Elbette zorluklar, sınavlar ve krizlerle karşılaşabilirsiniz.
Ancak en güzel çare, Allah’a yönelmek, sabretmek ve vefalı olmaktır.
Hâlâ vefayı, insanî değerlerin en yücelerinden biri olarak görüyorum.
Vefa, dünyevî bir şarta bağlı değildir; felaketle sekteye uğramaz.
O, sadakatin gökyüzünde kanat çırptığı ve sevginin ufkunda parladığı bir değerdir.
Peki durum böyleyken, kim cesaret edebilir aranıza fitne sokmaya?
Sana şu hikâyeyi örnek veriyorum: Hâtem ve Evs…
Hâtem et-Tâî ile Evs b. Hârise arasında, iki kişi arasında olabilecek en samimi dostluk vardı.
Numan b. Münzir, meclisindekilere şöyle dedi:
“İkisinin arasını bozacağım.”
Sonra Evs’in yanına girdi ve şöyle dedi:
“Hâtem, kendisinin senden daha üstün olduğunu iddia ediyor.”
Evs şu cevabı verdi:
“Doğru söylemiş. Eğer ben, ailem ve çocuklarım Hâtem’in olsaydık, bir günde hepimizi bağışlardı!”
Ardından Numan çıkıp Hâtem’in yanına giderek aynı sözleri ona da söyledi.
Hâtem şöyle dedi:
“Doğru söylemiş. Benim Evs’in yanında ne değerim olacak? Onun on erkek çocuğu var ve onların en aşağısı bile benden daha hayırlıdır!”
Bunun üzerine Numan, hayranlığını gizleyemeyerek şöyle dedi:
“İkinizden daha faziletlisini görmedim!”
#EyİslamınKadını
#LeylaHamdan
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
Fakat annelerin en büyük hatası, bunun farkına varamamalarıdır. Pek çok anne, sabırsız tutumları sebebiyle çocuklarını sürekli azarlar, onlara sert bir üslupla yaklaşır.
Oysa böyle davranarak çocuklarının vicdanlarını körelttiklerini ve eğitime zarar verdiklerini çoğu zaman bilmezler.
Çünkü küçük bir çocuk, sadece içgüdüsel ve doğal bir isteğini yerine getirmeye çalışırken, çevresinde en çok sevdiği kişilerin ona birden bire sertçe çıkışmasını anlayamaz.
Bu tepkiyi nereye koyacağını, hangi duyguya karşılık geldiğini zihninde çözemeden yaralanır.
Her ne kadar anneler bunun farkında olmasalar da çocuğun önünde daha yürüyecek uzun bir yol vardır.
Önce doğruyu ve yanlışı öğrenecek, ardından bunu sevgi dolu bir rehberin eşliğinde yavaş yavaş benliğine yerleştirecektir.
#BirAnneDeğişiyor
Oysa böyle davranarak çocuklarının vicdanlarını körelttiklerini ve eğitime zarar verdiklerini çoğu zaman bilmezler.
Çünkü küçük bir çocuk, sadece içgüdüsel ve doğal bir isteğini yerine getirmeye çalışırken, çevresinde en çok sevdiği kişilerin ona birden bire sertçe çıkışmasını anlayamaz.
Bu tepkiyi nereye koyacağını, hangi duyguya karşılık geldiğini zihninde çözemeden yaralanır.
Her ne kadar anneler bunun farkında olmasalar da çocuğun önünde daha yürüyecek uzun bir yol vardır.
Önce doğruyu ve yanlışı öğrenecek, ardından bunu sevgi dolu bir rehberin eşliğinde yavaş yavaş benliğine yerleştirecektir.
#BirAnneDeğişiyor
İnsanlarla birlikte yaşamak, onlara sabretmek, onların eziyetlerine tahammül etmek, önlerinde güzel bir örnek olmak ve hayatın içinde Allah’a davet görevini yerine getirmek; insanlardan uzaklaşıp inzivaya çekilmekten ve yalnız kalmaktan daha hayırlıdır.
