1B. KUR'ÂN - MEÂL VE TEFSİRİ 📖🦋
985 subscribers
361 photos
92 videos
20 files
546 links
Grup: https://t.me/+UUhus3zi7zA2NWFk

❇️ Fatiha, Vel-asr – Nâs arası
❇️ Ezber, kelime ve cümle tahlili
❇️ İrabı ve tefsiri
❇️ Toplu kelime listesi
❇️ Destek testleri
❇️ Kur sonu 100 soruluk bitiriş testi

Hazır mıyız?
Download Telegram
🅰🔢MÜNAFIKÛN 8⃣ DERS 1⃣4⃣

1⃣ ÂYET

يَقُولُونَ لَئِن رَّجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْأَعَزُّ مِنْهَا الْأَذَلَّ ۚ

"Eğer bu savaşdan Medine'ye dönersek, şerefli kimseler alçakları and olsun ki, oradan çıkaracaktır" diyorlardı.

2⃣ KELİMELER

1. Derler: يقولون
2. Döndü: رجع
3. Çıkardı: أخرج
4. Çıkaracak: لَيُخْرِجَنَّ
5. En izzetli: الأعَزّ
6. En zilletli: الأذَلّ


3⃣ TEFSİR

Hakk'ın Daveti - Prof. Ömer Çelik

Münafıkların gerçek kimliklerini ortaya koyan şu hâdise bu âyet-i kerîmelerde bahsedilen hususları anlamakya yardımcı olacaktır:
 Rivayete göre Benî Mustalik se­ferinden dönüleceği sı­ralarda biri muhâcirlerin diğeri Ensâr taraftarı iki adam arasında su yüzünden kav­ga çıktı. Bunlardan biri “ Ey Ensâr, yetişin! ” diye, diğeri de “ Ey Muhâcirler, yetişin! ” diye kendi taraflarını yardıma çağırdılar. Resûlullah ( s.a.s. ) bunu işitince, onları yatıştırdı. Yaptığı tesirli konuşmada bu nevi tefrika çıkarıcı söz ve faaliyetlerden hoşnut olmadığını ve bunun câhiliye âdeti olduğunu belirtti. Hâdise münafıkların reisi Abdullah b. Übey’in kulağına gidince hemen bunu fırsat bilip müslümanlar arasında fitne çıkarmaya yeltendi. Kendi kavminden olanlara şöy­le dedi:
“ - Muhâcirler bizim beldemizde bize kafa tutuyor, üstünlük taslı­yorlar. Onlarla bizim durumumuz, «Besle kargayı, oysun gözünü!» sözündekine dön­dü. Hele Medine’ye varalım, göreceksiniz ki güçlü olan zayıf olanı oradan çıkara­cak! Aslında bunu kendiniz yaptınız; onlara beldenizde yer verip imkânlarınızı paylaştınız. Muhammed’in yanındakilere yardım etmeyin ki dağılıp gitsinler! ”
 Münafıkların gerçek kimliklerini ortaya koyan şu hâdise bu âyet-i kerîmelerde bahsedilen hususları anlamakya yardımcı olacaktır:
 Rivayete göre Benî Mustalik se­ferinden dönüleceği sı­ralarda biri muhâcirlerin diğeri Ensâr taraftarı iki adam arasında su yüzünden kav­ga çıktı. Bunlardan biri “ Ey Ensâr, yetişin! ” diye, diğeri de “ Ey Muhâcirler, yetişin! ” diye kendi taraflarını yardıma çağırdılar. Resûlullah ( s.a.s. ) bunu işitince, onları yatıştırdı. Yaptığı tesirli konuşmada bu nevi tefrika çıkarıcı söz ve faaliyetlerden hoşnut olmadığını ve bunun câhiliye âdeti olduğunu belirtti. Hâdise münafıkların reisi Abdullah b. Übey’in kulağına gidince hemen bunu fırsat bilip müslümanlar arasında fitne çıkarmaya yeltendi. Kendi kavminden olanlara şöy­le dedi:
“ - Muhâcirler bizim beldemizde bize kafa tutuyor, üstünlük taslı­yorlar. Onlarla bizim durumumuz, «Besle kargayı, oysun gözünü!» sözündekine dön­dü. Hele Medine’ye varalım, göreceksiniz ki güçlü olan zayıf olanı oradan çıkara­cak! Aslında bunu kendiniz yaptınız; onlara beldenizde yer verip imkânlarınızı paylaştınız. Muhammed’in yanındakilere yardım etmeyin ki dağılıp gitsinler! ”
 Bu sözleri işiten ve o sırada henüz çok genç olan Zeyd b. Erkam ( r.a. ), yapılan konuşma­dan dolayı rahatsızlığını dile getirip tepki gösterince Abdullah onu azarladı. Zeyd durumu amcasına, o da Peygamberimiz ( s.a.s. )’e aktardı. Hz. Ömer derhal o münâfığın boynu­nun vurulmasını teklif etti. Resûlullah ( s.a.s. ) bunu kabul etmedi. Hatta henüz normal hareket vakti gelmediği halde hemen yola koyulma talimatı verdi. Uzun bir süre mola ver­medi; mola verdiğinde herkes yorgunluktan uyuyakaldı. Böylece söylentilerin ar­tıp işin alevlenmesini önledi. Efendimiz ( s.a.s. ) o arada münafıkların reisi Abdullah’ı çağırtıp:
“ - Bana şöyle şöyle bir söz ulaştı; bu sözün sahibi sen misin? ” diye sordu. O:
“ - Sana kitabı indiren Allah’a yemin ederim ki böyle şeyler söylemedim ” dedi. Bunun üzerine Resûlullah ( s.a.s. ) onun hakkında bir işlem yapmadı. Zeyd ise yalancı konumuna düştüğü için çok üzül­müştü. Medine’ye dönünce Allah Teâlâ Münafıkûn sûresini indirdi. Peygam­berimiz ( s.a.s. ) Zeyd’in kulağını tutup:
“ - Allah seni doğruladı ve bu kulağın hakkını verdi ” di­ye ona iltifat etti.

