📝KİTAPLARDAN ALINTILAR✏️
115 subscribers
15 photos
1 video
4 files
5 links
İslâmî kitaplardan alıntılar yapacağım.
Paragrafların sonunda kitabın ismini belirteceğim inşâAllah.

Rabbimden isteğim; okuduğumuz her bir paragrafın dünya ve âhiretimize faydalı olmasıdır.
Rabbim, öğrendiklerimizle amel etmeyi nasip etsin. ❤️‍🩹
Download Telegram
Başarının Alâmetleri!

Kulun salih amellerin; mal, söz veya beden ile yapılanlarında genel olarak başarıya ulaşmış olmasıdır.

Kulun günaha düştükten sonra, çok kere tekrarlasa dahi tevbe etmede başarıya ulaşmasıdır. Veya kendisi ile haramlar arasına girilmesi ve haram işleyememesidir.

Zorlukta ve kolaylıkta, bütün hâllerde Allah’a dönme ve sığınma kapısının açık olmasıdır.

Kişinin duruşunda, amellerinde ve sözlerinde doğruya ulaşmasıdır.

Kula, Allah yolunda cihad ve şehadetin kolay kılınmasıdır. Muhakkak ki bu, Allah’a yaklaştıran amellerin en faziletlisi ve makamların en yücesidir.

Kişinin kendisini ilgilendirmeyen meselelere girmemesidir. İnsanların hâllerini araştırmak, ne yediler, ne içtiler gibi şeylerden uzak durmak gibi. Aynı zamanda güzel yapamadığı şeylere de girişmemesidir.

Kulun, güzel özelliklere, güzel ahlâka, göğsünün temizliğine ve mu’minlere karşı hayrı sevmeye muvaffak kılınmasıdır.

Kulun, Allah’ın Kitabı’nı öğrenme ve öğretmede muvaffak kılınmasıdır. Nebî ﷺ şöyle buyurmuştur:

“Sizin en hayırlınız, Kur’ân’ı öğrenen ve öğreteninizdir.”

Kulun, insanları düzeltme, Allah’a davet etme ve hayrı yaymada başarıya ulaşmasıdır.
Bu, nebîlerin ve rasûllerin görevidir. Allah şöyle buyurmuştur:

“Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve ‘Kuşkusuz ben Müslümanlardanım.’ diyenden daha güzel sözlü kimdir?”

#TerbiyeDersleri
#HalidElHuseynan
Kulun sınandığı günahlar, rahmete kavuşması için bir sebep kılınması da Allah Teâlâ’nın kuluna yönelik lütfundandır.
Böyle bir durumun vuku bulmasıyla Allah; tevbe etme, yakarma, Rabbine yalvarıp huzurunda nefsini zelil/aşağı görmesini sağlama kapısını açmaktadır. Kendini beğenmişliğin ve kibrin kulun kalbinden bertaraf olması, birçok itaatten daha hayırlıdır.

Allah Teâlâ’nın sevdiği kuluna olan bir lütfu da kulun nefsinin zararı olan nefsî arzular ve şehvetler sebebiyle meyletmesi, bu meylin genişleyerek kulun benliğini bürümesi, çalkantı ve bulanıklığa yol açmasına rağmen kulun bu fiillerden birini ancak içten rahatsızlık duymadan, boğazında düğümlenmeler meydana gelmeden işlememesi ve bu suretle o fiile hiçbir rahatsızlık duymaksızın tüm benliğiyle meyletmemesidir. Allah’a yakın olmak amacıyla yapılan itaatlerin, kulun tüm benliğiyle meyletmesi için kula lezzet vermesi, tatlı gelmesi de ilâhî bir lütuftur.

#EsmâulHusnâ
“Nefsimi elinde tutana yemin olsun ve isterseniz sizin için Allah adına da yemin edebilirim ki, Allah’ın kulları arasında en sevdikleri, Allah’ı kullarına, kulları da Allah’a sevdirenler ve yeryüzünde nasihat ile dolaşanlardır.”

