İnsanlığın tarih içerisindeki seyrine baktığımızda, insanların Peygamberlere inanan Muvahhidler ve onlara inanmayan kafirler olmak üzere iki grupta toplandığını görüyoruz. Bütün Peygamberler tebliğ vazifelerini ateist bir toplum üzerinde gerçekleştirmiş değillerdir. Tam tersi, Kur'an'da bildirilen bütün Peygamberler tebliğlerini Yüce Allah'a inanan topluluklara yapmışlardır. Nitekim cahiliye dönemindeki müşriklere "yeri ve göğü kim yarattı?" diye sorulduğunda onların "Allah" cevabını verdikleri ayetlerde bildirilmektedir. Zümer 38. ayet bunlardan birtanesidir.
Cahiliye toplumunun problemi Yüce Allah'a inanmak veya inanmamak değildir. Onların asıl problemi "değer yargıları bütünü" ve "yaşam tarzı" anlamında dine inanmamalarıdır. Yüce Alla'tan başka rabler edinerek bu değer yargılarını onlardan almalarıdır...
Cahilye müşriklerinin her şeyi yaratanın Yüce Allah olduğundan bir şüpheleri yoktu. Tabiri caizse onlar seküler bir Allah inancına sahiptiler. Onlar hayatlarına nizam verecek olan hukuki ilkelerin ve yaşantılarını düzenleyecek olan ahlaki ilkeleri kaynağının Yüce Allah olduğunu inkar ediyorlardı. Söz olarak belki Yüce Allah'a "Rabbim" diyorlardı anca özde O'nu "Rab" olarak tanımıyorlardı, O'nun "Rab" oluşunu davranışlarıyla doğrulamıyorlardı. Bir anlamda yaşam tarzlarıyla "Allah kendi işine baksın bizim işlerimize karşışmasın. Ahlak ve hukuk alanları O'nu ilgilendirmez" mesajı veriyorlardı. Ebu Leheb'in, Ebu Cehil'in ve diğer müşriklerin problemi de zaten bu ilkeler ileydi. Aynı bu zamanın insanları gibi. Yaratan Allah peki yöneten kim? Yaratan kimse yönetim de O'na aittir. Hamd Alemlerin Rabbi ve Hakimi olan Allah'adır.
@Kitapdf
Cahiliye toplumunun problemi Yüce Allah'a inanmak veya inanmamak değildir. Onların asıl problemi "değer yargıları bütünü" ve "yaşam tarzı" anlamında dine inanmamalarıdır. Yüce Alla'tan başka rabler edinerek bu değer yargılarını onlardan almalarıdır...
Cahilye müşriklerinin her şeyi yaratanın Yüce Allah olduğundan bir şüpheleri yoktu. Tabiri caizse onlar seküler bir Allah inancına sahiptiler. Onlar hayatlarına nizam verecek olan hukuki ilkelerin ve yaşantılarını düzenleyecek olan ahlaki ilkeleri kaynağının Yüce Allah olduğunu inkar ediyorlardı. Söz olarak belki Yüce Allah'a "Rabbim" diyorlardı anca özde O'nu "Rab" olarak tanımıyorlardı, O'nun "Rab" oluşunu davranışlarıyla doğrulamıyorlardı. Bir anlamda yaşam tarzlarıyla "Allah kendi işine baksın bizim işlerimize karşışmasın. Ahlak ve hukuk alanları O'nu ilgilendirmez" mesajı veriyorlardı. Ebu Leheb'in, Ebu Cehil'in ve diğer müşriklerin problemi de zaten bu ilkeler ileydi. Aynı bu zamanın insanları gibi. Yaratan Allah peki yöneten kim? Yaratan kimse yönetim de O'na aittir. Hamd Alemlerin Rabbi ve Hakimi olan Allah'adır.
@Kitapdf
👍19❤3
Batıl dinlerle mücadele etmek Allah'ın bir emri ve Peygamberlerin de en önemli sünnetlerinden birisidir. Bundan dolayıdır ki Peygamberlerin takipçileri, aynı mücadeleleri vermişlerdir. Ebu Bekir radiyallahu anh hangi şuurdan dolayı Müseyleme ile mücadele etmişse İslam alimleri de aynı şuurdan dolayı sapkın felsefelerle mücadele etmişlerdir.