Devamı 👇
https://surahquran.com/turkish-aya-8-sora-63.html

4⃣ BAĞLANTILAR

Ders:
https://t.me/kurandersi/2432

Test:
.
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
1
🅰🔢KEHF 7⃣2⃣ DERS 1⃣6⃣

1⃣ METİN

قَالَ أَلَمْ أَقُلْ إِنَّكَ لَن تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا

قَالَ لَا تُؤَاخِذْنِي بِمَا نَسِيتُ وَلَا تُرْهِقْنِي مِنْ أَمْرِي عُسْرًا

فَانطَلَقَا حَتَّىٰ إِذَا لَقِيَا غُلَامًا فَقَتَلَهُ قَالَ أَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍ لَّقَدْ جِئْتَ شَيْئًا نُّكْرًا

👳🏻‍♂ CELÂLEYN

«قال لا تؤاخذني بما نسيت» أي غفلت عن التسليم لك وترك الانكار عليك «ولا ترهقني» تكلفني «من أمري عسرا» مشقة في صحبتي إياك أي عاملني فيها بالعفو واليسر.

«فانطلقا» بعد خروجهما من السفينة يمشيان «حتى إذا لقيا غلاما» لم يبلغ الحنث يلعب مع الصبيان أحسنهم وجها «فقتله» الخضر بأن ذبحه بالسكين مضطجعا أو اقتلع رأسه بيده أو ضرب رأسه بالجدار، أقوال وأتى هنا بالفاء العاطفة لأن القتل عقب اللقاء وجواب إذا «قال» له موسى «أقتلت نفسا زاكية» أي طاهرة لم تبلغ حد التكليف وفي قراءة زكية بتشديد الياء بلا ألف «بغير نفس» أي لم تقتل نفسا «لقد جئت شيئا نكرا» بسكون الكاف وضمها أي منكرا

👳🏻‍♂ İBNİ KESİR

فعندها قال له الخضر مذكرا بما تقدم من الشرط : { ألم أقل إنك لن تستطيع معي صبرا } يعني وهذا الصنيع فعلته قصدا ، وهو من الأمور التي اشترطت معك ألا تنكر علي فيها ، لأنك لم تحط بها خبرا ، ولها داخل هو مصلحة ولم تعلمه أنت

{ قال } أي موسى : { لا تؤاخذني بما نسيت ولا ترهقني من أمري عسرا } أي: لا تضيق علي وتشدد علي ؛ ولهذا تقدم في الحديث عن رسول الله صلى الله عليه وسلم أنه قال : " كانت الأولى من موسى نسيانا "

يقول تعالى : { فانطلقا } أي: بعد ذلك ، { حتى إذا لقيا غلاما فقتله } وقد تقدم أنه كان يلعب مع الغلمان في قرية من القرى ، وأنه عمد إليه من بينهم ، وكان أحسنهم وأجملهم وأوضأهم فقتله ، فروي أنه احتز رأسه ، وقيل : رضخه بحجر . وفي رواية : اقتطفه بيده . والله أعلم .
فلما شاهد موسى ، عليه السلام ، هذا أنكره أشد من الأول ، وبادر فقال : { أقتلت نفسا زكية } أي صغيرة لم تعمل الحنث ، ولا حملت إثما بعد ، فقتلته ؟ ! { بغير نفس } أي: بغير مستند لقتله { لقد جئت شيئا نكرا } أي ظاهر النكارة

2⃣ KELİMELER

1. Yola

3⃣ BAĞLANTILAR

Ders:
https://t.me/kurandersi/2427
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
🅰🔢MÜNAFIKÛN 8⃣ DERS 1⃣5⃣

1⃣ ÂYET

﴿ يَقُولُونَ لَئِن رَّجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْأَعَزُّ مِنْهَا الْأَذَلَّ ۚ وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَٰكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَعْلَمُونَ﴾
سورة المنافقون: 8]

