DHBT 2022
321 subscribers
27 photos
365 links
Download Telegram
Namaz, Farsça bir kelime olup Arapça karşılığı “salât”tır. Salât, sözlükte dua etmek, yalvarmak, rahmet etmek gibi anlamlara gelir. Dinî bir terim olarak salât (namaz) “tekbîr” ile başlayıp “selam” ile tamamlanan belirli hareket ve sözlerden oluşan ibadeti ifade eder. Namaz kılan kişiye “musallî” denir.

Öte yandan dinî literatürde “salât” kelimesi özellikle Peygamberimiz için hayır duada bulunma ve ona saygı ve bağlılığı göstermek amacıyla söylenen söz anlamında da kullanılır.

Detaylar için aşağıdaki bağlantıya tıklamanız yeterlidir.👇

https://dhbtdersleri.com/namaz-genel-esaslar.html
Kur’ân bize bu konuda şöyle seslenir: “Akıl sahipleri ayakta iken, otururken, yanları üzere yatarken Allah’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler ve şöyle derler: Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın” (Âl-i İmrân 3/190-191); “Namazı bitirince de ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken (daima) Allah’ı anın” (en-Nisâ, 4/103).

Detaylar için aşağıdaki bağlantıya tıklamanız yeterlidir.👇

https://dhbtdersleri.com/namaz-ozel-hukumler.html
Kur’ân-ı Kerim’de oruç anlamında sıyâm (el-Bakara 2/183, 187, 196; en-Nisâ 4/92; el Mâide 5/89, 95; el-Mücâdele 58/4) ve oruçlular anlamında da sâimîn ve sâimât (el-Ahzâb 33/35) kelimeleri geçer. Bir yerde (Meryem 19/26) geçen savm kelimesi ise sözlük anlamında (konuşmadan geri durma, konuşmama) kullanılmıştır. Sabaha doğru güneşin doğacağı ufukta beliren beyazlığa fecr (fecir) denir.

Detaylar için aşağıdaki bağlantıya tıklamanız yeterlidir.👇

https://dhbtdersleri.com/oruc-ibadeti.html
Sözlükte “zekât” kelimesi, “temizlenmek, arınmak, bereket, güzel anış ve övmek” manalarına gelir. Fıkıh dilinde ise “zekât”ı geniş ve dar anlamda olmak üzere başlıca iki açıdan ele almak gerekir: Geniş anlamda zekât kavramı, “mal zekâtı” olarak kabul edilen “farz zekât” ile “beden zekâtı” olarak kabul edilen “vacip fitre”yi içine alır. Dar anlamda “zekât”, İslâm dininin beş rüknünden biri olan “mal zekâtı”, başka deyişle “malî ibadet” olan zekâttır. Bu anlamıyla zekât, “şartlarına uygun olarak, zekâta konu olan mallardan belli bir miktarını zekât alacaklısına Allah rızası için temlik etmek” demektir. Kur’ân-ı Kerim’de “zekât” kelimesi otuz iki yerde geçmektedir.

Detaylar için aşağıdaki bağlantıya tıklamanız yeterlidir.👇

https://dhbtdersleri.com/zekat.html
Channel name was changed to «DHBT 2022»
İlk Hıristiyanlar Yahudilikte olduğu gibi Kudüs’teki mabedi ziyaret ediyorlardı. İncillerde Hz. İsa’nın da bu mabedi bir veya birden çok defa ziyaret edip hac merasimine katıldığı ifade edilir. Sonraları Hıristiyanlıkça başka birçok yere kutsallık verildiği ve buraların da kutsal ziyaretgâhlar olarak kabul edildiği görülür. Antakya ve Efes, Anadolu’daki en önemli ziyaret yerleri arasındadır.

Mekke ve çevresi, bilhassa Kâbe İslâm öncesi dönemde de Arabistan Yarımadası’nda yaşayanlar tarafından kutsal sayılıyor ve her sene aynı mevsimde ziyaret ediliyordu. Zilhicce ayında olması gereken bu ziyaret, uygulamada olan kamerî takvime göre yılın bütün mevsimlerine rastlaması beklenirken iki-üç senede bir takvimde düzenleme ve değişiklik yapılarak devamlı ilk bahar aylarına denk getirilirdi.

