondan o kadar korkar. Bilirki o kişi Allah'ın ipine sarılmış ve onun koruması altına girmiş. Şunu da belirtmeliyiz ki itaat kulun cin ve şeytanların şerrinden kendisini savunduğu bir kalkandır. Tedaviye uygulayan kişinin cinlerin tuzağına düşmemesi için günah sayılan şeylerden uzak durması gerekir. Yoksa babasını, oğlunu, akrabasını öldüren kişinin yaptığı tedavinin bir faydası olmaz. Günah işleyen bir kişinin yaptığı tedaviyi Cinler gale almaz. Bir defasında kur'an'la tedavi yapanlardan birisi bana gelerek şöyle dedi: bir seans anında cine bulunduğu yerden çıkmasını söyledim. Cin bana sen bana buradan çıkmayı emretmeden önce kendini düzelt ve günahlarından uzaklaş dedi. Bu Müslüman bir cindi ve bana şu Bakara suresindeki ayeti okudu. " Siz kitabı okuduğunuz halde insanlara iyiliği emredip, unutuyor musunuz, aklınızı kullanmıyor musunuz? "Bakara suresi 144 ayet. Bu olay sonrasında kendimi sapıtmış gibi görmeye başladım. Sonunda anlaşıldı ki arkadaşımız günah işlemekte ısrar etmekte. Aramızda geçen konuşmalar sonrasında hatasının küçük günahlardan olduğu anlaşıldı ama sigara içtiğinden dolayı cini saklandığı yerden çıkaramayacağını anladı. Kendisine bu yanlışını bıraktıktan sonra tedavi yapmaya devam etmesi gerektiği konusunda onu ikna ettim. Bu noktada anlaşılıyor ki günah da ısrar tedavinin başarısız olmasına sebebiyet veriyor.
İhlas. Tedaviye uygulayan kişi seansa başlamadan önce bu İnşallah rızası için yaptığına kendisini mutlak şekilde inandırmalı. Para veya dünyalık herhangi bir menfaat düşünmemeli. Aksi halde şeytanın tuzaklarının olduğu yola düşer. Tedaviyi yapan kişinin ihlası ne kadar güçlü olursa tedaviye ve cine karşı tesiri de o kadar etkili olur. Allah'tan medet görür.
Gözü haramdan sakınmak. Seans esnasında bazı Cinler yaptıkları kadının orasının burasının açılmasına sebebiyet verirler. Seyhan esnasında tedaviyi uygulayan kişinin nereye baktığına Cinler çok dikkat ederler. Kadınların tedavisinde tedaviyi yapan kişinin bu konuya mutlaka dikkat etmesi gerekir. Bir ara kadının birine tedavi uyguluyordum. tedavi bittikten sonra kadının ailesinden birisi daha önce tedavi yapan kişinin seansta kadını yatırdıktan sonra üstüne örttüğü örtüyü kaldıracağını, birkaç dakika sonra tedaviyi yapan kişinin şiddetli bir baş ağrısına tutulup özür dilediğini ve seansı yarıda bıraktığını anlattı. Bu olaydan şunu anladım ki kendisini kim karşısında zayıf düşürmüş ve gözünü harama çevirmiş.
Belki de başka bir cin onu çarpmıştır. Bu yüzden senin sesin ağzına tedaviyi uygulayan kişinin bakışlarına çok dikkat etmesi gerekir.
Zeki ve uyanık olmak. Bunlar tedaviyi uygulayan kişinin mutlaka sahip olması gereken özellikler arasındadır. Cinlerin çoğu çok zekidir ve tedavi esnasında tedavi yapan kişiyi kandırabilirler. Mesela cinin ben bu bedenden çıkmak istiyorum çıkacağım dedikten sonra yine çıkmaktan vazgeçebilir. Beyan tedaviyi uygulayan kişiden korktuğunu söyleyip yapmacık davranışlar sergileyerek onu oyalamaya çalışır ve gücünün zayıf olduğunu anlayınca bedendeki yerine daha rahat kurulur. Tedaviyi yapan kişinin çok zeki olması ve cin ile arasında geçecek diyaloğa çok dikkat etmesi gerekir. Kendinden Önceki kişilerde tamamen farklı olduğunu cine ispat edemez veya onu inandirmazsa başarılı olamaz. Dediğimiz şekilde davranırsa cin güçlü bir muhatap karşısında olduğuna inanır. Çaresiz kaldığını düşünür ve saklandığı yerden çıkmak zorunda kalır.