"Eğer bu savaşdan Medine'ye dönersek, şerefli kimseler alçakları and olsun ki, oradan çıkaracaktır" diyorlardı. Oysa, şeref Allah'ın, Peygamberinin ve inananlarındır, ama ikiyüzlüler bu gerçeği bilmezler. [Münafikun: 8]


2⃣ KELİMELER

1. İzzet: الْعِزَّةُ
2. Bilmezler: لَا يَعْلَمُونَ

3⃣ TEFSİR

Hakk'ın Daveti - Prof. Ömer Çelik

Bir kısım insanlar münafıkların reisine, kendisi hakkında sert ifadeler içeren âyetler indiğini söyleyerek Resûlullah ( s.a.s. )’e gidip kendisi hakkında Allah’tan bağışlama di­lemesi için ricada bulunmasını tavsiye ettiler. O ise başını çevirip:
“ - İman et, dediniz ettim. Zekât ver, dediniz verdim. Geriye bir tek Muhammed’e secde etmediğim kal­dı! ” diyerek itiraz etti. ( bk. Buhârî, Tefsir 63; Tirmizî, Tefsir 63; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 370, 373 )
Hikmet-i ilâhî, Abdullah b. Übey’in Abdullah isminde bir oğlu vardı. Samîmî bir mü’mindi. Resûlullah ( s.a.s. )’e son de­rece bağlıydı. O, babasının yaptıklarına çok üzülüyor, sabredemiyordu. Son hâdiseler de gönlündeki bu kederi iyice artırdığından Allah Resûlü ( s.a.s. )’e geldi:
“ –Ey Allah’ın Rasûlü! Eğer arzu edersen, babamı öldüreyim! ” dedi.  Peygamberimiz ( s.a.s. ) buna müsaade etmedi ve:
“ –Hayır! Bilâkis ona yumuşak davranırız. Aramızda kaldığı müddetçe, kendisiyle iyi geçiniriz! ” buyurdu. Bunun üzerine Abdullah, İslâm ordusunun içindeki babasının yanına koştu ve devesinin yularını tutarak haykırdı:
“ –İzzet ve kuvvetin Allah’a ve Rasûlü’ne âit olduğunu söyleyinceye kadar seni ye­rinden kıpırdatmayacağım!.. ”
Münafıkların başı şaşkınlaştı. Bunca insanın ortasında oğlunun kendisine yaptığı bu hareketi gurûruna yediremedi:
“ –Şimdi sen beni bu kadar insan içinde Medine’ye bırakmayacak mısın? ” dedi. Oğlu, büyük bir îman celâdeti içinde:
“ –Evet, bugün insanlar arasında en rezîl ile en azîzin kim olduğunu sana öğretin­ceye kadar seni bırakmayacağım. Hakîkati îtirâf etmezsen kelleni uçuracağım... ” dedi.
Hâin münâfığın âdeta eli kolu bağlanmıştı. Oğlunun, dediğini yapacak kadar ciddî olduğunu anlayınca ürperdi. Daha evvel söylediklerini geri alarak istemeye istemeye de olsa hakîkati dile getirip:
“ –Şehâdet ederim ki, izzet ve kuvvet Allah’a, Rasûlü’ne ve mü’minlere âittir ” de­mek zorunda kaldı. Peygamberimiz ( s.a.s. ) Abdullah’a:
“ - Allah seni Rasûlü’nden ve mü’minlerden dolayı hayırla mükâfatlandırsın! ” diyerek dua etti ve babasının yolunu açmasını emir buyurdu. ( İbn Hişâm, es-Sîre, III, 334-337; İbn Sa‘d, et-Tabakât, II, 65; Heysemî, Mecma‘u’z-zevâid, IX, 317-318 )

Devamı 👇
https://surahquran.com/turkish-aya-8-sora-63.html

4⃣ BAĞLANTILAR

Ders:
https://t.me/kurandersi/2437

Test:
.
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
🅰🔢KEHF 7⃣5⃣7⃣7⃣ DERS 1⃣7⃣

1⃣ METİN

قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكَ إِنَّكَ لَن تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا

قَالَ إِن سَأَلْتُكَ عَن شَيْءٍ بَعْدَهَا فَلَا تُصَاحِبْنِي ۖ قَدْ بَلَغْتَ مِن لَّدُنِّي عُذْرً

فَانطَلَقَا حَتَّىٰ إِذَا أَتَيَا أَهْلَ قَرْيَةٍ اسْتَطْعَمَا أَهْلَهَا فَأَبَوْا أَن يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارًا يُرِيدُ أَن يَنقَضَّ فَأَقَامَهُ ۖ قَالَ لَوْ شِئْتَ لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ أَجْرًا

👳🏻‍♂ CELÂLEYN

«قال ألم أقل لك إنك لن تستطيع معي صبرا» زاد لك على ما قبله لعدم العذر هنا

ولهذا «قال إن سألتك عن شيء بعدها» أي بعد هذه المرة «فلا تصاحبني» لا تتركني أتبعك «قد بلغت من لدني» بالتشديد والتخفيف من قبلي «عذرا» في مفارقتك لي.