Günümüzde Müslümanların mücadele etmesi gereken en sapkın felsefe Sekülerizm felsefesidir. Şöyle ki sekülerizm ve din esasında taban tabana zıttır. Burada dinden kastımız Peygamberlerin getirdiği din olduğunu hatırlatmakta fayda vardır.
Sekülerizmin hak dinle çelişmediğini, dine asla karışmadığını hele ki samimi dindarlara ilişmediğini iddia edenler ise ya dini bilmiyorlar, ya Sekülerizmi bilmiyorlar, ya da bilerek münafıklık yapıyorlar.
Sekülerizm'i destekleyenler Allah'la barışık bir düzeni istemeyenlerdir. Çünkü Peygamberlerin getirdiği öğretide "dini hayatın merkezine koyma" ve "din merkezli düşünme" esası vardır. Sekülerizmde ise dini bir kenara fırlatma düşüncesi ön plandadır.
Peygamberler dinin şekil verdiği bir dünyayı inşa etmeye çalışırken, sekülerizmin savunucuları ise dinden soyutlanmış bir dünya tasavvur ederler.
Sekülerizm, Yüce Allah'ı hayatın her alanında dışlamayı hedefleyen, dini Allah'la vicdan arasına hapsetmeye çalışan ve onu yönetim ve hukuk gibi alanlarda soyutlayan felsefi görüşün adıdır.
Bu felsefeye göre dini alanla dünyevi alan birbirinden ayrıdır ve din alanının dünyevi alana müdahalesi kabul edilemez. İslam'da ise din ve dünya işi ayrımı yoktur.
Bu konu üzerine iyi düşünün.
@Kitapdf
Günümüzde Müslümanların mücadele etmesi gereken en sapkın felsefe Sekülerizm felsefesidir. Şöyle ki sekülerizm ve din esasında taban tabana zıttır. Burada dinden kastımız Peygamberlerin getirdiği din olduğunu hatırlatmakta fayda vardır.
Sekülerizmin hak dinle çelişmediğini, dine asla karışmadığını hele ki samimi dindarlara ilişmediğini iddia edenler ise ya dini bilmiyorlar, ya Sekülerizmi bilmiyorlar, ya da bilerek münafıklık yapıyorlar.
Sekülerizm'i destekleyenler Allah'la barışık bir düzeni istemeyenlerdir. Çünkü Peygamberlerin getirdiği öğretide "dini hayatın merkezine koyma" ve "din merkezli düşünme" esası vardır. Sekülerizmde ise dini bir kenara fırlatma düşüncesi ön plandadır.
Peygamberler dinin şekil verdiği bir dünyayı inşa etmeye çalışırken, sekülerizmin savunucuları ise dinden soyutlanmış bir dünya tasavvur ederler.
Sekülerizm, Yüce Allah'ı hayatın her alanında dışlamayı hedefleyen, dini Allah'la vicdan arasına hapsetmeye çalışan ve onu yönetim ve hukuk gibi alanlarda soyutlayan felsefi görüşün adıdır.
Bu felsefeye göre dini alanla dünyevi alan birbirinden ayrıdır ve din alanının dünyevi alana müdahalesi kabul edilemez. İslam'da ise din ve dünya işi ayrımı yoktur.
Bu konu üzerine iyi düşünün.
@Kitapdf
👍16❤4
Dinsizliğin de bir din olduğu müşriklere hitap eden: "Lekum dinikum veliyedin" ayetinden anlaşılmaktadır. Bunda göre Hak dinin karşısında duran her türlü oldu aslında bir çeşit dindir. Bu bilgiden yola çıkarak rahatlıkla şunu söyleyebiliriz: Sekülerizm'in İslam toplumundaki karşılığı İslam'ın yerine modernite dinini hakim kılma projesidir.
Sekülerizm siyasi bir proje olarak uygulandığı için, düzenin entelektüelleri de seküler mantığın dışına çıkamıyorlar. Hatta Belam sınıfı da aynı mantığı kullanıyor. Seküler bir toplum üretmek için canla başla çalışıyorlar. Belamlara örnek Diyaneti verebiliriz. Bu konu üzerine iyice düşünün. Allah başarı versin.
