“Ameller ancak niyetlere göredir.”
“Kendin için sevdiğini kardeşin için sevmedikçe (kâmil manada) iman etmiş olmazsın.”
“Allah subhânehû ve teâlâ katında en sevimli amel, bir Müslümanın kalbine sevinç koymandır.”
İşte bu, hiç şüphesiz bir yarış alanıdır.
Sabır ister, cömert bir kalp ister, merhametli bir ruh ister…
Çünkü bu alanda ektiğin her tohum, sana iyilik ve bereket olarak geri dönecektir.
Unutma, Allah ömür verirse sen de bir gün yaşlanacaksın.
O zaman en çok hatırlayacağın şey, işte bu güzel amelin olacak.
Saçlarına aklar düşüp gücün azaldığında ve gençliğinin ışığı söndüğünde, sana teselli olacak yegâne şey bu hayırlı çalışmalarındır.
Şu an sen çaba gösterme ve gayret etme aşamasındasın.
İnsanların çoğunun ihmal ettiği, ağır bulduğu ya da önemsemeden geçtiği şeylerle ilgilenmekten daha güzel bir şey yok.
Unutma ki ecir meşakkat kadardır ve niyetin samimiyetiyle artar.
#EyİslamınKadını
#LeylaHamdan
“Kendin için sevdiğini kardeşin için sevmedikçe (kâmil manada) iman etmiş olmazsın.”
“Allah subhânehû ve teâlâ katında en sevimli amel, bir Müslümanın kalbine sevinç koymandır.”
İşte bu, hiç şüphesiz bir yarış alanıdır.
Sabır ister, cömert bir kalp ister, merhametli bir ruh ister…
Çünkü bu alanda ektiğin her tohum, sana iyilik ve bereket olarak geri dönecektir.
Unutma, Allah ömür verirse sen de bir gün yaşlanacaksın.
O zaman en çok hatırlayacağın şey, işte bu güzel amelin olacak.
Saçlarına aklar düşüp gücün azaldığında ve gençliğinin ışığı söndüğünde, sana teselli olacak yegâne şey bu hayırlı çalışmalarındır.
Şu an sen çaba gösterme ve gayret etme aşamasındasın.
İnsanların çoğunun ihmal ettiği, ağır bulduğu ya da önemsemeden geçtiği şeylerle ilgilenmekten daha güzel bir şey yok.
Unutma ki ecir meşakkat kadardır ve niyetin samimiyetiyle artar.
#EyİslamınKadını
#LeylaHamdan
Ebû Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü ﷺ şöyle buyurdu:
“Birbirinize haset etmeyiniz; neceş yapmayınız (satın alma niyeti olmaksızın malın fiyatını artırmak); birbirinize buğz etmeyiniz; birbirinize sırt çevirmeyiniz; bir kısmınız, bir kısmınızın satışı üzerine satış yapmasın.
Ey Allah’ın kulları!
Kardeşler olun.
Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir; ona zulmetmez, onu alçaltmaz, ona yalan söylemez, onu hor görmez. Takvâ işte şuradadır.”
(Bunu üç kere söyledi ve göğsüne işaret etti.)
“Kişiye şer olarak, Müslüman kardeşini hor görmesi yeter.
Her Müslümanın, her Müslümana kanı, malı ve ırzı haramdır.”
#HayatıniçindeRasulullah
“Birbirinize haset etmeyiniz; neceş yapmayınız (satın alma niyeti olmaksızın malın fiyatını artırmak); birbirinize buğz etmeyiniz; birbirinize sırt çevirmeyiniz; bir kısmınız, bir kısmınızın satışı üzerine satış yapmasın.
Ey Allah’ın kulları!
Kardeşler olun.
Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir; ona zulmetmez, onu alçaltmaz, ona yalan söylemez, onu hor görmez. Takvâ işte şuradadır.”
(Bunu üç kere söyledi ve göğsüne işaret etti.)
“Kişiye şer olarak, Müslüman kardeşini hor görmesi yeter.
Her Müslümanın, her Müslümana kanı, malı ve ırzı haramdır.”
#HayatıniçindeRasulullah
﴿قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ ﴾
(Ankebût Sûresi, 63)
Rabbimizin, Kur’ân’da insanlar hakkında en çok zikrettiği özellikleri araştıracak olursan, insanlar hakkında şöyle buyurduğunu görürsün:
“Onlar bilmezler.”
“Onlar şükretmezler.”
“Onlar akletmezler.”
Buna karşılık Rabbimiz şöyle buyurur:
“Kullarımdan şükredenler pek azdır.”
(Sebe Sûresi, 34/13)
O hâlde insanlara çok bağlanma.
Yapman gerekeni yap ve Allah’tan iste.
İmam Ahmed bin Hanbel rahimehûllah, Hâtim el-Esamm rahimehûllah’a:
“İnsanlardan kurtuluş yolu nedir?” diye sorunca,
Hâtim şöyle dedi:
“Onlara, sahip olduklarından ver; ama mallarından alma.
Onlar sana eziyet etse de sen onlara eziyet etme.
Onların ihtiyaçlarını gider; fakat kendi ihtiyaçlarını gidermelerini isteme.”
İmam Ahmed rahimehûllah ona:
“Ey Hâtim, bu çok zor!” deyince,
Hâtim şöyle dedi:
“Keşke bunları yapabilseydin!”
#KurandanMesajlar
#EdhemŞarkavi
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
Vâbisa b. Ma‘bed radıyallahu anh der ki:
“İyilik ve günah hakkındaki bütün soruları sormak için Allah Rasûlu’nun ﷺ yanına geldim.
Ancak yanında bir kalabalık vardı. İnsanların arasından sıyrılmak istedim. Bana:
‘Ey Vâbisa! Allah Rasûlu’nden ﷺ uzak dur, uzak dur ey Vâbisa!’ dediler.
Ben ise:
‘Ben Vâbisa’yım. Beni bırakın da ona yaklaşayım. Çünkü o, yaklaşmayı en çok istediğim kişilerdendir.’ dedim.
Bunun üzerine Allah Rasûlu ﷺ bana:
‘Yaklaş ey Vâbisa, yaklaş ey Vâbisa.’ buyurdu.
Ben de ona yaklaştım; öyle ki dizlerim dizlerine değdi. Bana:
‘Ey Vâbisa! Bana sormak için geldiğin şeyi sana haber vereyim mi, yoksa sen mi soracaksın?’ buyurdu.