«فانطلقا حتى إذا أتيا أهل قرية» هي أنطاكية «استطعما أهلها» طلبا منهم الطعام بضيافة «فأبوا أن يضيفوهما فوجدا فيها جدارا» ارتفاعه مائة ذراع «يريد أن ينقضَّ» أي يقرب أن يسقط لميلانه «فأقامه» الخضر بيده «قال» له موسى «لو شئت لاتخذت» وفي قراءة لتخذت «عليه أجرا» جُعْلاً حيث لم يضيفونا مع حاجتنا إلى الطعام

👳🏻‍♂ İBNİ KESİR

قال ألم أقل لك إنك لن تستطيع معي صبرا " فأكد أيضًا وفي التذكار بالشرط الأول.

فلهذا قال له موسى : { إن سألتك عن شيء بعدها } أي: إن اعترضت عليك بشيء بعد هذه المرة { فلا تصاحبني قد بلغت من لدني عذرا } أي: قد أعذرت إلي مرة بعد مرة .
قال ابن جرير : حدثنا عبد الله بن زياد ، حدثنا حجاج بن محمد ، عن حمزة الزيات ، عن أبي إسحاق ، عن سعيد بن جبير ، عن ابن عباس ، عن أبي بن كعب قال : كان النبي صلى الله عليه وسلم إذا ذكر أحدا فدعا له ، بدأ بنفسه ، فقال ذات يوم : " رحمة الله علينا وعلى موسى ، لو لبث مع صاحبه لأبصر العجب ولكنه قال إن سألتك عن شيء بعدها فلا تصاحبني قد بلغت من لدني عذرا "مثقلة

يقول تعالى مخبرا عنهما : إنهما انطلقا بعد المرتين الأوليين { حتى إذا أتيا أهل قرية } روى ابن جرير عن ابن سيرين أنها الأيلة وفي الحديث : " حتى إذا أتيا أهل قرية لئاما " أي بخلاء { فأبوا أن يضيفوهما فوجدا فيها جدارا يريد أن ينقض } إسناد الإرادة هاهنا إلى الجدار على سبيل الاستعارة ، فإن الإرادة في المحدثات بمعنى الميل . والانقضاض هو : السقوط .
وقوله : { فأقامه } أي: فرده إلى حالة الاستقامة وقد تقدم في الحديث أنه رده بيديه ، ودعمه حتى رد ميله . وهذا خارق فعند ذلك قال موسى له { لو شئت لاتخذت عليه أجرا } أي: لأجل أنهم لم يضيفونا كان ينبغي ألا تعمل لهم مجانا


2⃣ KELİMELER

1.

3⃣ BAĞLANTILAR

Ders:
https://t.me/kurandersi/2438
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
🅰🔢MÜNAFIKÛN 9⃣ DERS 1⃣6⃣🌴

1⃣ ÂYET

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
سورة المنافقون: 9]

Ey inananlar! Sizi, mallarınız ve çocuklarınız Allah'ı anmaktan alıkoymasın; böyle olanlar hüsrana uğrayanlardır. [Münafikun: 9]