Detaylar için aşağıdaki bağlantıya tıklamanız yeterlidir.👇

https://dhbtdersleri.com/hac-umre.html
İnsan kendisini yaratan Yüce Allah’a yaklaşmak, ona olan kulluğunu göstermek, rızasını kazanabilmek ve verdiği nimetlere şükretmek amacıyla belirli günlerde kurban keser. Böyle yapmakla, öncelikle kendi dinî ve ahlakî gelişimini sürdürmüş olur. Nitekim ilgili ayette şöyle buyurulmuştur: “Kurbanlık büyük baş hayvanları sizin için Allah’ın nişaneleri kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır… Şükredersiniz diye onları sizin hizmetinize verdik. Bu hayvanların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşacaktır. Allah’a ulaşacak olan ancak sizin takvanız/ona olan saygınızdır…” (el-Hac 22/36- 37).

Detaylar için aşağıdaki bağlantıya tıklamanız yeterlidir.👇

https://dhbtdersleri.com/kurban-adak.html
Aslında İslâm öğretisine gönülden bağlı olan kimseler, sözlerini kuvvetlendirmek ve doğruluklarını isbat etmek için ayrı bir unsura gerek duymazlar. Çünkü İslâm, kendisine inananlardan her durumda özüyle ve sözüyle doğru olmalarını bekler. Onlarcası içinde “Sana emrolunduğu gibi dosdoğru ol!” (Hûd 11/112); “Onlar emanetlerini gözeten ve sözlerini yerine getirenlerdir.” (el-Mü’minûn 23/8; el-Meâric 70/32); “Rabbimiz Allah’tır deyip sonra dosdoğru olanlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.” (el- Ahkâf 46/13) ayetleri, bu duyarlılığı açıkça ortaya koymaktadır.

Detaylar için aşağıdaki bağlantıya tıklamanız yeterlidir.👇

https://dhbtdersleri.com/yeminler-keffaretler.html
Dinin insan için koyduğu yasaklar “haram alanı”nı, müdahale etmeden insanı serbest bıraktığı geniş kısım ise “helal alanı”nı oluşturmaktadır. İnsan için öngörülmüş bir programda, onun için hazırlanmış bir reçetede, yapması gerekenler yanında, yapmaması lazım gelenlerin olmaması düşünülemez. Bütün sistemlerin emir ve yasakları vardır. İnsanların akılları ile ihtirasları arasında denge kurmak için emirler kadar yasaklara da şiddetle ihtiyaç vardır. Özellikle toplum hayatı ve toplumdaki düzeni sağlamak açısından düşünüldüğünde dinde “haram” adı verilen yasakların ne kadar gerekli olduğu daha iyi anlaşılabilir.

Detaylar için aşağıdaki bağlantıya tıklamanız yeterlidir.👇

https://dhbtdersleri.com/haramlar-helaller.html
Din bilginleri genellikle din kelimesinin Arapça deyn kökünden bir mastar veya isim olduğunu kabul ederler. Temel anlam olarak dinin; itaat, ceza, mükâfat, örf, adet, hüküm, tutulan yol ve usul kelimeleriyle karşılandığı ifade edilir.

Bu kelimenin Türkçe karşılığınin borç ve yükümlülük anlamlarında olduğu düşünüldüğünde, kişinin varlığını meydana getiren, kendisinin ödemekle yükümlü olduğu varlığa duyduğu minnet ve iç bağlılığı, yani itaati ifade ettiği ortaya çıkmaktadır.

Detaylar için aşağıdaki bağlantıya tıklamanız yeterlidir.👇

https://dhbtdersleri.com/din-inanc-islam.html
Arapça aslı silm veya selm olan İslâm, sözlükte: “ kurtuluşa ermek, boyun eğmek, teslim olmak, barış yapmak” anlamlarına gelmektedir. Kelimenin çeşitli İslâm bilginleri tarafından yapılan kök araştırmasında; “ iradeli bir barış ortamına giriş ve boyun eğiş” anlamı etrafında durulduğu görülür.