Ben:
‘Ey Allah’ın Rasûlu! Bana sen haber ver.’ dedim.
Bunun üzerine:
‘İyilik ve günahtan sormak için mi geldin?’ buyurdu.
Ben de:
‘Evet.’ dedim.
Şöyle buyurdu:
‘Kalbinden fetva iste.
İyilik, nefsinin huzur bulduğu ve kalbinin sükûnet bulduğu şeydir.
Günah ise, insanlar fetva vermiş olsalar bile, içini huzursuz eden ve kalpte tereddüt meydana getiren şeydir.’”
#HayatıniçindeRasulullah
“İyilik ve günah hakkındaki bütün soruları sormak için Allah Rasûlu’nun ﷺ yanına geldim.
Ancak yanında bir kalabalık vardı. İnsanların arasından sıyrılmak istedim. Bana:
‘Ey Vâbisa! Allah Rasûlu’nden ﷺ uzak dur, uzak dur ey Vâbisa!’ dediler.
Ben ise:
‘Ben Vâbisa’yım. Beni bırakın da ona yaklaşayım. Çünkü o, yaklaşmayı en çok istediğim kişilerdendir.’ dedim.
Bunun üzerine Allah Rasûlu ﷺ bana:
‘Yaklaş ey Vâbisa, yaklaş ey Vâbisa.’ buyurdu.
Ben de ona yaklaştım; öyle ki dizlerim dizlerine değdi. Bana:
‘Ey Vâbisa! Bana sormak için geldiğin şeyi sana haber vereyim mi, yoksa sen mi soracaksın?’ buyurdu.
Ben:
‘Ey Allah’ın Rasûlu! Bana sen haber ver.’ dedim.
Bunun üzerine:
‘İyilik ve günahtan sormak için mi geldin?’ buyurdu.
Ben de:
‘Evet.’ dedim.
Şöyle buyurdu:
‘Kalbinden fetva iste.
İyilik, nefsinin huzur bulduğu ve kalbinin sükûnet bulduğu şeydir.
Günah ise, insanlar fetva vermiş olsalar bile, içini huzursuz eden ve kalpte tereddüt meydana getiren şeydir.’”
#HayatıniçindeRasulullah
Allah Rasûlu ﷺ, Abdullah b. Havâle radıyallahu anh’ı Şam’da ikamet etmeye yönlendirmiş ve şöyle buyurmuştur:
“İşin nihayetinde üç ordu hâline geleceksiniz: biri Şam’da, biri Yemen’de, biri de Irak’ta.”
Bunun üzerine İbn Havâle radıyallahu anh:
“Ey Allah’ın Rasûlu ﷺ, eğer o zamana yetişirsem bunlardan birini benim için seç,” dedi.
Allah Rasûlu ﷺ ise şöyle buyurdu:
“Sana Şam’ı tavsiye ederim. Çünkü yeryüzünde Allah’ın en hayırlı kıldığı yer orasıdır.
Allah, kullarından hayırlı olanları orada toplar.
Eğer bunu kabul etmezseniz, size Yemen’inizi tavsiye ederim; oranın göletlerinden suyunu için.
Zira Allah, Şam ve Şam halkı hakkında bana garanti vermiştir.”
#HayatıniçindeRasulullah
“İşin nihayetinde üç ordu hâline geleceksiniz: biri Şam’da, biri Yemen’de, biri de Irak’ta.”
Bunun üzerine İbn Havâle radıyallahu anh:
“Ey Allah’ın Rasûlu ﷺ, eğer o zamana yetişirsem bunlardan birini benim için seç,” dedi.
Allah Rasûlu ﷺ ise şöyle buyurdu:
“Sana Şam’ı tavsiye ederim. Çünkü yeryüzünde Allah’ın en hayırlı kıldığı yer orasıdır.
Allah, kullarından hayırlı olanları orada toplar.
Eğer bunu kabul etmezseniz, size Yemen’inizi tavsiye ederim; oranın göletlerinden suyunu için.
Zira Allah, Şam ve Şam halkı hakkında bana garanti vermiştir.”
#HayatıniçindeRasulullah
Zûlkarneyn aleyhisselâm, ordusuyla gece yolda giderken ordusuna:
“Ayağınıza takılan şeyleri toplayın.” diye emir verir.
Ordu bu emri duyunca içlerinden bir grup:
“Çok yürüdük, çok yorgunuz. Gece vakti bir de ayağımıza takılan şeyleri toplayarak boşuna ağırlık mı yapacağız? Hiçbir şey toplamayalım.”
diyerek hiçbir şey toplamıyorlar.
İkinci grup ise:
“Madem komutanımız emretti, birazcık toplayalım, emre muhalefet etmeyelim. Zira ordunun komutanına itaat etmek gerekir.”
diyerek az bir şey topluyorlar.
Üçüncü grup ise:
“Komutanımız bir şeyi boşuna emretmez. Muhakkak bildiği bir şey vardır. Bir hikmeti vardır.”
diyerek bütün abalarını ağzına kadar doldururlar.
Sabah olduğunda bir de bakıyorlar ki, meğer bir altın madeninden geçmişler de ayaklarına değen şeylerin altın olduğunun farkına varamamışlar.
Bunu anlayınca:
Hiç almayan birinci grup:
“Ah, niçin almadık!
Nasıl dinlemedik komutanımızın sözünü. Keşke alsaydık! Bir tane bari alsaydık!”
diyerek pişman oluyorlar.
Az alan ikinci grup ise:
“Ah, ne olaydı da biraz daha fazla alsaydık. Ceplerimizi, abalarımızı hınca hınç doldursaydık.”
diye kendilerine sitem ediyorlar.
Çok alan üçüncü grup ise:
“Keşke gereksiz, lüzumu olmayan eşyalarımı atsaydım, daha çok toplasaydım. Her şeyimizi doldursaydık, daha fazla alsaydık.”
diyerek fazla almalarına rağmen üzülüyorlar.
İşte bu misalde olduğu gibi, ahirette bütün insanlarda bunun gibi ağıtlar bulunacak.
Kâfir olan:
“Keşke iman etseydik, keşke inansaydık da hiç olmazsa cehenneme girdikten sonra iman etmemiz sonucunda cennete girseydik, ebedî cehennemden kurtulsaydık.”
Mu’min, fakat az sevabı olan:
“Keşke biraz daha sevap işleseydim de biraz daha ikrama mazhar olsaydım.”