2⃣ KELİMELER

1. İzzet: الْعِزَّةُ
2. Bilmezler: لَا يَعْلَمُونَ

3⃣ TEFSİR

İnsanı Allah’ı zikirden alıkoyan mânilerin başında mallar ve evlatlar gelir. Onlarla meşguliyet insanı gaflete düşürür ve zikirden engeller. Bu sebeple Yüce Rabbimiz bu hususta dikkatli davranmamızı istemektedir. Nitekim, “ Kadınlara, oğullara, yüklerle altın ve gümüş yığınlarına, iyi cins salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere olan düşkünlük isteği insanlara câzip gösterildi ” ( Âl-i İmran 3/14 )  buyrularak mal ve evladın insan için câzibesine; “ İyi bilin ki, mallarınız ve evlatlarınız sizin için ancak birer imtihan sebebidir… ” ( Enfâl 8/28 )  buyrularak bunların imtihan vesilesi kılındığına dikkat çekilir. Resûlullah ( s.a.s. ) de: ‘‘Dünya tatlı, göz kamaştırıcı ve çekicidir. Allah onu sizin kullanmanıza verecek ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyaya aldanmaktan sakının…’’ ( Tirmizî, Deavât 9 ) buyurarak dünyanın çarpıcılığına aldanmaktan sakındırır.
Şunu belirtmek gerekir ki, mü’minlerden istenen, evlat ve aileleriyle ilgilenmemek; ticâretle, malla mülkle, kazanç sağlayıcı işlerle meşgul olmamak değil, hayatın tabii akışı içerisinde ve insanın doğasının bir gereği olarak zaten gösterilmekte olan bu ilgi ve mesuliyetin, hayatın gerçek anlamını unutturacak ve Allah’a kul olma bilincini yitirmeye yol açacak bir sapmaya neden olmamasıdır.
 “ Zikrullâh ”; Allah’ı zikretmek, anmak, O’nu hatırda tutmaktır. Burada kastedilen ise Allah Teâlâ’yı, O’nun isimlerini, sıfatlarını, emir ve yasaklarını, sevab ve azabını hatırlatan ve rızâsına vesile olan farz ve nafile ibâdetler; ezcümle namaz, oruç, zekât, hac, cihad, Kur’ân tilâveti, va’z ü nasihat, tehlil: lâilâhe illallah, tesbih: sübhânellah ve tahmid: elhamdülillah gibi Allah’a yakınlaşmak için yapılan ve daima Allah’ı hatırlatıp O’nun rızâsı için yerine getirilen amellerin her biridir.
    Abdullah b. Büsr ( r.a. )’den  rivayete göre bir adam Resûlullah ( s.a.s. )’e hitâben:
    “ -Yâ Rasûlallah! İslâmiyetin emirleri çoğaldı. Bana sıkı sıkıya yapışacağım bir şey söyle ” dedi. O da:
    ‘’Dilin hep Allah’ı zikretsin!’’ ( Müslim, Zikir 99 )  buyurarak Allah’ı anmanın önemine dikkat çekmiştir.
    Âyet-i kerîme büyük bir ikaz ve tehditle son bulmakta; mal ve evlat ile uğraşacağım diye Allah’ı zikirden gaflet edenlerin en büyük bir zarara uğrayacaklarını haber vermektedir. Çünkü bunlar, dünyayı âhirete tercih etmekle çok zarar edecek, neticede ebedi hayatın izzet ve şerefinden mahrum kalacaklardır. Mal ve evlat, dünya ve hayat bitecek, Allah yanında onlara zillet ve hüsrandan başka bir şey kalmayacaktır. Şu âyet-i kerîme bu gerçeği ne güzel beyân eder:
“ Mal ve oğullar dünya hayatının zînetidir. Asıl kalıcı olan sâlih ameller ise Rabbinin katında hem mükâfat bakımından daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha layıktır. ” ( Kehf 18/46 )

4⃣ BAĞLANTILAR

Ders:
https://t.me/kurandersi/2441

Test:
.
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
🅰🔢KEHF 7⃣8⃣7⃣9⃣ DERS 1⃣8⃣

1⃣ METİN

قَالَ هَٰذَا فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ ۚ سَأُنَبِّئُكَ بِتَأْوِيلِ مَا لَمْ تَسْتَطِع عَّلَيْهِ صَبْرًا
سورة الكهف: 78]
أَمَّا السَّفِينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاكِينَ يَعْمَلُونَ فِي الْبَحْرِ فَأَرَدتُّ أَنْ أَعِيبَهَا وَكَانَ وَرَاءَهُم مَّلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَفِينَةٍ غَصْبًا
سورة الكهف: 79]

👳🏻‍♂ CELÂLEYN

«قال» له الخضر «هذا فراق» أي وقت فراق «بيني وبينك» فيه إضافة بين إلى غير متعدد سوغها تكريره بالعطف بالواو «سأُنبئك» قبل فراقي لك «بتأويل ما لم تستطع عليه صبرا»

«أما السفينة فكانت لمساكين» عشرة «يعملون في البحر» بها مؤاجرة لها طلبا للكسب «فأردت أن أعيبها وكان وراءهم» إذا رجعوا أو أمامهم الآن «ملك» كافر «يأخذ كل سفينة» صالحة «غصبا» نصبه على المصدر المبين لنوع الأخذ

👳🏻‍♂ İBNİ KESİR

{ قال هذا فراق بيني وبينك } [ أي: لأنك شرطت عند قتل الغلام أنك إن سألتني عن شيء بعدها فلا تصاحبني ، فهو فراق بيني وبينك ] ، { ، سأنبئك بتأويل } أي: بتفسير { ما لم تستطع عليه صبرا }

هذا تفسير ما أشكل أمره على موسى ، عليه السلام ، وما كان أنكر ظاهره وقد أظهر الله الخضر ، عليه السلام ، على باطنة فقال إن : السفينة إنما خرقتها لأعيبها ؛ [ لأنهم كانوا يمرون بها على ملك من الظلمة } يأخذ كل سفينة } صالحة ، أي: جيدة } غصبا } فأردت أن أعيبها ] لأرده عنها لعيبها ، فينتفع بها أصحابها المساكين الذين لم يكن لهم شيء ينتفعون به غيرها . وقد قيل : إنهم أيتام .
و [ قد ] روى ابن جريج عن وهب بن سليمان ، عن شعيب الجبائي ؛ أن اسم ذلك الملك هدد بن بدد ، وقد تقدم أيضا في رواية البخاري ، وهو مذكور في التوراة في ذرية " العيص بن إسحاق " وهو من الملوك المنصوص عليهم في التوراة ، والله أعلم

2⃣ KELİMELER

1.