İnsanlarla ilişkiler kurmak, elbette bir tür sürtüşmeyi ve zorlukları da beraberinde getirir.
Bazen bu durum, gönlünde bir darlık oluşturur, kalbinde sıkıntı doğurur ve hüznü harekete geçirerek azmini kıracak bir hâle getirebilir.
İşte böyle anlarda, Abdullah bin Zübeyr radıyallahu anh’ın şu sözünü hatırla:
“Allah, Peygamberine ﷺ; insanların huylarından gelen kusurları hoş görmesini emretti.”
#EyİslamınKadını
#LeylaHamdan
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
Bişr Hâfi şöyle demektedir:
“Bazıları Allah’a tevekkül ettiklerini söylerler; ancak bu iddialarında yalan söylemektedirler.
Onlar gerçek anlamda tevekkül etmiş olsalardı, kaderlerine razı olurlardı.”
Vesvese bir imtihandır ve bütünüyle zararlı değildir.
İnsanı araştırmaya, meselenin gerçek yüzünü incelemeye götürür.
Hatta insanın imanını bile arttırabilir.
Kişiyi Rabbine daha çok yaklaştırır.
Vesvesenin kaynağını bilen ve ona manevi olarak iman silahı ile cevap veren insan, artık imtihanı kazanmıştır.
Bu aşamadan sonra şeytan ondan bir şey alamaz hale gelir.
#vesvese
#mehmedpaksu
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
Bir adam:
“Ey Allah’ın Rasûlü ﷺ, ben nasıl birisi olduğumu ne ile bileceğim?” deyince
Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu:
«Eğer sen âhiret işini talep edip arzuladığın her seferinde bunun sana kolaylaştırıldığını ve her ne zaman dünya işini isteyip arzuladığında da bunun sana zorlaştırıldığını görürsen, bil ki sen güzel bir hâldesin demektir.
Eğer bir âhiret işini talep edip arzuladığında bunun sana zorlaştırıldığını ve her ne zaman dünya işini isteyip arzuladığında bunun da sana kolaylaştırıldığını görürsen bil ki sen kötü bir hâldesin demektir.»
#Kitabuzzuhd
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
İbn Kayyım el-Cevziyye rahimehûllah der ki:
“Romalılar ve Persler, Müslümanlardan daha güçlü bedenlere sahiplerdi, sayıları daha çoktu ve daha fazla silahları vardı; fakat cesarete en çok ihtiyaç duydukları anda kalplerindeki korku onları yenilgiye uğrattı.
Sahabe savaş meydanında Romalılar ve Perslerle karşılaştıklarında, fiziksel kabiliyet anlamında belki düşmanları kadar güçlü değillerdi; eğitimleri de sayıları da kesinlikle daha azdı ve sahabenin sahip olduğu silah çeşidi düşmanlarına kıyasla çok sınırlıydı.
Bununla birlikte sahabenin imânı vardı ve bu imân, onların kalplerine güç ve cesaret veriyordu.
Allah düşmanları ise dünyaya bağlanmıştı ve Allah onların kalplerine korku saldı da kaybettiler.”
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
Subhânallah!
Bazıları vardır ki uğradıkları musibet, onların Allah’ın hikmetine olan inançlarını pekiştireceği yerde Allah’ın hikmetinden sual etmelerine neden olur.
İbn Atâullah el-İskenderî şöyle söylemiştir:
“Allah Teâlâ’nın sana istediğini vermeyişinin veya umduğunu nasip etmeyişinin nedenlerini idrak edersen bu alıkoyma senin için armağana dönüşür.
Yüce Allah sana bir nimet bahşederse seni iyiliğine şahit tutar, sana istediğin bir şeyi nasip etmezse kahrına, galip gelme gücüne şahit tutar.
O, tüm bunları yaparken sana bir şeyler öğretmektedir.