Mu’min, çok sevabı olan ise:
“Ah, ne olaydı da makamımı biraz daha yükseltecek bir vakit daha namaz kılsaydım, biraz daha fazla sadaka verseydim, oruç tutsaydım, biraz daha sevap işleyecek ameller yapsaydım…” diyeceklerdir.
Rabbimiz bu misallerden ders almayı nasip etsin.
#alıntı
“Ayağınıza takılan şeyleri toplayın.” diye emir verir.
Ordu bu emri duyunca içlerinden bir grup:
“Çok yürüdük, çok yorgunuz. Gece vakti bir de ayağımıza takılan şeyleri toplayarak boşuna ağırlık mı yapacağız? Hiçbir şey toplamayalım.”
diyerek hiçbir şey toplamıyorlar.
İkinci grup ise:
“Madem komutanımız emretti, birazcık toplayalım, emre muhalefet etmeyelim. Zira ordunun komutanına itaat etmek gerekir.”
diyerek az bir şey topluyorlar.
Üçüncü grup ise:
“Komutanımız bir şeyi boşuna emretmez. Muhakkak bildiği bir şey vardır. Bir hikmeti vardır.”
diyerek bütün abalarını ağzına kadar doldururlar.
Sabah olduğunda bir de bakıyorlar ki, meğer bir altın madeninden geçmişler de ayaklarına değen şeylerin altın olduğunun farkına varamamışlar.
Bunu anlayınca:
Hiç almayan birinci grup:
“Ah, niçin almadık!
Nasıl dinlemedik komutanımızın sözünü. Keşke alsaydık! Bir tane bari alsaydık!”
diyerek pişman oluyorlar.
Az alan ikinci grup ise:
“Ah, ne olaydı da biraz daha fazla alsaydık. Ceplerimizi, abalarımızı hınca hınç doldursaydık.”
diye kendilerine sitem ediyorlar.
Çok alan üçüncü grup ise:
“Keşke gereksiz, lüzumu olmayan eşyalarımı atsaydım, daha çok toplasaydım. Her şeyimizi doldursaydık, daha fazla alsaydık.”
diyerek fazla almalarına rağmen üzülüyorlar.
İşte bu misalde olduğu gibi, ahirette bütün insanlarda bunun gibi ağıtlar bulunacak.
Kâfir olan:
“Keşke iman etseydik, keşke inansaydık da hiç olmazsa cehenneme girdikten sonra iman etmemiz sonucunda cennete girseydik, ebedî cehennemden kurtulsaydık.”
Mu’min, fakat az sevabı olan:
“Keşke biraz daha sevap işleseydim de biraz daha ikrama mazhar olsaydım.”
Mu’min, çok sevabı olan ise:
“Ah, ne olaydı da makamımı biraz daha yükseltecek bir vakit daha namaz kılsaydım, biraz daha fazla sadaka verseydim, oruç tutsaydım, biraz daha sevap işleyecek ameller yapsaydım…” diyeceklerdir.
Rabbimiz bu misallerden ders almayı nasip etsin.
#alıntı
Biri evli, çocukluydu Halil;
öteki bekârdı İbrahim.
Ortak tarlaları vardı.
Ne çıkarsa ikiye bölünürdü.
Kimsenin gözü diğerinin payında olmazdı.
Bir gün buğdayı ayırdılar.
Taşıma işi kaldı.
Evli olan çuval almaya gitti.
Bekâr kardeş İbrahim tarlada kaldı.
O an düşündü:
“Abimin evi kalabalık, çocuğu var.
Onun payı biraz daha çok olsun.”
Kimseye söylemeden kendi payından aldı, abisinin yığınına ekledi.
Az sonra Halil döndü.
— Sen taşı, ben beklerim, dedi.
İbrahim yola çıkınca bu kez Halil düşündü:
“Benim düzenim var.
Ama kardeşim yolun başında.
Ev kuracak, yuva yapacak.”
O da sessizce kendi payından aldı, kardeşine ekledi.
Biri gittiğinde diğeri ekledi.
Bunu hesapla değil, iyilikle yaptılar.
Ta ki bir göz uzaktan bakana kadar.
Halil’in eşi, İbrahim’i buğday aktarırken gördü.
Akşam olunca fısıldadı:
— Kardeşin seni kıskanıyor.
— Çocuğunun rızkını yiyor, farkında değilsin.
Uzaktan İbrahim’i buğdayı aktarırken gördüm.
— Zaten ailende seni daha az seviyor, değer veriyorlar.
— Bak, onun buğdayı niye bitmiyor sanıyorsun?
Halil bir şey demedi.
Ama kalbi değişti.
Ertesi gün sesi soğuktu.
Bakışı mesafeliydi.
İbrahim fark etti ama neyi yanlış yaptığını bilemedi.
Günler geçti.
Konuşmalar azaldı.
Yan yana gelmeler seyreldi.
Laf sokmalar çoğaldı.
Buğday vardı ama bereketi yoktu.
Bir gün, hiç sebepsiz, Halil kardeşi İbrahim’e:
— Güçlü ol oğlum, güçlü ol.
Dedi.
İbrahim tarlayı bırakıp şehre göçtü.
Halil bütün mahsulü aldı ama hiç mutlu olamadı.
Ve o köyde şu söz kaldı:
Halil İbrahim bereketi paylaşmayla başlar, şüpheyle biter.
O gün bugündür.
Para olur, ev dolar…
Ama huzur ve mutluluk, fitnenin girdiği evde bir daha kalmaz.
Fitne bazen bir erkekten, bazen bir kadından çıkar.
Buradaki mesele cinsiyet değil;
sözün niyeti, fısıltının yönü
ve kalpte bıraktığı izdir.
Aynı söz, başka bir ağızdan çıksa
sonuç yine değişmezdi.
#alıntı
öteki bekârdı İbrahim.
Ortak tarlaları vardı.
Ne çıkarsa ikiye bölünürdü.
Kimsenin gözü diğerinin payında olmazdı.
Bir gün buğdayı ayırdılar.
Taşıma işi kaldı.
Evli olan çuval almaya gitti.
Bekâr kardeş İbrahim tarlada kaldı.
O an düşündü:
“Abimin evi kalabalık, çocuğu var.
Onun payı biraz daha çok olsun.”
Kimseye söylemeden kendi payından aldı, abisinin yığınına ekledi.
Az sonra Halil döndü.
— Sen taşı, ben beklerim, dedi.
İbrahim yola çıkınca bu kez Halil düşündü:
“Benim düzenim var.
Ama kardeşim yolun başında.
Ev kuracak, yuva yapacak.”