İnatçı ve sebat sahibi olmak. Cinlerin sınıfları ve bölümleri vardır. Onlara kendi aralarında yaratılmış, çevre şartları konusunda belirli hususlara ayrılırlar. Mesela seans sırasında tedavi uygulayan kişiye saldıran Cinler vardır. Bu genellikle ifrit olur. Çirkin ve kötü cin olarak sınıflandırabiliriz. Çevresindeki diğer cinleri tasavvut altına alacak güce sahiptir. Etrafındakileri korkutur yüksek sesle bağırır ve yüzünü değiştirir. Bazen hastanın dişlerini gösterir bazen de şeytanın hasta şekline girecek bir imaj olduğunu gösterir. Elleriyle tuhaf hareketler yapabilir. Tedaviyi yapan kişi dikkatlice inceleyip, kulağına şiddetli bir tokat atabilir. Bazen bu darplar çekiç şiddetinde olabilir. Bazı seanslarda ise cin seansa katılanlara etki altına alabilmek için farklı yollar ve hilelere başvurabilir. Tedaviyi yapan kişi hastanın bedenine bakarak ısrarla ve inatla Kur'an okumayı sürdürmeli. Bazı durumlarda gerekirse hastanın ellerini bağlamalı,korktuğunu belli etmemeli.
Kibirlenmemek. Tedaviyi yapan kişi tedaviye başlamadan önce olacak şeylerin kur'an-ı Kerim'in eseri olduğunu, olacak şeylerin Allah'ın izniyle olduğunu unutmaması gerekir. Ayrıca Allah'ın iradesini her şeyin üstünde tutmalı. Cinle seni öldürürüm demek yerine seni Allah'ın iradesi ile öldüreceğim demelidir. Çevresindekilere de mütevazi davranmalı, onlardan daha üstün olduğu havasına kapılmamalı.
Allah'a inanmaya davet. Tedavi yapan kişiyi seyreden ve cin ve şeytanların mahvolduğunu görenler kendilerine yakınlaşmak istemeyeceklerdir. Böyle bir durum onların nasihat dinlemeye en uygun zaman olduklarını gösterir. Tedaviyi yapan kişi namazlarını ibadetlerini eksiksiz bir şekilde yapmaları gerektiğini söylemelidir. Kadınlara başlarını kapatmaları gerektiğini telkin etmelidir.
Sabır. Bazen öyle olur ki bedendeki cin çıkmamak için çok uzun süre direnebilir. Bazen okunan Kur'an'ı duymamak için hastanın ayaklarına inebilir. Bazen de telefondan Kur'an dinlenilmesine karşı bağışıklık kazanabilirler. Bu gibi hallerde tedavi uygulanan Kişi sürekli Kur'an okumalı. Programlarını düzgün yapmalı ve duayı da hayatına dahil etmelidir. Bedende cin olduğuna emin olunduğunda Allah'a yalvarmalı, kendisine yardım etmesini istemelidir. Cine azap çektirme ayetlerini dinlemelidir ve bu yolda ısrarcı olmalıdır. Kendisi ile konuşan cin'in Müslüman veya gayrimüslim olup olmadığını öğrenmelidir. Onunla ikna edici konuşmalı, yaptığı şeyin bu bedene zarar verdiğini anlatmalı, meydana gelenin bu insanın bir suçu olmadığını anlatması gerekir. Hiçbir şekilde asıl niyetinin cine zarar vermek olmadığını bildirmelidir.
Gerçek hasta ile vehimli veya psikolojik olarak sorun yaşayan kişiyi ayırt etmek. Tedaviyi yapan kişi bu konularda da dikkatli olmalı. Mesela kişinin kendisinde büyü olduğunu, bazı şeyler gördüğünü iddia eden kişiler gelebilir. Bazen de peşinden sürekli bir cin geldiğini ve kendisine zarar vermek istediğini söyler. Kuran dinlerken bedenine giren cinin konuştuğunu iddia edenler olabilir. Bu gibi durumlarla karşılaştığımızda hastayı dikkatlice incelememiz gerekir.
Zeki ve uyanık olmak. Bunlar tedaviyi uygulayan kişinin mutlaka sahip olması gereken özellikler arasındadır. Cinlerin çoğu çok zekidir ve tedavi esnasında tedavi yapan kişiyi kandırabilirler. Mesela cinin ben bu bedenden çıkmak istiyorum çıkacağım dedikten sonra yine çıkmaktan vazgeçebilir. Beyan tedaviyi uygulayan kişiden korktuğunu söyleyip yapmacık davranışlar sergileyerek onu oyalamaya çalışır ve gücünün zayıf olduğunu anlayınca bedendeki yerine daha rahat kurulur. Tedaviyi yapan kişinin çok zeki olması ve cin ile arasında geçecek diyaloğa çok dikkat etmesi gerekir. Kendinden Önceki kişilerde tamamen farklı olduğunu cine ispat edemez veya onu inandirmazsa başarılı olamaz. Dediğimiz şekilde davranırsa cin güçlü bir muhatap karşısında olduğuna inanır. Çaresiz kaldığını düşünür ve saklandığı yerden çıkmak zorunda kalır.