Laboratuvara girerken dini kapıda bırkma düşüncesi bilimsellik adına, düzen ve hukukla beraber sosyal hayata, ticarete, ekonomiye, iktisada İslam'ı karıştırmama düşüncesini de rasyonalizm adına aşılıyorlar. Çünkü laboratuvara İslam girerse ilmin her bir verisinin Allah'ın muhteşem yaratılış mucizesine hizmet edeceğini, iktisada ve ekonomiye İslam girerse o zaman da kapitalizmin yaşayamayacağını biliyorlar.
Hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah'ın hükmü, kanunları, Şeratı dururken, aciz, akılı kıt, zalim, aç gözlü azınlığın yani siyasilerin miliyarlarca insanın üzerinde hakimiyet kurmalarına, insanları köleleştirmelerine ve sömürmelerine nasıl razı olunabilir?! Bunu anlamak gerçekten zor.
@Kitapdf
Sekülerizm siyasi bir proje olarak uygulandığı için, düzenin entelektüelleri de seküler mantığın dışına çıkamıyorlar. Hatta Belam sınıfı da aynı mantığı kullanıyor. Seküler bir toplum üretmek için canla başla çalışıyorlar. Belamlara örnek Diyaneti verebiliriz. Bu konu üzerine iyice düşünün. Allah başarı versin.
Laboratuvara girerken dini kapıda bırkma düşüncesi bilimsellik adına, düzen ve hukukla beraber sosyal hayata, ticarete, ekonomiye, iktisada İslam'ı karıştırmama düşüncesini de rasyonalizm adına aşılıyorlar. Çünkü laboratuvara İslam girerse ilmin her bir verisinin Allah'ın muhteşem yaratılış mucizesine hizmet edeceğini, iktisada ve ekonomiye İslam girerse o zaman da kapitalizmin yaşayamayacağını biliyorlar.
Hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah'ın hükmü, kanunları, Şeratı dururken, aciz, akılı kıt, zalim, aç gözlü azınlığın yani siyasilerin miliyarlarca insanın üzerinde hakimiyet kurmalarına, insanları köleleştirmelerine ve sömürmelerine nasıl razı olunabilir?! Bunu anlamak gerçekten zor.
@Kitapdf
👍13❤3
Daha bir asır önce dindarlar demokrasiye yaklaşırken diğer batı menşeli kavramlara yaklaştıkları gibi şüpheyle yaklaşıyorlardı. Aynı tavrı "laiklik" kavramına karşı da gösteriyorlardı. Daha sonraki dönemlerde dindar profili zamanla değişti ve dindarlar: "Laiklikle aram iyi değil ama demokrasi güzel(!) bir şeyldir" demeye başladılar. Bugün ise dindarlar laiklikle de barıştılar ve "demokrasi de bizim, laiklik de bizim" deme noktasına geldiler.
Aslında bu süreç cumhuriyetin kurluşuyla başlayan bir süreç değildir. Tarihe baktığımızda Fatih Sultan Mehmedin aldığı kararlarla başlayan bir süreçtir. Konu üzamasın diye şimdilik bu konuya girmiyoruz.
Bu kavramlara sahip çıkmak bir bakıma dindar entelektüellerin de işine geliyordu çünkü ancak o sayede düzen kendilerine bir paye vermeyi kabul ediyordu. Yani "sözü dinlenir, kitapları okunur, gerektiğinde danışılır" olabilmek için bu terimlere sahip çıkmak bir ön şarttı. Dindar entelektüeller en zayıf yerlerinden yakalanmış, itibar ve şöhret uğruna bu batıl dinin kabulu için çalışmaya başlamışlardı.
Kuşkusuz ki dini ilimlerle uğraşanların bu demokrası ve laikliğe sahip çıkması demek, bu terimlerin camiye kadar girmesi anlamına gelmektedir.
Yani mesele eski bir politikacının dediği gibi mihraptan çözülmüş, insanlar hutbe ve vaazlarla demokrasi ve laikliğe ısındırılmıştır. Zaten böyle olmasaydı Diyanet işleri başkanlığı gibi dev bir kurumun bu düzen içerisinde varlığını sürdürmesi mümkün değildir.
Bu sadece diyaneti kapsamamaktadır. Sözde İslami bir söyleme sahip olan partileri de kapsamaktadır. Ahireti satmadan bu sistemde yer almak imkansızdır.