O da sessizce kendi payından aldı, kardeşine ekledi.
Biri gittiğinde diğeri ekledi.
Bunu hesapla değil, iyilikle yaptılar.
Ta ki bir göz uzaktan bakana kadar.
Halil’in eşi, İbrahim’i buğday aktarırken gördü.
Akşam olunca fısıldadı:
— Kardeşin seni kıskanıyor.
— Çocuğunun rızkını yiyor, farkında değilsin.
Uzaktan İbrahim’i buğdayı aktarırken gördüm.
— Zaten ailende seni daha az seviyor, değer veriyorlar.
— Bak, onun buğdayı niye bitmiyor sanıyorsun?
Halil bir şey demedi.
Ama kalbi değişti.
Ertesi gün sesi soğuktu.
Bakışı mesafeliydi.
İbrahim fark etti ama neyi yanlış yaptığını bilemedi.
Günler geçti.
Konuşmalar azaldı.
Yan yana gelmeler seyreldi.
Laf sokmalar çoğaldı.
Buğday vardı ama bereketi yoktu.
Bir gün, hiç sebepsiz, Halil kardeşi İbrahim’e:
— Güçlü ol oğlum, güçlü ol.
Dedi.
İbrahim tarlayı bırakıp şehre göçtü.
Halil bütün mahsulü aldı ama hiç mutlu olamadı.
Ve o köyde şu söz kaldı:
Halil İbrahim bereketi paylaşmayla başlar, şüpheyle biter.
O gün bugündür.
Para olur, ev dolar…
Ama huzur ve mutluluk, fitnenin girdiği evde bir daha kalmaz.
Fitne bazen bir erkekten, bazen bir kadından çıkar.
Buradaki mesele cinsiyet değil;
sözün niyeti, fısıltının yönü
ve kalpte bıraktığı izdir.
Aynı söz, başka bir ağızdan çıksa
sonuç yine değişmezdi.
#alıntı
Forwarded from Ömer Faruk Saban
‘’Zihnini, sana emredilen şeyler için kaygılanmaya ayır, sana garanti edilmiş olan şeylerle (rızıkla) meşgul etme. Çünkü rızık ile ecel, birbirine eşlik eden ve kesin olarak teminat altına alınmış iki husustur. Ecel var oldukça rızık da mutlaka gelecektir. Eğer Allah hikmeti gereği rızık yollarından birini sana kapatırsa, rahmetiyle sana ondan daha faydalı başka bir yolu açar.
Ceninin hâlini düşün. Ona rızkı, tek bir yoldan, göbek bağı aracılığıyla kan olarak gelir. Annesinin karnından çıkınca o yol kesilir. Fakat Allah onun yerine iki yol açar ve o iki yoldan, öncekinden daha temiz, daha hoş ve daha lezzetli bir rızık akıtır: Saf ve içimi kolay süt.
Emzirme süresi bitip bu iki yol sütten kesilme ile kapanınca, bu defa onlardan daha mükemmel dört yol açar: İki yiyecek, iki içecek. Yiyeceklerin ikisi hayvansal ve bitkisel, içeceklerin ikisi ise sular ve sütlerdir, bunlara eklenen diğer fayda ve lezzetlerle birlikte.
Kişi öldüğünde bu dört yol da ondan kesilir. Fakat Allah Teala, eğer kul bahtiyar ise ona sekiz yol açar: Dilediğinden girebileceği cennetin sekiz kapısı.
İşte Rab Teâlâ, mümin kulundan dünyaya ait bir şeyi alıkoyarsa, mutlaka ona ondan daha hayırlısını ve daha faydalısını verir. Bu, mümin olmayan için geçerli değildir. Allah, mümine daha yüce ve kıymetli olanı vermek için onu değersiz ve aşağı bir paydan alıkoyar. Kul kendi menfaatlerini ve Rabbinin keremini, hikmetini ve lütfunu bilmediği için, kendisinden engellenen şey ile kendisi için saklanan şey arasındaki farkı anlamaz. O, değersiz de olsa acil olana düşkündür, yüce de olsa gecikene karşı isteği zayıftır.
Eğer kul Rabbine karşı insaflı olabilseydi -ki bu ona ne kadar da uzaktır- bilirdi ki Allah’ın dünyadan ve onun lezzetlerinden onu mahrum bırakmasındaki lütfu, ona verdiklerindeki lütuftan daha büyüktür. Çünkü Allah ondan bir şeyi ancak vermek için alıkoyar, onu ancak şifaya kavuşturmak için imtihan eder, onu ancak arıtmak için sınar, onu ancak diriltmek için öldürür, onu bu yurda ancak O’na kavuşmaya hazırlanması ve O’na ulaştıran yolda yürümesi için çıkarır.
Nitekim: “Gece ile gündüzü, ibret almak veya şükretmek isteyenler için birbiri ardınca getiren O’dur.” (Furkan, 62)
İbn Kayyim el-Cevziyye, el-Fevâid.
Ceninin hâlini düşün. Ona rızkı, tek bir yoldan, göbek bağı aracılığıyla kan olarak gelir. Annesinin karnından çıkınca o yol kesilir. Fakat Allah onun yerine iki yol açar ve o iki yoldan, öncekinden daha temiz, daha hoş ve daha lezzetli bir rızık akıtır: Saf ve içimi kolay süt.
Emzirme süresi bitip bu iki yol sütten kesilme ile kapanınca, bu defa onlardan daha mükemmel dört yol açar: İki yiyecek, iki içecek. Yiyeceklerin ikisi hayvansal ve bitkisel, içeceklerin ikisi ise sular ve sütlerdir, bunlara eklenen diğer fayda ve lezzetlerle birlikte.
Kişi öldüğünde bu dört yol da ondan kesilir. Fakat Allah Teala, eğer kul bahtiyar ise ona sekiz yol açar: Dilediğinden girebileceği cennetin sekiz kapısı.
İşte Rab Teâlâ, mümin kulundan dünyaya ait bir şeyi alıkoyarsa, mutlaka ona ondan daha hayırlısını ve daha faydalısını verir. Bu, mümin olmayan için geçerli değildir. Allah, mümine daha yüce ve kıymetli olanı vermek için onu değersiz ve aşağı bir paydan alıkoyar. Kul kendi menfaatlerini ve Rabbinin keremini, hikmetini ve lütfunu bilmediği için, kendisinden engellenen şey ile kendisi için saklanan şey arasındaki farkı anlamaz. O, değersiz de olsa acil olana düşkündür, yüce de olsa gecikene karşı isteği zayıftır.