3⃣ BAĞLANTILAR

Ders:
https://t.me/kurandersi/2443
.
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
🅰🔢MÜNAFIKÛN 🔟 DERS 1⃣7⃣🌴

1⃣ ÂYET

وَأَنفِقُوا مِنْ مَا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَا أَخَّرْتَنِي إِلَىٰ أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُن مِنَ الصَّالِحِينَ

Birine ölüm gelip de: "Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar ertelesen de, sadaka versem, iyilerden olsam" diyeceği zaman gelmezden önce, size verdiğimiz rızıklardan sarfedin. [Münafikun: 10]

2⃣ KELİMELER

1. İnfâk etti: أَنْفَِقَ
2. Infâk edin: أَنفِقُوا
3. -den: مِنْ
4. Şey: مَا
5. Rızık verdi: رَزَقَ
6. Rızık verdik: رَزَقْنَا
7. Sizi, size: كُمْ
8. -den önce: مِنْ قَبْلِ
9. Gelme: أَنْ يَأْتِيَ
10. Sizden birisi: أَحَدَكُمُ
11. Ölüm: الْمَوْتُ
12. Deme: يَقُولَ
13. Rabbim: رَبِّ
14 etsen: لَوْلَا
15. Erteledin: أَخَّرْتَ
16. Beni: نِي
17. -e, -e kadar: إِلَى
18. Süre: أَجَلٍ
19. Yakın: قَرِيبٍ
20. Sadaka vereyim: أَصَّدَّقَ
21. Olayım: أَكُن
22. Salihlerden: مِنَ الصَّالِحِينَ

3⃣ TEFSİR

İnsan ne yapacaksa ölüm gelip çatmadan yapmalıdır. Çünkü ölümle kazanma fırsatı sona ermekte, imtihan süresi bitmekte ve artık hesap faslı başlamaktadır. Ayrıca ecel geldiği zaman, kul istese de, bir an bile onun ertelenmesi mümkün değildir. O halde, ölüm sonrası pişman olup “ keşke sadaka verip iyi kullardan olsaydım ” demektense, hayatta iken ve fırsat varken sahip olduğumuz her türlü imkândan Allah yolunda infak etmek, elbette daha faydalı olacaktır. Nebiyy-i Ekrem ( s.a.s. ) Efendimiz bir keresinde:
“ –Sadaka vermek her müslümanın vazifesidir ” buyurmuştu. Ashâb-ı kirâm:
“ –Sadaka verecek bir şey bulamazsa? ” dediler.
“ –Amelelik yapar, hem kendisine faydalı olur, hem de tasadduk eder ” buyurdu.
“ –Buna gücü yetmez veya iş bulamaz ise? ” dediler.
“ –Darda kalana, ihtiyaç sahibine yardım eder ” buyurdu.
“ –Buna da gücü yetmezse? ” dediler.
“ –İyilik yapmayı tavsiye eder ” buyurdu.
“ –Bunu da yapamazsa? ” dediler.
“ –Kötülük yapmaktan uzak durur. Bu da onun için sadakadır ” buyurdu. ( Buhârî, Zekât 30, Edeb 33; Müslim, Zekât 55 )
Bu bakımdan Resûlullah ( s.a.s. ), herkesi îkaz sadedinde:
“ –Ölüp de pişmanlık duymayacak hiçbir kimse yoktur ” buyurmuştu.
“ –O pişmanlık nedir yâ Resûlallah? ” diye sorulduğunda da:
 “ – Ölen, iyilik ve ihsan sahibi sâlih bir kişi ise, bu iyi hâlini daha fazla artıramamış olduğuna; şâyet kötü bir kişi ise, kötülükten vazgeçerek hâlini düzeltmediğine pişman olacaktır ” cevâbını verdiler. ( Tirmizî, Zühd 59/2403 )
Şâir Derdli, fırsatı değerlendirmek hususunda şöyle öğüt verir:
“ Yâri bil, ağyârı bil, aklın başında var iken,
Fırsatı fevt eyleme, fırsat elinde var iken. ”
Şâir Bâkî de şöyle der:
“ Gâfil geçirme fırsatı kim bâğı âlemin,
Gül devri gibi devleti nâ-pâyidârdır. ”
“ Eline geçen fırsatları gafletle geçirme, bunların kıymetini bil. Çünkü nasıl gül mevsimi çok kısa sürede gelip geçiyorsa, bu fânî dünya bağının, dünya hayatının devleti de ebedi değildir; kısa sürede gelir geçer. ”
Görüldüğü üzere Münafıkûn sûresi, Al­lah Teâlâ’nın kulların bütün yaptıklarından ha­ber­dar­ olduğunu bildirerek sona ermektedir. Dolayısıyla Allah, kendisini anmaktan gafil olmayıp iyilik yollarında mallarını harcayanları bilir, mükâfatlarını verir. Buna mukâbil Allah’ı unutup dünyaya dalanların da yaptıklarını bilir, onlara da cezalarını verir. Ancak bütün bu sonuçlar ancak kâr ve zarar günü olan demek olan “ tegâbün günü ” belli olacaktır. Onun için bu sûreyi Tegâbün sûresi takip edecektir:
Ömer Çelik Tefsiri