İslâm kelimesi Kurân’da çeşitli anlamlarda geçer. Bunların bir kısmı, “Allah’a yönelme ve O’na teslim olma” manasındadır.

Detaylar için aşağıdaki bağlantıya tıklamanız yeterlidir.👇

https://dhbtdersleri.com/islam-dini-inanci.html
Tanrının varlığı meselesi ilk dönem Yunan Felsefesi’nin de temel konularından birini oluşturur. Bu dönemde Eflatun’un hareketin nihaî kaynağını ruha bağlaması ve Aristo’nun ilk sebep (illet-i ulâ) veya ilk hareket ettirici (muharrik-i evvel) teorisini benimsemesi ile birlikte Tanrı’nın varlığı konusu tartışılmaya başlanmıştır.

Allah inancı insanda doğuştan varolan bir özelliktir. Kur’ân-ı Kerîm’de yaratılış anında varolan bu duygu “fıtrat” kavramı ile ifade edilir (er-Rûm 30/84).

Detaylar için aşağıdaki bağlantıya tıklamanız yeterlidir.👇

https://dhbtdersleri.com/allah-inanci.html
Kur’ân-ı Kerîm’de meleklerin yiyip içmedikleri, iri cüsseli vegüçlü bir yapıda bulundukları ve bu güçlerini temsil eden kanatlara sahip oldukları bildirilmektedir. Âyette geçen kanat (cenâh, çoğulu ecniha) kelimesi, kuş vb. hayvanlarda bulunan uçma organı anlamına gelebildiği gibi; taraf, yan, el ve kudret manalarında da yorumlanabilir. Kur’an’da müşriklerin, meleklerin dişiliği ve onların Allah’ın kızları olmaları hakkındaki iddiaları sert bir dille reddedilmiş, meleklere düşman olanların Allah’a da düşman oldukları belirtilmiştir (el-Bakara 2/97-98).

Detaylar için aşağıdaki bağlantıya tıklamanız yeterlidir.👇

https://dhbtdersleri.com/melek-inanci.html
“Ey iman edenler, Allah’a, O’nun peygamberine ve gerek o peygamberine âyet âyet indirdiği kitaba, gerek daha evvel indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitablarını, peygamberlerini, âhiret gününü inkâr ederek kâfir olursa o, muhakkak ki (doğru yoldan) uzak bir sapıklıkla sapıp gitmiştir” (en-Nisâ 4/136) meâlindeki âyetlerde Allah’ın peygamberlerine vahyettiği kutsal kitaplara iman dile getirilmektedir.

İlâhî kitaplara inanmak peygamberlere imanı tamamlayan bir mahiyete sahip bulunmaktadır. Dolayısıyla ihtiva ettikleri âyetler arasında ayırım yapmadan ilk suhufa, Hz. İbrahim’e ve Hz. Musa’ya verilen suhufa, Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an’a iman etmek gerekir.

Detaylar için aşağıdaki bağlantıya tıklamanız yeterlidir.👇

https://dhbtdersleri.com/kutsal-kitap-inanci.html
“Ey iman edenler, Allah’a, O’nun peygamberine ve gerek o peygamberine âyet âyet indirdiği kitaba, gerek daha evvel indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitablarını, peygamberlerini, âhiret gününü inkâr ederek kâfir olursa o, muhakkak ki (doğru yoldan) uzak bir sapıklıkla sapıp gitmiştir” (en-Nisâ 4/136) meâlindeki âyetlerde Allah’ın peygamberlerine vahyettiği kutsal kitaplara iman dile getirilmektedir.

İlâhî kitaplara inanmak peygamberlere imanı tamamlayan bir mahiyete sahip bulunmaktadır. Dolayısıyla ihtiva ettikleri âyetler arasında ayırım yapmadan ilk suhufa, Hz. İbrahim’e ve Hz. Musa’ya verilen suhufa, Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an’a iman etmek gerekir.