Eğer kul Rabbine karşı insaflı olabilseydi -ki bu ona ne kadar da uzaktır- bilirdi ki Allah’ın dünyadan ve onun lezzetlerinden onu mahrum bırakmasındaki lütfu, ona verdiklerindeki lütuftan daha büyüktür. Çünkü Allah ondan bir şeyi ancak vermek için alıkoyar, onu ancak şifaya kavuşturmak için imtihan eder, onu ancak arıtmak için sınar, onu ancak diriltmek için öldürür, onu bu yurda ancak O’na kavuşmaya hazırlanması ve O’na ulaştıran yolda yürümesi için çıkarır.
Nitekim: “Gece ile gündüzü, ibret almak veya şükretmek isteyenler için birbiri ardınca getiren O’dur.” (Furkan, 62)
İbn Kayyim el-Cevziyye, el-Fevâid.
Ebû Zer radıyallahu anh der ki:
“Bir gün Allah Rasûlu ﷺ’e:
‘Ey Allah’ın Rasûlu, hangi amel daha faziletlidir?’ diye sordum.
O ise:
‘Allah’a iman etmek ve O’nun yolunda cihad etmek.’ buyurdu.
Dedi ki:
‘Hangi köleyi azat etmek daha faziletlidir?’ diye sorduğumda,
‘Sahipleri yanında en değerli ve fiyat olarak en pahalı olanı.’ buyurdu.
Dedi ki:
‘Eğer bunu yapmazsam?’ diye sorduğumda,
‘Ya iş yapan birine yardım edersin ya da eli iş tutmayan birine iş öğretirsin.’ buyurdu.
Dedi ki:
‘Ey Allah’ın Rasûlu, bazı amelleri yapamamam hakkında ne dersin?’ diye sorduğumda,
‘İnsanlara kötülüğün dokunmasın. Bu, kendine verdiğin bir sadaka olur.’ buyurdu.”
#HayatıniçindeRasulullah
“Bir gün Allah Rasûlu ﷺ’e:
‘Ey Allah’ın Rasûlu, hangi amel daha faziletlidir?’ diye sordum.
O ise:
‘Allah’a iman etmek ve O’nun yolunda cihad etmek.’ buyurdu.
Dedi ki:
‘Hangi köleyi azat etmek daha faziletlidir?’ diye sorduğumda,
‘Sahipleri yanında en değerli ve fiyat olarak en pahalı olanı.’ buyurdu.
Dedi ki:
‘Eğer bunu yapmazsam?’ diye sorduğumda,
‘Ya iş yapan birine yardım edersin ya da eli iş tutmayan birine iş öğretirsin.’ buyurdu.
Dedi ki:
‘Ey Allah’ın Rasûlu, bazı amelleri yapamamam hakkında ne dersin?’ diye sorduğumda,
‘İnsanlara kötülüğün dokunmasın. Bu, kendine verdiğin bir sadaka olur.’ buyurdu.”
#HayatıniçindeRasulullah
Ebu Zer radıyallahu anh der ki:
“Allah Rasulü ﷺ bir gece namaz kıldı ve sabaha dek tek bir ayet okudu. O ayet ile rukû ve secde ediyordu. O ayet şuydu:
‘Şayet onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır. Eğer onları affedersen, hiç kuşku yok sen hem izzet hem hikmet sahibisin.’”
İbn Kayyim rahimehûllah der ki:
“Eğer insanlar düşünerek Kur’ân okumanın ne kadar faziletli bir amel olduğunu bilselerdi, diğer tüm işleri terk edip bununla meşgul olurlardı. Eğer kişi bir ayet okuduğunda, kalbinin şifası için o ayeti tekrar etmeye ihtiyacı varsa, yüz kere de olsa tüm gece boyunca da olsa o ayeti tekrar eder.
Tefekkür ederek ve anlayarak tek bir ayeti okumak, düşünmeden yapılan bir hatimden daha hayırlı, kalbe daha faydalı ve imanın oluşması ile Kur’ân’ın tadını almak için daha uygundur.
Selefin adeti de buydu.
Onlardan biri sabaha kadar tek bir ayeti tekrar ederdi.”
#HayatıniçindeRasulullah
“Allah Rasulü ﷺ bir gece namaz kıldı ve sabaha dek tek bir ayet okudu. O ayet ile rukû ve secde ediyordu. O ayet şuydu:
‘Şayet onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır. Eğer onları affedersen, hiç kuşku yok sen hem izzet hem hikmet sahibisin.’”
İbn Kayyim rahimehûllah der ki:
“Eğer insanlar düşünerek Kur’ân okumanın ne kadar faziletli bir amel olduğunu bilselerdi, diğer tüm işleri terk edip bununla meşgul olurlardı. Eğer kişi bir ayet okuduğunda, kalbinin şifası için o ayeti tekrar etmeye ihtiyacı varsa, yüz kere de olsa tüm gece boyunca da olsa o ayeti tekrar eder.
Tefekkür ederek ve anlayarak tek bir ayeti okumak, düşünmeden yapılan bir hatimden daha hayırlı, kalbe daha faydalı ve imanın oluşması ile Kur’ân’ın tadını almak için daha uygundur.
Selefin adeti de buydu.
Onlardan biri sabaha kadar tek bir ayeti tekrar ederdi.”
#HayatıniçindeRasulullah
Az başarı, kötü görüş, hakkın gizlenmesi, kalbin bozulması, zikrin azalması, zamanın boşa harcanması, insanlardan tiksinme, kul ile Rabbi arasındaki uzaklık, duaların kabul olmaması, kalbin sertleşmesi, rızık ve ömürde bereketin kaybolması, ilimden mahrumiyet, zillet giysisine bürünme, düşmanın üstün gelmesi, göğsün daralması, kalbi ifsad eden ve vakti zayi eden kötü arkadaşlarla sınanmak, endişe ve kederin uzun sürmesi, geçim darlığı, düşüncenin kararması…
Bütün bunlar, günah işleme ve Allah’ı anmaktan gaflet etmenin bir sonucu olarak meydana gelir.
Tıpkı bitkilerin suyla, ateşin ise yakmakla ortaya çıkması gibi.
Bu hâllerin zıddı ise itaate bağlı olarak ortaya çıkar.
⚪️ İbn Kayyım el-Cevziyye (rahimehûllah)
#alıntı
Bütün bunlar, günah işleme ve Allah’ı anmaktan gaflet etmenin bir sonucu olarak meydana gelir.