4⃣ BAĞLANTILAR

Ders:
https://t.me/kurandersi/2446

Test:
.
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
🅰🔢KEHF 8⃣0⃣8⃣1⃣ DERS 1⃣9⃣

1⃣ METİN

وَأَمَّا الْغُلَامُ فَكَانَ أَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَشِينَا أَن يُرْهِقَهُمَا طُغْيَانًا وَكُفْرًا


فَأَرَدْنَا أَن يُبْدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْرًا مِّنْهُ زَكَاةً وَأَقْرَبَ رُحْمًا


👳🏻‍♂ CELÂLEYN

«وأما الغلام فكان أبواه مؤمنين فخشينا أن يرهقهما طغيانا وكفرا» فإنه كما في حديث مسلم طبع كافرا ولو عاش لأرهقهما ذلك لمحبتهما له يتبعانه في ذلك

«فأردنا أن يبدِّلهما» بالتشديد والتخفيف «ربهما خيرا منه زكاة» أي صلاحا وتقى «وأقرب» منه «رحْما» بسكون الحاء وضمها رحمة وهي البرّ بوالديه فأبدلهما تعالى جارية تزوجت نبيا فولدت نبيا فهدى الله تعالى به أمة

👳🏻‍♂ İBNİ KESİR

قد تقدم أن هذا الغلام كان اسمه جيسور . وفي الحديث عن ابن عباس ، عن أبي بن كعب ، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال : " الغلام الذي قتله الخضر طبع يوم طبع كافرا " . رواه ابن جرير من حديث ابن إسحاق ، عن سعيد ، عن ابن عباس ، به ؛ ولهذا قال : { فكان أبواه مؤمنين فخشينا أن يرهقهما طغيانا وكفرا } أي: يحملهما حبه على متابعته على الكفر .
قال قتادة : قد فرح به أبواه حين ولد ، وحزنا عليه حين قتل ، ولو بقي كان فيه هلاكهما ، فليرض امرؤ بقضاء الله ، فإن قضاء الله للمؤمن فيما يكره خير له من قضائه فيما يحب .
وصح في الحديث : " لا يقضي الله للمؤمن قضاء إلا كان خيرا له " . وقال تعالى : { وعسى أن تكرهوا شيئا وهو خير لكم } [ البقرة :
216 ]

وقوله [ تعالى ] { فأردنا أن يبدلهما ربهما خيرا منه زكاة وأقرب رحما } أي: ولدا أزكى من هذا ، وهما أرحم به منه ، قاله ابن جريج .
وقال قتادة : أبر بوالديه .
وقد تقدم أنهما بدلا جارية . وقيل لما قتله الخضر كانت أمه حاملا بغلام مسلم . قاله ابن جريح

2⃣ KELİMELER

1.

3⃣ BAĞLANTILAR

Ders:
https://t.me/kurandersi/2447
.
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
1
🅰🔢MÜNAFIKÛN 🔟 DERS 1⃣8⃣🌴

1⃣ ÂYET

وَأَنفِقُوا مِنْ مَا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَا أَخَّرْتَنِي إِلَىٰ أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُن مِنَ الصَّالِحِينَ

Birine ölüm gelip de: "Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar ertelesen de, sadaka versem, iyilerden olsam" diyeceği zaman gelmezden önce, size verdiğimiz rızıklardan sarfedin. [Münafikun: 10]

2⃣ KELİMELER

1. İnfâk etti: أَنْفَِقَ
2. Infâk edin: أَنفِقُوا
3. -den: مِنْ
4. Şey: مَا
5. Rızık verdi: رَزَقَ
6. Rızık verdik: رَزَقْنَا
7. Sizi, size: كُمْ
8. -den önce: مِنْ قَبْلِ
9. Gelme: أَنْ يَأْتِيَ
10. Sizden birisi: أَحَدَكُمُ
11. Ölüm: الْمَوْتُ
12. Deme: يَقُولَ
13. Rabbim: رَبِّ
14  etsen: لَوْلَا
15. Erteledin: أَخَّرْتَ
16. Beni: نِي
17. -e, -e kadar: إِلَى
18. Süre: أَجَلٍ
19. Yakın: قَرِيبٍ
20. Sadaka vereyim: أَصَّدَّقَ
21. Olayım: أَكُن
22. Salihlerden: مِنَ الصَّالِحِينَ