İnatçı ve sebat sahibi olmak. Cinlerin sınıfları ve bölümleri vardır. Onlara kendi aralarında yaratılmış, çevre şartları konusunda belirli hususlara ayrılırlar. Mesela seans sırasında tedavi uygulayan kişiye saldıran Cinler vardır. Bu genellikle ifrit olur. Çirkin ve kötü cin olarak sınıflandırabiliriz. Çevresindeki diğer cinleri tasavvut altına alacak güce sahiptir. Etrafındakileri korkutur yüksek sesle bağırır ve yüzünü değiştirir. Bazen hastanın dişlerini gösterir bazen de şeytanın hasta şekline girecek bir imaj olduğunu gösterir. Elleriyle tuhaf hareketler yapabilir. Tedaviyi yapan kişi dikkatlice inceleyip, kulağına şiddetli bir tokat atabilir. Bazen bu darplar çekiç şiddetinde olabilir. Bazı seanslarda ise cin seansa katılanlara etki altına alabilmek için farklı yollar ve hilelere başvurabilir. Tedaviyi yapan kişi hastanın bedenine bakarak ısrarla ve inatla Kur'an okumayı sürdürmeli. Bazı durumlarda gerekirse hastanın ellerini bağlamalı,korktuğunu belli etmemeli.
Kibirlenmemek. Tedaviyi yapan kişi tedaviye başlamadan önce olacak şeylerin kur'an-ı Kerim'in eseri olduğunu, olacak şeylerin Allah'ın izniyle olduğunu unutmaması gerekir. Ayrıca Allah'ın iradesini her şeyin üstünde tutmalı. Cinle seni öldürürüm demek yerine seni Allah'ın iradesi ile öldüreceğim demelidir. Çevresindekilere de mütevazi davranmalı, onlardan daha üstün olduğu havasına kapılmamalı.
Allah'a inanmaya davet. Tedavi yapan kişiyi seyreden ve cin ve şeytanların mahvolduğunu görenler kendilerine yakınlaşmak istemeyeceklerdir. Böyle bir durum onların nasihat dinlemeye en uygun zaman olduklarını gösterir. Tedaviyi yapan kişi namazlarını ibadetlerini eksiksiz bir şekilde yapmaları gerektiğini söylemelidir. Kadınlara başlarını kapatmaları gerektiğini telkin etmelidir.
Sabır. Bazen öyle olur ki bedendeki cin çıkmamak için çok uzun süre direnebilir. Bazen okunan Kur'an'ı duymamak için hastanın ayaklarına inebilir. Bazen de telefondan Kur'an dinlenilmesine karşı bağışıklık kazanabilirler. Bu gibi hallerde tedavi uygulanan Kişi sürekli Kur'an okumalı. Programlarını düzgün yapmalı ve duayı da hayatına dahil etmelidir. Bedende cin olduğuna emin olunduğunda Allah'a yalvarmalı, kendisine yardım etmesini istemelidir. Cine azap çektirme ayetlerini dinlemelidir ve bu yolda ısrarcı olmalıdır. Kendisi ile konuşan cin'in Müslüman veya gayrimüslim olup olmadığını öğrenmelidir. Onunla ikna edici konuşmalı, yaptığı şeyin bu bedene zarar verdiğini anlatmalı, meydana gelenin bu insanın bir suçu olmadığını anlatması gerekir. Hiçbir şekilde asıl niyetinin cine zarar vermek olmadığını bildirmelidir.
Gerçek hasta ile vehimli veya psikolojik olarak sorun yaşayan kişiyi ayırt etmek. Tedaviyi yapan kişi bu konularda da dikkatli olmalı. Mesela kişinin kendisinde büyü olduğunu, bazı şeyler gördüğünü iddia eden kişiler gelebilir. Bazen de peşinden sürekli bir cin geldiğini ve kendisine zarar vermek istediğini söyler. Kuran dinlerken bedenine giren cinin konuştuğunu iddia edenler olabilir. Bu gibi durumlarla karşılaştığımızda hastayı dikkatlice incelememiz gerekir.
Çünkü onlar tedavi seanslarına katılmış olabilirler veya bazı şeyler okuyup ve hastalardan etkilenerek kendilerininde de aynı hastalığın olduğu vehmine kapılabilirler. Bu gibi hallerde tedavi uygulayan kişinin endişe edilecek bir şeyin olmadığını, hasta olmadığını söylemeli. Vehimli kişilerin korkup, endişelenip şeytanın tuzağına veya üçkağıtçıların eline terk etmemesi gerekir.
Bu şart ve sıfatları taşımayan kişilerin tedavi uygulamaya girişmemesi, başlangıçta güvenilir tedavi uygulayıcılarından destek alıp, tecrübe kazanması gerekir. Aksi halde şeytanın tuzaklarına düşebilir, kendilerini helak edebilirler
Bu şart ve sıfatları taşımayan kişilerin tedavi uygulamaya girişmemesi, başlangıçta güvenilir tedavi uygulayıcılarından destek alıp, tecrübe kazanması gerekir. Aksi halde şeytanın tuzaklarına düşebilir, kendilerini helak edebilirler
❤1