Fudayl bin İyâd rahimehûllah der ki: “Bizim yanımızda üst seviyeye ulaşanlar namaz ve oruç ile ulaşmadılar.
Bilakis onlar bu derecelere, nefislerinin cömertliği, göğüslerinin temizliği ve ümmete nasihat etmeleri ile ulaştılar.”

Abdullah bin Mübarek rahimehûllah’a,
“Hangi amelin daha faziletli olduğu?” soruldu.
Cevaben dedi ki: “Allah için nasihat.”

Muammer rahimehûllah şöyle der: Denilirdi ki:
“İnsanlardan sana en çok nasihat eden, senin hakkında Allah’tan korkandır.”

Selef, birine nasihat etmek istediğinde ona gizlice nasihat ederdi.
Hatta onlardan bazıları şöyle demiştir:
“Kim kardeşini kendisi ile onun arasındayken uyarırsa bu nasihattir. Kim de onu insanlar arasında uyarırsa onu kınamış olur.”

Fudayl rahimehûllah şöyle der: “Mu’min kişi hataları örter ve nasihat eder.
Günahkâr ise hataları açığa vurur ve ayıplar.”

#TerbiyeDersleri
#HalidElHuseynan
WhatsApp'ta
📝KİTAPLARDAN ALINTILAR✏️ kanalını takip edin:

https://whatsapp.com/channel/0029Vb80hh7CRs1o1lyfMy1X
Gözü haramdan sakınmak, hakkı batıldan, doğruyu yalandan ayırt etmeyi sağlayan ferasete sebep olur.

Şucâ el-Kirmânî şöyle derdi:

“Dış dünyasını sünnete ittiba etmek, iç dünyasını da daimî murakabe etmek suretiyle imar eden; gözünü harama bakmaktan koruyan, nefsini şüpheli şeylere bulaşmaktan sakındıran ve helal ile beslenen kişi, ferasetinde hedefi ıskalamaz, hata etmez.”

Adı geçen Şucâ, ferasetinde hiç hata etmezdi.

Allah subhânehû ve teâlâ, kulun amelini, o amelin cinsinden olan şeyle mükâfatlandırır. Kim bir şeyi Allah için terk ederse, Allah onun yerini daha hayırlısıyla doldurur.

Kul gözlerini harama bakmaktan sakındırdığı takdirde, Allah onun yerine kula basiret nuru bahşederek, Allah için muhafaza ettiği bakışlarının yerini doldurur ve ilim, iman, marifet ve isabetli feraset kapılarını —ki bu feraset ancak kalbin basireti sayesinde elde edilebilir— kulun önüne açar.

#İbnKayyımKülliyatları
Meleğin Kuldan Uzak Olması

Günahların olumsuz neticelerinden bir diğeri de dostunu, arkadaşını, yaratılmışlar içinde kendisi için en yararlı olanı, en samimi olanı, yakınlığı bahtiyarlığına sebep olanı, yani kendisi için görevli kılınmış olan meleği kuldan uzak etmesidir.

Düşmanını, yaratılmışlar içinde en entrikacı, en zararlı olanı, yani şeytanı ise kula yakın etmesidir.

Kul, Allah’a karşı masiyet işlediği zaman melek, kuldan o masiyet miktarınca uzaklaşır.

#İbnKayyımKülliyatları
Bir kişinin edebi ve ahlakı, onun mutluluğunun, bahtiyarlığının ve kurtuluşunun bir alametidir.

• Tarık Ebu Abdullah Hoca (حفظه الله)
Allah Tebâreke ve Teâlâ, her şeyi yaratandır.
Her şeye güç yetiren, dilediğini dilediği şekilde ve dilediği zamanda yapandır.
Her şeye rahmet eden O’dur.
Allah rahmet etmezse hiç kimse rahmet edemez.
Rahmet ve şifa sahibi ancak Allah’tır. Nitekim hastalıklara şifa verecek, sıkıntıları giderecek olan da ancak Allah’tır.

“Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O’dur.
Beni yediren de, içiren de O’dur.
Hasta olduğumda bana O şifa verir.
Beni öldürecek, sonra da diriltecek O’dur.
Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O’dur.
Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.”
(Şuarâ 78–82)

Şifa veren ancak Allah’tır.
Sıkıntıları giderecek ve dertlilere deva verecek olan sadece Allah’tır.
İnsanlara afiyet ve sıhhat verecek olan da ancak Allah’tır.
Allah’ın kuvvetinin yanında başka bir kuvvet yoktur.
Allah’ın kuvvetinin üstünde ise asla bir kuvvet yoktur.