Tıpkı bitkilerin suyla, ateşin ise yakmakla ortaya çıkması gibi.
Bu hâllerin zıddı ise itaate bağlı olarak ortaya çıkar.
#alıntı
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
Onun (ﷺ) Kıyamet Hakkında Soru Soran Kişi ile Olan Diyaloğu
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) der ki:
“Allah Rasûlu (ﷺ) bir ortamda insanlarla konuşurken bir bedevi geldi ve:
‘Kıyamet ne zaman?’ diye sordu. Ancak Allah Rasûlu (ﷺ) konuşmaya devam etti.
Orada bulunanlardan bazıları: ‘Dediğini işitti ve hoşlanmadı.’ derken, bazıları da:
‘Dediği şeyi duymadı. Bu sebeple konuşmasına devam etti.’ dedi.
Bir zaman sonra Allah Rasûlu (ﷺ):
‘Kıyamet hakkında soru soran kişi nerede?’ diye sordu.
Bedevi: ‘Buradayım ey Allah’ın Rasûlu.’ dedi.
Allah Rasûlu (ﷺ):
‘Emanet zayi edildiği vakit kıyameti bekle.’ buyurdu.
Bedevi: ‘Emanetin zayi edilmesi nasıldır?’ diye sorduğunda ise:
‘İş, ehli dışındaki kişilere verildiğinde kıyameti bekle.’ diye cevap verdi.”
İmam Buhari, bu hadisi Sahih’inde “Bir şeyi konuştuğu sırada kendisine soru sorulan, konuşmasını tamamladıktan sonra soruya cevap veren kişi hakkında bab” başlığı altında nakletmiştir.
#HayatınİçindeRasulullah
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) der ki:
“Allah Rasûlu (ﷺ) bir ortamda insanlarla konuşurken bir bedevi geldi ve:
‘Kıyamet ne zaman?’ diye sordu. Ancak Allah Rasûlu (ﷺ) konuşmaya devam etti.
Orada bulunanlardan bazıları: ‘Dediğini işitti ve hoşlanmadı.’ derken, bazıları da:
‘Dediği şeyi duymadı. Bu sebeple konuşmasına devam etti.’ dedi.
Bir zaman sonra Allah Rasûlu (ﷺ):
‘Kıyamet hakkında soru soran kişi nerede?’ diye sordu.
Bedevi: ‘Buradayım ey Allah’ın Rasûlu.’ dedi.
Allah Rasûlu (ﷺ):
‘Emanet zayi edildiği vakit kıyameti bekle.’ buyurdu.
Bedevi: ‘Emanetin zayi edilmesi nasıldır?’ diye sorduğunda ise:
‘İş, ehli dışındaki kişilere verildiğinde kıyameti bekle.’ diye cevap verdi.”
İmam Buhari, bu hadisi Sahih’inde “Bir şeyi konuştuğu sırada kendisine soru sorulan, konuşmasını tamamladıktan sonra soruya cevap veren kişi hakkında bab” başlığı altında nakletmiştir.
#HayatınİçindeRasulullah
O (ﷺ), Kendisinden Sonra Ümmetinin Düşeceği Durumları da Dert Edinirdi
İrbad b. Sâriye (radıyallahu anh) der ki:
“Allah Rasûlu (ﷺ) bize çok tesirli bir öğüt verdi. Bu öğütten dolayı kalpler ürperdi, gözler yaşardı. Bizler:
‘Ey Allah’nın Rasûlu! Bu öğüt, sanki ayrılmak üzere olan birinin öğüdüne benziyor. Bari bize bir tavsiyede bulun.’ dedik.
Bunun üzerine Allah Rasûlu (ﷺ) şöyle buyurdu:
‘Size, Allah’a karşı çok takvâ sahibi olmanızı, başınıza bir Habeşli köle bile emir olsa onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra sağ kalıp uzunca bir hayat sürenler pek çok ihtilaflar görecekler. O zaman sizin üzerinize gerekli olan, benim sünnetime ve doğru yolda olan Hulefâ-yi Râşidîn’in sünnetine sarılmanızdır. Bu sünnetlere sımsıkı sarılınız. Sonradan ortaya çıkarılmış bidatlerden şiddetle kaçınınız. Çünkü her bidat dalalettir, sapıklıktır.’”
#HayatınİçindeRasulullah
İrbad b. Sâriye (radıyallahu anh) der ki:
“Allah Rasûlu (ﷺ) bize çok tesirli bir öğüt verdi. Bu öğütten dolayı kalpler ürperdi, gözler yaşardı. Bizler:
‘Ey Allah’nın Rasûlu! Bu öğüt, sanki ayrılmak üzere olan birinin öğüdüne benziyor. Bari bize bir tavsiyede bulun.’ dedik.
Bunun üzerine Allah Rasûlu (ﷺ) şöyle buyurdu:
‘Size, Allah’a karşı çok takvâ sahibi olmanızı, başınıza bir Habeşli köle bile emir olsa onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra sağ kalıp uzunca bir hayat sürenler pek çok ihtilaflar görecekler. O zaman sizin üzerinize gerekli olan, benim sünnetime ve doğru yolda olan Hulefâ-yi Râşidîn’in sünnetine sarılmanızdır. Bu sünnetlere sımsıkı sarılınız. Sonradan ortaya çıkarılmış bidatlerden şiddetle kaçınınız. Çünkü her bidat dalalettir, sapıklıktır.’”
#HayatınİçindeRasulullah
Ebu Kesîr es-Suheymî, babasından rivayetle der ki:
“Ebu Zer’e:
‘Kulun yaptığı zaman cennete gireceği bir ameli bana söyle’ dediğimde, şöyle dedi:
‘Ben de bu soruyu Allah Rasûlu ﷺ’ne sormuştum. Bana:
“Allah’a iman eder” demişti.’”
Ebu Zer radıyallahu anh dedi ki:
“Ben:
‘Ey Allah’ın Rasûlu ﷺ, imanla beraber amel de var’ deyince,
‘Allah’ın verdiği rızıktan infak eder’ buyurdu.
Ben:
‘Eğer elinde hiçbir şeyi olmayan fakir biriyse?’ diye sorduğumda,
‘Diliyle güzel şeyler söyler’ dedi.”
Ebu Zer radıyallahu anh dedi ki:
“Ben:
‘Eğer insanlara bir şeyler anlatmaktan aciz biriyse?’ diye sorduğumda,
‘Garibana yardım eder’ buyurdu.