Sen, Allah’ın arzu ettiğin şeyi sana nasip etmeyişindeki hikmeti kavrayamadığın için acı çekersin.“
#Allahahusnuzanbeslemek
#İyadKunaybi
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
İblis der ki:
‘Ben, Âdemoğlunu günahlarla helak ettim,
ama onlar beni istiğfar ve Lâ ilahe illallah ile helak ettiler.’
• İmam İbn el-Kayyim rahimehûllah
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
Gevşek davrandığın her gün için pişmanlık duy.
Kemale erenlere yetişmek için gayretlen.
Hâlâ bol vakit var.
Tuttuğun dal henüz yaşken onu doğrult.
Kaybolup giden saatlerini hatırla; onlar sana nasihat olarak yeter.
Tembelliğin lezzeti onunla beraber gitti.
Bil ki günler saatleri, saatlerse nefesleri kovalıyor.
Herkesin kendisi için hazırladığı bir hazinesi var.
Değersiz bir şey için nefesini tüketmekten sakın ki kıyamet gününde hazineni boş bulup pişman olmayasın.
#İbnulCevzi
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
İnsanların birçoğu, affetme ve hoşgörünün zayıflık ve zilleti gerektirdiğini zanneder.
Bu doğru değildir.
Aksine affetmek ve bağışlamak zillet ve zayıflık anlamına gelmez; bilakis bu, cesaretin, cömertliğin ve nefse hâkimiyetin zirvesidir. Özellikle de kişi intikam almaya güç yetirebildiği hâlde affediyorsa…
Nitekim Buhârî (rahmetullahi aleyh) zalimden hakkını alma konusunda bir bab açmıştır.
Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Onlar ki kendilerine zulmedildiğinde karşılık verirler.”
(Şûrâ, 39)
Buhârî, İbrahim en-Nehaî’nin şu sözünü nakleder:
“Onlar hor ve hakir duruma düşmeyi hoş görmezlerdi; fakat güç yetirdiklerinde affederlerdi.”
(Buhârî, Kitâbu’l-Mezâlim)
Hasan b. Ali (radıyallahu anhuma) şöyle der:
“Bir adam şu kulağıma hakaret etse, sonra öbür kulağıma gelip özür dilese, özrünü kabul ederim.”
(İbn Muflih, el-Âdâbu’ş-Şer‘iyye, 1/319)
Ca‘fer es-Sâdık (rahmetullahi aleyh) şöyle demiştir:
“Affettiğim için yirmi kez pişman olmayı, cezalandırıp bir kez pişman olmaya tercih ederim.”
(Edebu’l-Mucâlese, s. 116)
Fudayl b. İyâd (rahmetullahi aleyh) de şöyle der:
“Eğer bir adam sana bir başkasını şikâyet edecek olursa ona şöyle de: ‘Kardeşim, onu affet; zira affetmek takvaya daha yakındır.’ Eğer ‘Kalbim affetmeye dayanmıyor; fakat Allah’ın emrettiği gibi hakkımı almak istiyorum’ derse ona şöyle söyle: ‘Eğer hakkını güzel bir şekilde almayı biliyorsan yap; yoksa affetme kapısına dön.
Çünkü affetme kapısı geniştir.
Zira kim affeder ve ıslah ederse onun mükâfatı Allah’a aittir.’ Affeden kimse geceleri yatağında huzurla uyur; hakkını almaya çalışan ise gece boyunca işi gücü düşünmekle meşgul olur. Zira gençlik ve yiğitlik kardeşleri affetmektir.”
Bununla birlikte bazı insanlar vardır ki kalpleri öyle katıdır ki ne kimseyi affederler ne de hoşgörülü davranırlar.
Hayatlarında gördüğünüz tek şey intikam ve öç alma arzusudur.
O ve onun gibiler, bulutlanınca açması beklenmeyen bir gökyüzü gibidir; kudret sahibi olduklarında affetmeleri umulmaz.