Detaylar için aşağıdaki bağlantıya tıklamanız yeterlidir.👇

https://dhbtdersleri.com/kutsal-kitap-inanci.html
Peygamberler güvenilir, doğru, ileri görüşlü, ihlâslı ve seçkin insanlardır (Sâd 38/45-47). Allah insanlar tarafından benimsenip ilâhî görevlerini yerine getirebilmeleri için onlara mucize gösterme imkânı bahşetmiş (Âl-i İmrân 3/50; Yûnus 10/13; İbrâhim 14/5, 9) ancak bunu hiç bir zaman O’nun izni olmadan gerçekleştiremişlerdir (er-Ra’d 13/38). Kur’an mucize dışında peygamberlere manevî destek bahşedildiğini de belirtmektedir (Hûd 11/88; Meryem 19/50).

Detaylar için aşağıdaki bağlantıya tıklamanız yeterlidir.👇

https://dhbtdersleri.com/peygamber-inanci.html
Kur’an-ı Kerîm’de inanç esasları Allah’a ve âhirete îmân olmak üzere bazen iki şıkta toplanır. Çünkü peygamberler göndermek de Allah’a ait bir fiil olarak değerlendirilir.

Sözlükte son anlamına gelen “âhir” kelimesinin “yurt, ikamet edilen yer” gibi anlamlara gelen “dâr” sözcüğüne sıfat olmasından dolayı “ahiret” şekline dönüşmüştür. Buna göre âhiret “son yurt” veya “son ikamet yeri” demektir.

Terim olarak ise âhiret “Evrenin kozmolojik düzeninin yıkılması anlamına gelen kıyâmetin kopmasının ardından Allah tarafından ölenlerin tekrar diriltmesiyle başlayacak olan ebedî âlem” diye tanımlanır.

Detaylar için aşağıdaki bağlantıya tıklamanız yeterlidir.👇

https://dhbtdersleri.com/ahiret-inanci.html
“Biz her şeyi (belirlenmiş) bir kadere göre yarattık” (el-Kamer 54/49). Kaynaklarda bu âyetin, Mekke’li müşriklerin Hz. Peygamber’le kader konusunda yaptıkları şiddetli tartışma üzerine nâzil olduğunun belirtilmesi ayette geçen bi-kaderin kelimesine ölçü değil, kader anlamının verilmesini teyit eder.

Buradaki kader kelimesine ölçü anlamı verilse bile ölçmek de sonuç itibariyle bir belirlemede bulunmaktır.

“Allah’ın farz kıldığı konularda peygamber için bir zorluk yoktur. Önceden geçmiş peygamberler hakkında da Allah’ın sünneti budur. Allah’ın (Zeyneb’in Peygamber’le evlenmesine dair) emri gerçekleşmiş bir kaderdir (el Ahzâb 33/38).

Kazâ kelimesi ise isim olarak değil sadece fiil kalıbında Kur’an’da yer almıştır. Örnek olarak şu âyet zikredilebilir: “Allah gökleri yedi gök olarak yarattı” (Fussılet 41/12). Bu ayette geçen “kazâ” fiili yaratmak ve icad etmek anlamında kullanılmıştır.

Detaylar için aşağıdaki bağlantıya tıklamanız yeterlidir.👇

https://dhbtdersleri.com/kader-inanci.html
“Mü'minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. Onun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler. Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir. İşte onlar gerçekten mü'minlerdir. Onlara, Rableri katında yüksek mertebeler, bağışlanma ve cömertçe verilmiş rızık vardır” (el-Enfâl 8/2-4).

Yukarıdaki âyette korku anlamına gelen “vecel” ile güvenmek/dayanmak anlamına gelen “tevekkül” kavramları işlevsel anlamda kalbin amellerinden; namaz ve zekât ise organların amellerindendir. Çünkü ameller kategorisine giren bu davranış türleri öncelikle kalbin iman etmesinin sonucudur.

Detaylar için aşağıdaki bağlantıya tıklamanız yeterlidir.👇

https://dhbtdersleri.com/inanc-davranis-iliskisi.html