“Allah sana bir sıkıntı verirse, onu O’ndan başkası gideremez. Sana bir iyilik dilerse, O’nun nimetini engelleyecek yoktur. Onu kullarından dilediğine verir. O, çok bağışlayandır, çok merhametlidir.”
(Yûnus 107)

#KuranileHastalıklaraŞifa
Abdûlvâhid b. Zeyd şöyle dedi:

“Hasan-ı Basrî’ye:

‘Ey Ebû Saîd! İnsanlar bu kötü hâle nereden düştüler?’ diye sordum.

Şöyle cevap verdi:

‘Allah’ın takdirine razı olmamalarından.’

Ben:

‘Peki, Allah’ın takdirine razı olmamaları nereden kaynaklanıyor?’ dedim.

Hasan-ı Basrî şöyle dedi:

‘Allah’ı gereği gibi tanımamalarından.’”

• İbn Hibbân, Ravdatû’l- Ukalâ, s. 219
(Hakiki hükümranlığa sahip olan Allah), günahı bağışlar, sıkıntıyı giderir, kederi bertaraf eder, mazluma destek olur, zalimden hakkı alır, esiri hürriyetine kavuşturur, fakiri zengin eder, kırılmış olanı onarır, hastaya şifa verir, musibetten kurtarır, ayıbı örter, zelili aziz eder, azizi zelil eder, dilekte bulunana verir, bir devleti götürüp bir başkasını getirir, iyi ve kötü günleri insanlar arasında sırayla döndürür, bazı toplumları yüceltip bazılarını alçaltır.

Gökler ve yer yaratılmadan elli bin yıl önce takdir ettiği yazgıları, gerçekleşecekleri zamanlara doğru sevk eder. Bunlardan hiçbirinin zamanı bir an önceye de, bir an sonraya da kaymaz. Bilakis her birini, mutlak hükümranlığa sahip olan Allah, bir kitapta sayıp dökmüş; bunlar üzerinde kalemi cari olmuş, hükmünü uygulamış ve ezelî ilmiyle bunları önceden bilmiştir.

Bütün hükümranlığı üzerinde tek başına tasarruf eder. Hükümranlığı konusunda hiç kimse O’nunla mücadele edemez, O’na karşı çıkamaz. O’nun hükümranlığı üzerindeki tasarrufu; adalet, ihsan, hikmet, maslahat ve rahmet çerçevesinde cereyan eder. O’nun tasarrufları bu çerçevenin dışına çıkmaz.

#EsmâulHusnâ
İmam İbnu’l-Kayyım (rahimehullâh) şöyle demiştir:

“İnsanın iç dünyasındaki duygu ve düşüncelerini muhafaza etmesine götüren yol nedir, diye soracak olursan, birçok sebep olduğunu söylerim.

Birincisi: Rab Teâlâ’nın senin kalbine muttali olduğu, kalbine baktığı ve iç dünyanda cereyan eden her şeyi tüm detaylarıyla bildiğine dair kesin bilgidir.

İkincisi: Allah’a karşı duyulan hayâdır.

Üçüncüsü: Kendisini tanımak ve sevmek için yarattığı kalp yuvasında, bu tür duygu ve düşünceleri Allah Teâlâ’nın görmesini gözünde büyük bir şey olarak görmendir.

Dördüncüsü: Bu duygu ve düşünceler sebebiyle Allah Teâlâ katında değerini yitirmekten korkmandır.

Beşincisi: Kalbine Allah sevgisiyle birlikte başka bir şeyin yerleşmemesini arzu etmendir.”

Selim kalbin tarifi şöyle yapılmaktadır:

“Kalb-i selim; kişinin Allah’ın huzuruna ancak kendisiyle geldiğinde felah bulabileceği, Allah Teâlâ’nın haber verdiği şeylere aykırı düşen şüphelerden, O’nun emrine aykırı iradelerden uzak; ilâhî habere tasdik ve yakîn ile boyun eğen, ilâhî taleplere râm olup imtisal eden kalptir.”