En küçük bir hataya öfkelenirler; apaçık bir özrü bile kabul etmezler.
Suçu mızrağın gölgesinden daha ince bir şey olarak görür; özrü ise gün ışığı kadar açık olsa da görmezden gelir.
Bu kimseler iki kulağa sahip gibidir: Bir kulağı söz duyunca taşar ve öfkelenir; diğer kulağını ise özre kapatır, özrün delili apaçık olsa bile…
Böyle bir kimse, aklının düşmanıdır.
Hevâsının hâkimiyeti altına girmiş, affetmenin güzelliğinden intikamın çirkinliğine sürüklenmiştir.
Âişe (radıyallahu anha) şöyle demektedir:
“Rasûlullah ﷺ Allah yolunda cihaddan başka hiçbir şeyi elinin dokunuşuyla vurmadı; ne bir kadını ne bir hizmetçiyi… Kendisine yapılan herhangi bir şeyde asla intikam almadı. Ancak Allah’ın haramlarından biri çiğnendiğinde Allah için intikam alırdı.”
(Muslim, 2328)
Ey Allah’ın kulları!
Nefsi zulümden korumak için hakkını almak bir haktır; ancak affetmek olgunluk ve takvadır.
Nitekim Allah şöyle buyurur:
“Kötülüğün karşılığı, onun misli bir kötülüktür. Fakat kim affeder ve ıslah ederse onun ecri Allah’a aittir. Allah zalimleri sevmez.”
(Şûrâ, 40)
#Alıntı
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
Tıpkı bitkilerin yeşerebilmeleri için suya muhtaç olmaları gibi; yüzündeki nur da kişinin hayâsına muhtaçtır.
Kalbin diriliği, kişinin hayâsının güzelliği ile orantılıdır.
Hayânın yokluğu, kalbin ve ruhun ölümü demektir.
Kişinin hayâsı ne kadar çok olursa, kalbi de o kadar diri olur.
İbn Kayyim (rahimehûllah) bunu şu ifadelerle açıklar:
Bu nedenle, hayânın niteliği hem lügat olarak hem de gerçek manada “hayat” kelimesinden türemiştir.
Dolayısıyla, en olgun hayata sahip olanlar, en eksiksiz hayâya sahip olanlardır.
Birinin hayâsındaki bir eksiklik, o kişinin hayatındaki olgunluktan bir eksikliktir.
Ruh öldüğünde, hayâsızlığın verdiği acıyı hissetmez; bu nedenle de utanmaz.
Eğer doğru bir şekilde yaşıyor olsaydı, bu acıyı hissederdi.
Başka bir deyişle, kişi hayâya sahip olsaydı, ruhu bundan dolayı acı çekerdi.
Aynı şey, tüm erdemli davranışlar ve övülmeye layık vasıflar için de geçerlidir.
Bu vasıflar, kişinin hayatının olgunluğunu gösterirken; bunların zıddı olan özellikler, kişinin hayat olgunluğundaki eksiklikten kaynaklanır.
Bu nedenle; cesur olanın hayatı korkak olanın hayatından; cömert olanın hayatı cimri olanın hayatından; hikmet sahibi ve akıllı olanın hayatı da inatçı ve ahmak olanın hayatından daha olgundur.
Bu nedenledir ki, bu övülmeye layık vasıflara sahip olan ve en olgun hayatları yaşayan Peygamberler aleyhisselâm, toprağın bedenlerini bozmasına engel olacak kadar güçlü bir hayat yaşadılar.
Bu nedenle de ahlakta en olgun kişiler oldular. Onların ardından da bu vasıflarda onlara en çok benzeyenler, adım adım onların izinden gidenler oldu.
#HayaFıkhı
#İsmailMukaddem
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
Asla zarar vermez.
Sen çabaladığında o da gayrete gelir ve sana kendisini açar.