Ben:
‘Eğer gücü olmayan zayıf biriyse?’ diye sorduğumda,
‘Eli iş tutmayan birine iş öğretir’ buyurdu.
Bu sefer:
‘Eğer kendisi eli iş tutmayan biriyse?’ diye sordum.”
Ebu Zer radıyallahu anh dedi ki:
“Bunun üzerine bana yöneldi ve:
‘Arkadaşında hayır namına hiçbir şey bırakmak istemiyor musun? İnsanlara eziyet etmesin’ dedi.
Ben:
‘Ey Allah’ın Rasûlu ﷺ, bunlar cennete girmeyi kolaylaştırmak için sorulan sorulardır’ deyince, şöyle buyurdu:
‘Nefsimi elinde tutana yemin olsun ki, Allah katındakileri umarak kendisinde bulunan bir haslet ile amel eden kişinin elinden, kıyamet günü işlemiş olduğu bu amel tutulur ve onu cennete götürür.’”
#HayatınİçindeRasulullah
“Ebu Zer’e:
‘Kulun yaptığı zaman cennete gireceği bir ameli bana söyle’ dediğimde, şöyle dedi:
‘Ben de bu soruyu Allah Rasûlu ﷺ’ne sormuştum. Bana:
“Allah’a iman eder” demişti.’”
Ebu Zer radıyallahu anh dedi ki:
“Ben:
‘Ey Allah’ın Rasûlu ﷺ, imanla beraber amel de var’ deyince,
‘Allah’ın verdiği rızıktan infak eder’ buyurdu.
Ben:
‘Eğer elinde hiçbir şeyi olmayan fakir biriyse?’ diye sorduğumda,
‘Diliyle güzel şeyler söyler’ dedi.”
Ebu Zer radıyallahu anh dedi ki:
“Ben:
‘Eğer insanlara bir şeyler anlatmaktan aciz biriyse?’ diye sorduğumda,
‘Garibana yardım eder’ buyurdu.
Ben:
‘Eğer gücü olmayan zayıf biriyse?’ diye sorduğumda,
‘Eli iş tutmayan birine iş öğretir’ buyurdu.
Bu sefer:
‘Eğer kendisi eli iş tutmayan biriyse?’ diye sordum.”
Ebu Zer radıyallahu anh dedi ki:
“Bunun üzerine bana yöneldi ve:
‘Arkadaşında hayır namına hiçbir şey bırakmak istemiyor musun? İnsanlara eziyet etmesin’ dedi.
Ben:
‘Ey Allah’ın Rasûlu ﷺ, bunlar cennete girmeyi kolaylaştırmak için sorulan sorulardır’ deyince, şöyle buyurdu:
‘Nefsimi elinde tutana yemin olsun ki, Allah katındakileri umarak kendisinde bulunan bir haslet ile amel eden kişinin elinden, kıyamet günü işlemiş olduğu bu amel tutulur ve onu cennete götürür.’”
#HayatınİçindeRasulullah
Forwarded from leyâlî 🪔
Şemâil.pdf
19.6 MB
Allah Rasûlu’nun ﷺ ahlâkını, dış görünüşünü, yaşayışını, ibadetini, yeme–içme adabını, giyimini ve insanlarla muamelesini hadisler ışığında anlatan en meşhur eserlerden biridir.
Hadis ilmiyle meşgul olanlar için de, sıradan bir okuyucu için de vazgeçilmez bir başvuru kaynağıdır.
Bu eseri okurken not ettiğimiz önemli kısımları istifadenize sunuyoruz.
Umulur ki Allah subhânehu ve teâlâ bu amelimiz sebebiyle bize rahmet eder, kabir azabımızı hafifletir.
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
“O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.”
(Şûrâ, 42/11)
İşte Rabbini bu marifet ile bilirsen, kalbine havf ve recâ (korku ve ümit) dolar; O’nun azameti kalbini kuşatır. O’nun seni her an gördüğünü bilir ve O’ndan hayâ edersin.
Dedim ki:
“İnsanlar bu vasfa sahip olma konusunda birbirlerine nasıl üstün olurlar?”
Dedi ki:
“Kalbin, ilahî kudretin nüfuzuna ve yaratılışın mükemmelliğine olan teslimiyeti ve bağlılığına göre farklılaşırlar.”
Dedim ki:
“Peki bunu kuvvetlendiren şey nedir?”
Dedi ki:
“Zikir ve i‘tibâr.”
(Şûrâ, 42/11)
İşte Rabbini bu marifet ile bilirsen, kalbine havf ve recâ (korku ve ümit) dolar; O’nun azameti kalbini kuşatır. O’nun seni her an gördüğünü bilir ve O’ndan hayâ edersin.
Dedim ki:
“İnsanlar bu vasfa sahip olma konusunda birbirlerine nasıl üstün olurlar?”
Dedi ki:
“Kalbin, ilahî kudretin nüfuzuna ve yaratılışın mükemmelliğine olan teslimiyeti ve bağlılığına göre farklılaşırlar.”
Dedim ki:
“Peki bunu kuvvetlendiren şey nedir?”
Dedi ki:
“Zikir ve i‘tibâr.”
Forwarded from leyâlî 🪔
• Telefonunda şarkıların olmaması.
• Haram bir ilişkinin bulunmaması.
• Kötü çevreden ve kötü arkadaşlardan uzak durman.
• Kalbinin, insanlara karşı hased ve kıskançlıktan arınmış olması.
• Kalbinin salîhlere gıpta etmesi; onlardan daha hayırlı olmayı arzulaması.
• Kur’ân’ı tilâvet ederken ayetleri hissederek, yalnızlığında derin bir tefekkürle okuman.
• Kalbinde günahlara karşı bir sevginin kalmamış olması; sevginin yalnızca Allah subhânehû ve teâlâ’ya yönelmesi.
• Geçmişte Allah subhânehû ve teâlâ’ya karşı işlediğin günahları hatırladıkça, gözyaşı dökmen.
• Namazda secdeye vardığında huşû bulman ve kalbinin tam bir itminanla dolması.
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
Bugün hâlâ İslâm’ın kadına bakışını yansıtan o aydınlık sahneler, İslâm kızına verilen değerin, özgürlüğün ve onun onurunu ve yerini koruma anlayışının açık bir göstergesidir.
Bu dine düşman olanları asıl rahatsız eden şey, Müslüman kadını kötü niyetli bakışlardan ve sinsi niyetlerden koruyan o güçlü zırhlardır.