#EsmâulHusnâ
“Nasıl ki Rabbin seni hak uğruna (savaşmak üzere) evinden çıkarmıştı. Mu’minlerden bir grup ise bu konuda kesinlikle isteksizdi. Gerçek apaçık ortaya çıktıktan sonra, sanki göz göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi seninle o konuda tartışıyorlardı.”

Takva sahibi nefisler tüm hatalardan korunmuş değildir.
Mucahidlerin cihad esnasında birbirlerini mazur görmesi gerekir. Bazı Mu’minlerin dillerinden kalp kırıcı sözlerin çıkması gayet olağandır.
İşte Enfâl Suresi, sahabe-i kiramdan bahsediyor.
Aralarından bir grup, hoşnutsuzluk duyarak savaşa çıkıyor. Üstelik kesin bir emir gelmişken ordu komutanı olan Peygamber aleyhisselâm ile de tartışıyorlar.
Nefis sahibi insanın böyle davranışlar göstermesi garip değildir.
Fakat bu konuyu cihaddan ve mucahidlere yardımdan geri kalan insanlara bahane olsun diye açmadım.
Savaş meydanındaki bazı mucahidler bu tarz cümleler kuracak olursa, diğer mücahidler onları mazur görsün diye bunları yazıyorum.
Zira Kur’an, bu cümleleri kuran kimselerin “Mu’minlerden bir grup” olduğunu söyleyerek Mu’min olduklarını kabul etmiştir.
Onları “münafıklardan bir grup” olarak zikretmemiştir.

Allah’ım, Sen bize doğru yolu göster, bizi nefislerimizin şerrinden muhafaza et.

#TufanSancağıAltında
İHLÂS SÛRESİ’NİN FAZİLETİ

• Ebû Saîd (radıyallâhu anh) rivayet ediyor:

Resûlullâh ﷺ bir gün ashâbına şöyle buyurdu:

“Sizden biri bir gecede Kur’ân-ı Kerîm’in üçte birini okumaktan âciz midir?”

Ashâb:

“Buna hangimiz güç yetirebilir ki?” dediler.

Bunun üzerine Resûlullâh ﷺ şöyle buyurdu:

“Kul hüvallâhu ehad, Allâhu’s-Samed (İhlâs Sûresi), Kur’ân’ın üçte biridir.”

(Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî)

⸻

• Enes (radıyallâhu anh) rivayet ediyor:

Bir adam, İhlâs Sûresi’ni kastederek:

“Ey Allâh’ın Resûlü! Ben bu sûreyi seviyorum.” dedi.

Resûlullâh ﷺ şöyle buyurdu:

“Onu sevmen seni cennete sokacaktır.”

(Tirmizî)

⸻

• Enes (radıyallâhu anh) rivayet ediyor:

Resûlullâh ﷺ şöyle buyurdu:

“Kim ‘Kul hüvallâhu ehad’ sûresini günde iki yüz defa okursa, kul hakları hariç elli yıllık günahı silinir.”

(Tirmizî)

⸻

• Enes (radıyallâhu anh) rivayet ediyor:

Resûlullâh ﷺ şöyle buyurdu:

“Kim uyumak istediğinde sağ tarafına yatar ve ardından ‘Kul hüvallâhu ehad’ sûresini yüz defa okursa, Yüce Allah kıyamet günü ona: ‘Sağ tarafından cennete gir.’ buyuracaktır.”

(Tirmizî)

#KuranileHastalıklaraŞifa
Kur’ân’ın kadına yönelik hidayetlerinden biri şudur:
Kadın evine bağlı kalsın; ancak kendisini buna sevk eden bir ihtiyaç olduğunda evinden çıksın.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“Evlerinizde vakar içinde oturun.” (Ahzâb, 33)

Müslüman kadın evine ne kadar bağlı olur, ihtiyaç dışında dışarı çıkmayı ne kadar azaltırsa, bunun Rabbine yakınlaşmasına ve O’nun rahmetine erişmesine daha uygun olduğu ifade edilmiştir.

Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur;

“Kadın avrettir.
Dışarı çıktığında şeytan onu gözetler (insanların dikkatini ona çeker).
Kulun Rabbine en yakın olduğu hâllerden biri de kadının evinin en iç kısmında bulunduğu zamandır.”
“Yemin olsun ki senden önceki peygamberler de yalanlanmıştı. Onlar, yalanlanma ve eziyete rağmen sabrettiler, sonunda yardımımız onlara yetişti. Allah’ın kelimelerini (kanunlarını) değiştirebilecek hiç kimse yoktur. Muhakkak ki peygamberlerin haberlerinden bazısı sana da geldi.”

Allah’ın kanunları, peygamberlerden tut, sıradan halka kadar tüm insanlar üzerinde geçerlidir. Aldığım yaralar ve başıma gelen dertler sebebiyle pek üzülüyordum. Seccademi açtım. Allah, dilime En’âm Suresi’ni okumayı kolaylaştırdı. Okurken bu ayete gelince durdum. Hakkında derin derin düşündüm ve Kur’ân’ın en doğruya ulaştırdığına dair kesin bir inanca sahip oldum. Zira bizden önce peygamberler yalanlanmış ve başlarına sıkıntılar gelmişti. Bedenleri, malları ve ailelerine türlü ezalar dokunmuş ve bu sürekli hâle gelmişti. Peki ne zamana kadar? Allah’ın yardımı gelene dek… Allah’ın mahlûkatı üzerindeki kanunu budur ve Allah, kullarına böyle davranır. Peygamberlerin ardından da en çetin imtihanlardan onlara en çok benzeyenler geçer. Bunlar Allah’ın sözleridir ve O’nun sözünü değiştirecek yoktur. Öyleyse sebat et ve sabır göster.

#TufanSancağıAltında
Allah şöyle buyuruyor:
“Hayır olarak ne harcarsanız kendiniz içindir.”

Bu ayeti okuyunca infak ve sadakalarıyla Gazze halkını destekleyen yüce gönüllü kimseleri hatırladım.
Bu insanlar, infak etmenin daha dünyada iken önce kendilerine fayda sağladığını bilmeli.
Zira yoksul kullara sadaka vermek, yüce Allah’ın hazinelerinin kapısını açar.
Ahirette de sadaka veren kimse, malının artıp katlandığını görür.

“Allah’ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekâta gelince; işte bunu yapanlar, malları kat kat artmış olanlardır.”

#TufanSancağıAltında
Bu olayda yaşanan şey ile Aksâ Tufanı Savaşı’nın başında direnişçilerin çocukları öldürüp yaktığına ve yalayıcı Blinken’ın söylediği gibi kadınları parçalara ayırdığına dair yapılan propaganda arasında bir benzerlik var. Bunların hiçbiri asla yaşanmadı. Söz konusu iddialar, destekçi toplamak ve Siyonistlerin Gazze’deki zulümlerini aklamak için yapılan çarpıtmalardan ibaretti.

Ancak tartışma gereği bir adım öteye gidelim ve diyelim ki fıkhî anlayıştan yoksun bazı mücahidler çocuk öldürmüş olsun.
Bu durum, bazılarının cihad yolunun bâtıl olduğuna dair konuşmasını mı gerektirir?
Düşmanın gerek bu savaşta gerek öncesinde nasıl eşi benzeri görülmeyen bir zulüm işlediğini unuttuk mu?

2008 yılındaki savaşın başında yaptığı şiddetli hava saldırısıyla bir kerede yüzlerce çocuğu öldürdüğünü unuttuk mu?
Kızcağız Hüda Galiye’nin, Usamine ve Dulukant ailelerinin katledilmesi, gerçekliği olmayan bir kâbustan mı ibaretti?
Bizim neslimiz bu katliamları kendi gözleriyle gördü; Sabra ve Şatilla katliamları gibi sadece okuyarak öğrenmedi…
Ayrıca Ali Devâbişe isimli çocukcağızın yakılması üzerinden de fazla zaman geçmedi!