Sen usanırsan o da bıkar ve kendisini sana karşı kasar.
Kendine yaklaştırırsan sana yaklaşır. Uzak tutarsan uzaklaşır.
Ne seni yanlışa sürükler ne de bir sırrını ifşa eder.
Ne senin koğuculuğunu yapar, ne de sana laf taşır.
Çünkü kitap okumak en güzel konuşma aracı ve gözleri baktırma vasıtasıdır.
“Evde olduğumda Rasûlullah’ın ﷺ arkadaşlarıyla oturuyorum.”
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
Hangi yaşta olursa olsun, çocuk oyun vesilesiyle kendi dünyasına giren ebeveynle yakın diyalog kurar. Bebeklik çağında anne babanın çocukla kuracağı her temas aslında oyun niteliğindedir.
Çünkü küçük çocuklar, dünyanın ciddi yüzünü değil, kendileri gibi sevimli yüzünü görürler.
Yeni doğan bebeğin ibadetlere kazandırılması için bize bir hatip veya vaiz gerekmez; bize çocuğuyla oynayan anne-baba gerekir.
Eğer çocuğumuzun bize duygularını açmasını ve bizim duygu ve düşüncelerimize açık olmasını istiyorsak, onunla oyun oynamamız şarttır.
Yetişkin insanlara bile etki bırakmak için öncelikle onların dünyasına girmemiz gerektiğini biliriz.
Çocuğun dünyası da oyun ve yaşına göre birlikte yapacağımız eğlenceli aktivitelerdir.
Oyun, çocuğun gönül kapısını açan en güçlü anahtardır.
#çocuğumnamazlabüyüyor
Çünkü küçük çocuklar, dünyanın ciddi yüzünü değil, kendileri gibi sevimli yüzünü görürler.
Yeni doğan bebeğin ibadetlere kazandırılması için bize bir hatip veya vaiz gerekmez; bize çocuğuyla oynayan anne-baba gerekir.
Eğer çocuğumuzun bize duygularını açmasını ve bizim duygu ve düşüncelerimize açık olmasını istiyorsak, onunla oyun oynamamız şarttır.
Yetişkin insanlara bile etki bırakmak için öncelikle onların dünyasına girmemiz gerektiğini biliriz.
Çocuğun dünyası da oyun ve yaşına göre birlikte yapacağımız eğlenceli aktivitelerdir.
Oyun, çocuğun gönül kapısını açan en güçlü anahtardır.
#çocuğumnamazlabüyüyor
“İyilik etmeleri için çocuklarınıza yardımcı olun. Her anne ve baba, çocuklarının itaatsizliğine engel olabilir.”
(Mecma’uz-Zevaid)
Başarı her zaman iş birliği sonucunda ortaya çıkar.
Ve hiçbir eğitim süreci baskıyla başarıya ulaşmaz.
Hele ki bu eğitim, Allah ile insan arasındaki en nadide kavuşturucu olan namaz eğitimi ise daha ince ve detaylı düşünmeyi gerektirir.
Namaza alıştırırken baskıyı seçen anne-babalar, çocuğun özünde var olan fıtri namaz eğiliminin önüne set çekmiş, ruhunun derinliklerindeki bu yönelişi farkında olmadan baltalamış olurlar.
Yanlış yöntemler, fıtrattaki secde eğiliminin gizli katilleridir.
#çocuğumnamazlabüyüyor
(Mecma’uz-Zevaid)
Başarı her zaman iş birliği sonucunda ortaya çıkar.
Ve hiçbir eğitim süreci baskıyla başarıya ulaşmaz.
Hele ki bu eğitim, Allah ile insan arasındaki en nadide kavuşturucu olan namaz eğitimi ise daha ince ve detaylı düşünmeyi gerektirir.
Namaza alıştırırken baskıyı seçen anne-babalar, çocuğun özünde var olan fıtri namaz eğiliminin önüne set çekmiş, ruhunun derinliklerindeki bu yönelişi farkında olmadan baltalamış olurlar.