Zira İslâm, kadının örtüsünü, halvetten ve karma ortamlardan sakınmasını, gözleri haramdan çevirmeyi ve yumuşak bir eda ile konuşmamayı; onun onurunu, güvenliğini ve değerini koruyan birer siper olarak koymuştur.
Çünkü hiçbir toplum, hasta ruhlardan ve çarpık bakışlardan tamamen uzak değildir.
Bu zırhları aşmak ve onları etkisiz kılmak ise, Müslüman kadını kendi yoz düşünce kalıplarına çekmeye çalışan batılılaşma yanlısı akımların temel planlarından biridir.
Onların hedefi, özgürlük adı altında kadını kendi karanlık dünyalarına hapsetmektir.
#EyİslamınKadını
#LeylaHamdan
Bu dine düşman olanları asıl rahatsız eden şey, Müslüman kadını kötü niyetli bakışlardan ve sinsi niyetlerden koruyan o güçlü zırhlardır.
Zira İslâm, kadının örtüsünü, halvetten ve karma ortamlardan sakınmasını, gözleri haramdan çevirmeyi ve yumuşak bir eda ile konuşmamayı; onun onurunu, güvenliğini ve değerini koruyan birer siper olarak koymuştur.
Çünkü hiçbir toplum, hasta ruhlardan ve çarpık bakışlardan tamamen uzak değildir.
Bu zırhları aşmak ve onları etkisiz kılmak ise, Müslüman kadını kendi yoz düşünce kalıplarına çekmeye çalışan batılılaşma yanlısı akımların temel planlarından biridir.
Onların hedefi, özgürlük adı altında kadını kendi karanlık dünyalarına hapsetmektir.
#EyİslamınKadını
#LeylaHamdan
Hangi sabah kendimi ahireti kazanmak için gerçek bir özlemle dolu bulduysam, akşam olduğunda, birçok dünyevi arzuların hücumundan dolayı bu özlemin azalıp yok olduğunu gördüm.
• İmam Gazâlî
• İmam Gazâlî
Forwarded from Dosdoğru Yol - الطريق المستقيم
İblis bir mahluktur.
Çok eski ve tecrübeli bir varlıktır; etrafında ona kulluk eden cinler ve insanlar vardır.
Ancak küllî kudreti yoktur.
Her şeyi bilemez, her şeyi yapamaz. Sebep–sonuç yasasına tabiîdir.
Bu nedenle amaçlarına ulaşmak için sebepleri kullanmak zorundadır.
İnsanlar çoğu zaman bütün kötülüklerin temelinde iblisin tek başına olduğunu zannederler.
Oysa insan da nefsiyle kötülük işleyebilir. Ancak iblis bir yerde bir imkân gördüğünde oraya müdahil olur.
İblis gizli çalışmak zorundadır. Çünkü Allah subhânehu ve teâlâ, Rasûlullâh’ın ﷺ nûbuvvetiyle birlikte dünyayı cinlere kapatmış, dünyayı Âdemoğullarına tahsis etmiştir. Cinler bunu bizzat Kur’ân’da ifade ederler.
Semadan haber alma yolları kapatılmıştır.
Bu durum iblis için ciddi bir engeldir. Dünya hâkimiyetini istemektedir ancak doğrudan müdahale edememektedir.
Bu nedenle insanlar arasından kendisine kulluk edecek kimselere ihtiyaç duyar. İnsanlar ise fıtrat üzere yaratılmıştır; Allah’a kulluk fıtratıyla doğarlar.
Bu fıtratı bozmanın yolu günahtır. Günah, insanı fıtratından uzaklaştırır.
• Tarık Ebu Abdullah Hoca (حفظه الله)
Çok eski ve tecrübeli bir varlıktır; etrafında ona kulluk eden cinler ve insanlar vardır.
Ancak küllî kudreti yoktur.
Her şeyi bilemez, her şeyi yapamaz. Sebep–sonuç yasasına tabiîdir.
Bu nedenle amaçlarına ulaşmak için sebepleri kullanmak zorundadır.
İnsanlar çoğu zaman bütün kötülüklerin temelinde iblisin tek başına olduğunu zannederler.
Oysa insan da nefsiyle kötülük işleyebilir. Ancak iblis bir yerde bir imkân gördüğünde oraya müdahil olur.
İblis gizli çalışmak zorundadır. Çünkü Allah subhânehu ve teâlâ, Rasûlullâh’ın ﷺ nûbuvvetiyle birlikte dünyayı cinlere kapatmış, dünyayı Âdemoğullarına tahsis etmiştir. Cinler bunu bizzat Kur’ân’da ifade ederler.
Semadan haber alma yolları kapatılmıştır.
Bu durum iblis için ciddi bir engeldir. Dünya hâkimiyetini istemektedir ancak doğrudan müdahale edememektedir.
Bu nedenle insanlar arasından kendisine kulluk edecek kimselere ihtiyaç duyar. İnsanlar ise fıtrat üzere yaratılmıştır; Allah’a kulluk fıtratıyla doğarlar.
Bu fıtratı bozmanın yolu günahtır. Günah, insanı fıtratından uzaklaştırır.
• Tarık Ebu Abdullah Hoca (حفظه الله)
Şüphesiz ki, İslam ümmetinin yaşadığı her olay seni doğrudan ilgilendiriyor ve belki de sen, silah taşıyanlardan daha fazla sorumluluk duygusu ve endişe taşıyorsun.
Çünkü kadın, Allah'ın yarattığı en derin duygulara sahip olan bir varlık olarak, acıyı uzaktan hisseder, zayıf ve mazlumların iniltilerini duyar.
Allah onu bu şekilde yaratmış, ona hassas bir kalp vermiş ve onu bir dayanak olarak kılmıştır.
İşte bu sebeple, kadınlar, erkeklerle birlikte, İslam'ın zaferi için yardımda, fedakârlıkta ve mücadelede en önde koşmuşlardır.
#EyİslamınKadını
#LeylaHamdan
Çünkü kadın, Allah'ın yarattığı en derin duygulara sahip olan bir varlık olarak, acıyı uzaktan hisseder, zayıf ve mazlumların iniltilerini duyar.
Allah onu bu şekilde yaratmış, ona hassas bir kalp vermiş ve onu bir dayanak olarak kılmıştır.
İşte bu sebeple, kadınlar, erkeklerle birlikte, İslam'ın zaferi için yardımda, fedakârlıkta ve mücadelede en önde koşmuşlardır.
#EyİslamınKadını
#LeylaHamdan