#TufanSancağıAltında
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا

“O, hanginizin daha güzel amel işleyeceğini sınamak için (ölümü ve hayatı) yaratmıştır.”
(Mülk, 67/2)

Fudayl b. İyâd (rahimehullah), bu âyette geçen “daha güzel amel” (أَحْسَنُ عَمَلًا) ifadesini “daha ihlaslı ve daha doğru amel” şeklinde açıklamıştır.

Kendisine:

“Ey Ebû Ali!
Daha ihlaslı olan nedir?
Daha doğru olan nedir?”

diye sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:

“Bir amel ihlaslı olabilir; fakat doğru olmayabilir.
Bu durumda kabul edilmez.
Yine bir amel doğru olabilir; fakat ihlaslı olmayabilir.
Bu durumda da kabul edilmez.
Bir amel, hem ihlaslı hem de doğru olmadıkça Allah katında kabul edilmez.

İhlaslı amel, yalnızca Allah rızası için yapılan ameldir. Doğru amel ise Resûlullah’ın ﷺ sünnetine uygun olarak yapılan ameldir.”

İşte bu açıklama, şu âyetin en güzel tefsirlerinden biridir:

فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا

“Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.”
(Kehf, 18/110)

• Mecmû’u’l-Fetâvâ, Şeyhû’l İslâm İbn Teymiyye rahimehullah
ALLAH YOLUNDA ÜSTÜN AZİM

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

”(İman ve amelde) öne geçenler ise (ahirette de) öne geçenlerdir. İşte onlar, Allah’a yaklaştırılmış kimselerdir.”
(Vâkıa Sûresi, 10-11. âyetler)

Şeyh Abdurrahman es-Sa‘dî (rahimehullah) şöyle demiştir:

“Yani dünyada hayırlarda öne geçenler, ahirette de cennete girmede öne geçenlerdir. İşte bunlar, Allah katında Naîm cennetlerinde, İlliyyîn’in en üst derecelerinde, üzerinde daha yüksek bir makam bulunmayan en yüce mertebelere yaklaştırılan kimselerdir.”

Allah Rasûlü ﷺ şöyle buyurmuştur:

“Müferridler öne geçti.”

Bunun üzerine sahâbîler:

“Müferridler kimlerdir, ey Allah’ın Rasûlü?” diye sordular.

Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu:

“Allah’ı çokça zikreden erkekler ve Allah’ı çokça zikreden kadınlardır.”
(Müslim)

Allah’a Doğru Yürüyenlerin Derecesine Nasıl Ulaşırız? - Şeyh Hâlid el-Huseynân
İbn Berîd der ki:

Bir gün Abdullah b. Abbas dilini tutarak şöyle dedi:

“Yazık sana! Ya hayır söyle, kazan; ya da sus, kurtul! Eğer böyle yapmazsan pişman olacağını bil.”

Yanındakiler bunun sebebini sorunca şöyle dedi:

“Çünkü insanın kıyamet günü, dilinden daha fazla zarar gördüğü bir organının olmadığını duydum.”

⸻

“İyilik ancak üç şeyle tamamlanır:

• Onu yapmakta acele etmek,
• Onu küçük görmek,
• Onu gizlemek.

Eğer ona acele edilirse kolaylaşır ve hedefe ulaşır. Küçük görülürse büyür, gizlenirse kıymetlenir.”

⸻

“Eğer kardeşim bana hoşlanmayacağım bir söz söyler veya bir davranışta bulunursa ona üç şekilde karşılık veririm:

Eğer benden fazilet, yaş veya mevki bakımından üstünse onun kıymetini bilirim.

Benim dengimse ona ikramda bulunurum.

Benden küçükse bu konuda onunla muhatap olmam.

Benim yaşayışım böyledir. Kim bu davranışımı beğenmiyorsa Allah’ın arzı geniştir.”

#ÇocukSahabiler
Allah Teâlâ, mu’min ile fâciri ayırmaksızın herkese rızkını helal olarak takdir etmiştir.
Kişi sabrederse Allah ona o rızkı helal yoldan ulaştırır.
Eğer acele eder ve rızkını haram yoldan elde etmeye kalkışırsa, Allah onun helal rızkını eksiltir.