Yanlış yöntemler, fıtrattaki secde eğiliminin gizli katilleridir.
#çocuğumnamazlabüyüyor
Anne-babalar olarak bizler, eğer bir şeyi istersek çocuğumuza zorla da olsa yaptırırız. Zorlayıcılık bir başarı olsaydı, bütün zorbalar başarılı olurdu.
Gerçek başarı, çocuğumuzu ömür boyu namaza bağlamak ve yetkilerimizi aşan yerlerde dahi namaz kahramanı olmalarına vesile olmaktır.
Hiçbir yetki ve hükümranlık baki değildir.
Ebeveynin çocuk üzerindeki yetkisi, onu görmediği yerlerde biter.
Bir anne-babanın çocuğuna baskıcı, küçük düşürücü ve yetersiz hissettirici sözler söylemesi; dayakla tehdit etmesinden daha kötü sonuçlar verir.
Çünkü dayak, anne-babanın başarısızlığıdır.
Başarısız ve aciz olan kişi, dayağa başvuran kişidir.
Hakaret ise çocuğu başarısız görmektir ve onun tertemiz benliğinde çok derin yaralar açar.
#çocuğumnamazlabüyüyor
Gerçek başarı, çocuğumuzu ömür boyu namaza bağlamak ve yetkilerimizi aşan yerlerde dahi namaz kahramanı olmalarına vesile olmaktır.
Hiçbir yetki ve hükümranlık baki değildir.
Ebeveynin çocuk üzerindeki yetkisi, onu görmediği yerlerde biter.
Bir anne-babanın çocuğuna baskıcı, küçük düşürücü ve yetersiz hissettirici sözler söylemesi; dayakla tehdit etmesinden daha kötü sonuçlar verir.
Çünkü dayak, anne-babanın başarısızlığıdır.
Başarısız ve aciz olan kişi, dayağa başvuran kişidir.
Hakaret ise çocuğu başarısız görmektir ve onun tertemiz benliğinde çok derin yaralar açar.
#çocuğumnamazlabüyüyor
“O’na ibadet et ve O’na ibadet etmede sabırlı ol.”
فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِهِ
“…O’na ibadet et ve O’na ibadet etmede sabırlı ol…”
Sa’dî şöyle dedi:
Nefsini ona dayanması için zorla ve onun için mücadele edip uğraş.
Onu tam olarak yerine getir, gücün yettiğince tamamla.
Âbid için ibadetle meşgul olmak, bütün istek ve arzuları unutmak demektir.
En güzel yapılan ibadet; kulun kalbinin Allah’a ibadet sevgisi ile dolu olmasıdır.
Kalp bu ibadet sevgisi ile dolup taştığında organlar, kalpten gördükleri miktarda amel eder.
Belki de bundan önce organlar amelde bulunuyordu; lâkin kalpten gelen bir sevgi ve istek olmadığı için yapılan amellerde kalbin yönlendirmesi bulunmamaktaydı.
#İşteSalihlerBöyleydi
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
• İnşikak, 19
Bir durumdan diğer bir duruma geçerek hâliniz değişecektir.
Darlıktan sonra ferahlık,
hastalıktan sonra sıhhat,
Hüzünden sonra sevinç
Ve ayrılıktan sonra kavuşma vardır!
Dünya asla tek bir hâl üzere kalmaz.
İnsanlar onun içinde fakirlik ve zenginlik, sağlık ve hastalık, darlık ve genişlik, veda ve vuslat arasında döner durur.
Mutlu olan olan; her hâlinde Allah ile beraber olandır..
#KurandanMesajlar
#EdhemŞarkavi
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
Forwarded from Dosdoğru Yol - الطريق المستقيم
Değerli kardeşlerim.
Cihaddan geri duran ve tebaasını cihaddan geri tutan değil;
bilakis diliyle ve eliyle cihad eden ulemanın etrafında toplanın.