3⃣ TEFSİR

İnsan ne yapacaksa ölüm gelip çatmadan yapmalıdır. Çünkü ölümle kazanma fırsatı sona ermekte, imtihan süresi bitmekte ve artık hesap faslı başlamaktadır. Ayrıca ecel geldiği zaman, kul istese de, bir an bile onun ertelenmesi mümkün değildir. O halde, ölüm sonrası pişman olup “ keşke sadaka verip iyi kullardan olsaydım ” demektense, hayatta iken ve fırsat varken sahip olduğumuz her türlü imkândan Allah yolunda infak etmek, elbette daha faydalı olacaktır. Nebiyy-i Ekrem ( s.a.s. ) Efendimiz bir keresinde:
“ –Sadaka vermek her müslümanın vazifesidir ” buyurmuştu. Ashâb-ı kirâm:
“ –Sadaka verecek bir şey bulamazsa? ” dediler.
“ –Amelelik yapar, hem kendisine faydalı olur, hem de tasadduk eder ” buyurdu.
“ –Buna gücü yetmez veya iş bulamaz ise? ” dediler.
“ –Darda kalana, ihtiyaç sahibine yardım eder ” buyurdu.
“ –Buna da gücü yetmezse? ” dediler.
“ –İyilik yapmayı tavsiye eder ” buyurdu.
“ –Bunu da yapamazsa? ” dediler.
“ –Kötülük yapmaktan uzak durur. Bu da onun için sadakadır ” buyurdu. ( Buhârî, Zekât 30, Edeb 33; Müslim, Zekât 55 )
Bu bakımdan Resûlullah ( s.a.s. ), herkesi îkaz sadedinde:
“ –Ölüp de pişmanlık duymayacak hiçbir kimse yoktur ” buyurmuştu.
“ –O pişmanlık nedir yâ Resûlallah? ” diye sorulduğunda da:
 “ – Ölen, iyilik ve ihsan sahibi sâlih bir kişi ise, bu iyi hâlini daha fazla artıramamış olduğuna; şâyet kötü bir kişi ise, kötülükten vazgeçerek hâlini düzeltmediğine pişman olacaktır ” cevâbını verdiler. ( Tirmizî, Zühd 59/2403 )
Şâir Derdli, fırsatı değerlendirmek hususunda şöyle öğüt verir:
“ Yâri bil, ağyârı bil, aklın başında var iken,
Fırsatı fevt eyleme, fırsat elinde var iken. ”
Şâir Bâkî de şöyle der:
“ Gâfil geçirme fırsatı kim bâğı âlemin,
Gül devri gibi devleti nâ-pâyidârdır. ”
“ Eline geçen fırsatları gafletle geçirme, bunların kıymetini bil. Çünkü nasıl gül mevsimi çok kısa sürede gelip geçiyorsa, bu fânî dünya bağının, dünya hayatının devleti de ebedi değildir; kısa sürede gelir geçer. ”
Görüldüğü üzere Münafıkûn sûresi, Al­lah Teâlâ’nın kulların bütün yaptıklarından ha­ber­dar­ olduğunu bildirerek sona ermektedir. Dolayısıyla Allah, kendisini anmaktan gafil olmayıp iyilik yollarında mallarını harcayanları bilir, mükâfatlarını verir. Buna mukâbil Allah’ı unutup dünyaya dalanların da yaptıklarını bilir, onlara da cezalarını verir. Ancak bütün bu sonuçlar ancak kâr ve zarar günü olan demek olan “ tegâbün günü ” belli olacaktır. Onun için bu sûreyi Tegâbün sûresi takip edecektir:
Ömer Çelik Tefsiri

4⃣ BAĞLANTILAR

Ders:
https://t.me/kurandersi/2450

Test:
.
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
1
🅰🔢KEHF 8⃣2⃣ DERS 2⃣0⃣

1⃣ METİN

وَأَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَتِيمَيْنِ فِي الْمَدِينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنزٌ لَّهُمَا وَكَانَ أَبُوهُمَا صَالِحًا فَأَرَادَ رَبُّكَ أَن يَبْلُغَا أَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنزَهُمَا رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ ۚ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ أَمْرِي ۚ ذَٰلِكَ تَأْوِيلُ مَا لَمْ تَسْطِع عَّلَيْهِ صَبْرًا

👳🏻‍♂ CELÂLEYN

«وأما الجدار فكان لغلامين يتيمين في المدينة وكان تحته كنز» مال مدفون من ذهب وفضة «لهما وكان أبوهما صالحا» فحفظا بصلاحه في أنفسهما ومالهما «فأراد ربك أن يبلغا أشدهما» أي إيناس رشدهما «ويستخرجا كنزهما رحمة من ربك» مفعول له عامله أراد «وما فعلته» أي ما ذكر من خرق السفينة وقتل الغلام وإقامة الجدار «عن أمري» أي اختباري بل بأمر إلهام من الله «ذلك تأويل ما لم تسطع عليه صبرا» يقال اسطاع واستطاع بمعنى أطاق، ففي هذا وما قبله جمع بين اللغتين ونوعت العبارة في: فأردت، فأردنا فأراد ربك.

👳🏻‍♂ İBNİ KESİR



2⃣ KELİMELER

1.

3⃣ BAĞLANTILAR

Ders:
https://t.me/kurandersi/2447
.
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
1