Onların yolunu izleyin.
Zira onlar sâdık olanlardır.
• Tarık Ebu Abdullah (حفظه الله)
Cihaddan geri duran ve tebaasını cihaddan geri tutan değil;
bilakis diliyle ve eliyle cihad eden ulemanın etrafında toplanın.
Onların yolunu izleyin.
Zira onlar sâdık olanlardır.
• Tarık Ebu Abdullah (حفظه الله)
“Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma. Yoksa, sana tuzak kurarlar..”
• Yusuf, 5
Allah’ın sana verdiklerini herkesin önünde konuşma!
Bazı kalpler hastadır,
bazı gözler zehirlidir.
Allah’ın sana ihsanlarını hamd etmekle ve gizleyerek koru!
Ya da en azından bunları herkese açıklama!
Çünkü hasedçi kimseyi ancak o nimetin yok olması memnun eder!
Eskiden kardeşler, gördükleri bir rüyadan dolayı kardeşlerine hased ederlerdi.
Bir görev, eş, mal ya da makamdan dolayı insanlardan yana güvende olmak istiyor musun?!
#KurandanMesajlar
#EdhemŞarkavi
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM
Forwarded from Dosdoğru Yol - الطريق المستقيم
Senin en belirgin vasfın nedir?
İnsanlar bozulmuş, fâsit olmuşlar.
Sen ise insanların fâsit olduğu bir dönemde onları düzeltmeye çalışıyorsun.
Doğru olmaya çalışıyorsun, düzgün olmaya çalışıyorsun.
Herkes artık yalan konuşuyor,
fakat sen dürüstsün; yalan söylemiyorsun.
Herkes işlerini bir şekilde çevirmeyi öğrenmiş, yolunu bulmuş; sen ise öyle değilsin.
Hatta bu durum dilimize bile yerleşmiş.
“Falanca çok saftır” dendiğinde maksat nedir?
Yani ahmaktır, bir şey bilmez; herkes onu kandırabilir, herkes ondan bir şeyler koparabilir, hakkını arayamaz, kendini koruyamaz…
Bu çağda “saf”ın anlamı budur.
Hâlbuki saf ne demek?
Saf, tertemiz demektir; içine hiçbir bozukluk karışmamış demektir.
“Saf, berrak su” dediğimizde o suya hiçbir tortu karışmamış, temiz ve duru anlamına gelir.
Bu çağda insanın temiz olması, kötü niyet taşımaması bir değer ifade etmiyor.
İnsanlar arasında değere dönüşen şey artık kişinin işlerini çevirmesini bilmesidir..
Dolayısıyla herkesin fâsit olduğu bir zamanda senin doğru olman bile bir yere kadar makbuldür.
Türkiye’de sıkça duyduğun gibi:
“Tamam, siz namaz kılın, sakal bırakın; kendiniz öyle yaşayın, size kim ne diyor ki?
Ama kimseye karışmayın.
Kimseye ‘Şu münkeri işleme, bu haramdır, yaptığın küfürdür, bunu terk etmen lazım’ deme.
İnsanlara karışma, sen ne yapacaksan yap.”
Doğru olmaya çalışman, bir yere kadar makbul görülür.
Ama eğer sen o fesadı kaldırmaya kalkışırsan, işte o zaman sana asla tahammül edilmez.
• Tarık Ebu Abdullah Hoca (حفظه الله)
İnsanlar bozulmuş, fâsit olmuşlar.
Sen ise insanların fâsit olduğu bir dönemde onları düzeltmeye çalışıyorsun.
Doğru olmaya çalışıyorsun, düzgün olmaya çalışıyorsun.
Herkes artık yalan konuşuyor,
fakat sen dürüstsün; yalan söylemiyorsun.
Herkes işlerini bir şekilde çevirmeyi öğrenmiş, yolunu bulmuş; sen ise öyle değilsin.
Hatta bu durum dilimize bile yerleşmiş.
“Falanca çok saftır” dendiğinde maksat nedir?
Yani ahmaktır, bir şey bilmez; herkes onu kandırabilir, herkes ondan bir şeyler koparabilir, hakkını arayamaz, kendini koruyamaz…
Bu çağda “saf”ın anlamı budur.
Hâlbuki saf ne demek?
Saf, tertemiz demektir; içine hiçbir bozukluk karışmamış demektir.
“Saf, berrak su” dediğimizde o suya hiçbir tortu karışmamış, temiz ve duru anlamına gelir.
Bu çağda insanın temiz olması, kötü niyet taşımaması bir değer ifade etmiyor.
İnsanlar arasında değere dönüşen şey artık kişinin işlerini çevirmesini bilmesidir..
Dolayısıyla herkesin fâsit olduğu bir zamanda senin doğru olman bile bir yere kadar makbuldür.
Türkiye’de sıkça duyduğun gibi:
“Tamam, siz namaz kılın, sakal bırakın; kendiniz öyle yaşayın, size kim ne diyor ki?
Ama kimseye karışmayın.
Kimseye ‘Şu münkeri işleme, bu haramdır, yaptığın küfürdür, bunu terk etmen lazım’ deme.
İnsanlara karışma, sen ne yapacaksan yap.”
Doğru olmaya çalışman, bir yere kadar makbul görülür.
Ama eğer sen o fesadı kaldırmaya kalkışırsan, işte o zaman sana asla tahammül edilmez.
• Tarık Ebu Abdullah Hoca (حفظه الله)
“Onlar benim yönetmenlerim mi?”
Dil denizlerinde ne kadar yüzersek yüzelim,
bundan daha acıklı bir soru bulamayız:
Onlar benim yönetmenlerim mi?
Maalesef, birçok insan sizi kusurlarınızdan dolayı değil, meziyetlerinizden dolayı sevmeyecektir!
Yoksun bıraktıklarından alabilirsin, verdiklerinden alamayabilirsin.
Bir elinden tutabilir, diğer elleriyle sana hançer vurabilirler.
Bu dünya nankörlükle doludur!
Bazen onarmaya çalıştığın insanlar seni kırabilir.
Bazen şifa vermeye çalıştığın insanlar seni yaralayabilir.
Bazen ışık tuttuğun insanlar mumunu söndürebilirler.
Bazen gemilerini ittiğin insanlar küreklerini kırabilirler.
Bazen gözyaşlarını sildiğin insanlar seni ağlatabilirler.
İyi ol ama unutma:
Kör kimsenin görmeye başladıktan sonra ilk yaptığı şey, bastonunu atmaktır.💚
#PeygamberdenMesajlar
#EdhemŞarkavi
Dil denizlerinde ne kadar yüzersek yüzelim,
bundan daha acıklı bir soru bulamayız:
Onlar benim yönetmenlerim mi?
Maalesef, birçok insan sizi kusurlarınızdan dolayı değil, meziyetlerinizden dolayı sevmeyecektir!
Yoksun bıraktıklarından alabilirsin, verdiklerinden alamayabilirsin.
Bir elinden tutabilir, diğer elleriyle sana hançer vurabilirler.
Bu dünya nankörlükle doludur!
Bazen onarmaya çalıştığın insanlar seni kırabilir.
Bazen şifa vermeye çalıştığın insanlar seni yaralayabilir.
Bazen ışık tuttuğun insanlar mumunu söndürebilirler.
Bazen gemilerini ittiğin insanlar küreklerini kırabilirler.
Bazen gözyaşlarını sildiğin insanlar seni ağlatabilirler.
İyi ol ama unutma:
Kör kimsenin görmeye başladıktan sonra ilk yaptığı şey, bastonunu atmaktır.
#PeygamberdenMesajlar
#EdhemŞarkavi
Please open Telegram to view this post
VIEW IN TELEGRAM