Bu tür İslam dışı sistemleri benimsemiş olarak Allah'ın huzuruna çıkmak istemeyenler bu meseleleri iyice düşünmelidir. Başarı veren ve hidayete ulaştıran Hakimler hakimi olan Yüce Allahtır.
@Kitapdf
Aslında bu süreç cumhuriyetin kurluşuyla başlayan bir süreç değildir. Tarihe baktığımızda Fatih Sultan Mehmedin aldığı kararlarla başlayan bir süreçtir. Konu üzamasın diye şimdilik bu konuya girmiyoruz.
Bu kavramlara sahip çıkmak bir bakıma dindar entelektüellerin de işine geliyordu çünkü ancak o sayede düzen kendilerine bir paye vermeyi kabul ediyordu. Yani "sözü dinlenir, kitapları okunur, gerektiğinde danışılır" olabilmek için bu terimlere sahip çıkmak bir ön şarttı. Dindar entelektüeller en zayıf yerlerinden yakalanmış, itibar ve şöhret uğruna bu batıl dinin kabulu için çalışmaya başlamışlardı.
Kuşkusuz ki dini ilimlerle uğraşanların bu demokrası ve laikliğe sahip çıkması demek, bu terimlerin camiye kadar girmesi anlamına gelmektedir.
Yani mesele eski bir politikacının dediği gibi mihraptan çözülmüş, insanlar hutbe ve vaazlarla demokrasi ve laikliğe ısındırılmıştır. Zaten böyle olmasaydı Diyanet işleri başkanlığı gibi dev bir kurumun bu düzen içerisinde varlığını sürdürmesi mümkün değildir.
Bu sadece diyaneti kapsamamaktadır. Sözde İslami bir söyleme sahip olan partileri de kapsamaktadır. Ahireti satmadan bu sistemde yer almak imkansızdır.
Bu tür İslam dışı sistemleri benimsemiş olarak Allah'ın huzuruna çıkmak istemeyenler bu meseleleri iyice düşünmelidir. Başarı veren ve hidayete ulaştıran Hakimler hakimi olan Yüce Allahtır.
@Kitapdf
👍13❤4
Bir şeyin "hak" mı "batıl" mı olduğunu tespit ederken bizim elimizdeki yeğane ölçütümüz Kur'an ve Sünnettir. Falanca kişi demokrasi terimine sahip çıkıyor diye veya insanların çoğu bu terimi benimsiyor diye bu terim hakkında müspet düşünmemiz gerekmez. Farz edelim ki bu terim hakkında olumlu düşünmeyen sadece bir kişi olsun; o da ben olayım... Bunun ne önemi vardır? Bu durum, onun İslam'a uygun bir terim olup olmadığı ile ilgili bize bir fikir verebilir mi? İslam'a uygunluğun kıstası, insanların ona teveccühü veya bir şeyi tutup yüceltmeleri midir? Yoksa o şeyin değişmez dini buyruklara olan uygunluğu mudur?
Diğer taraftan; "Bu batıl dine yani demokrasiye sahip çıkmazsak bu ülkede hiçbir şey yapamayız" gibi yaklaşımların İslam açısından hiç bir kıymeti yoktur. Böyle bir bakış açısıyla meseleye yaklaşmak dini mezvularını sulandırılmasına sebep olur. Kuşkusuz biz bu konuda en doğru tespite ancak; "İslam'ın bu terime yani demokrasiye bakışı nasıldır?" sorusunu sorarak ulaşabiliriz. Bu soruyu sorabilenler "falan"ın ne söylediğini değil "Kur'an"ın ne söylediğini önemserler.
Demokrasinin İslam'a uygun bir terim olup olmadığını tespit edebilmemizin önündeki bir diğer engel ise beyinlerimizin felsefe artığı binlerce necis düşünce ile kirletilmiş olmasıdır. Zira "hakika" denen mefhum felsefecilerin, siyasilerin veya entelektüellerin söz cümbüşünde değil tüm sadeliğiyle AYET VE HADİSLERDEDİR. Çünkü entelektüel felsefi söylemlerin büyüsüne kapılmış ve asıl başvurmamız gereken kaynaklardan uzaklaşmış olan insanların İslami bir bakış açısıyla meseleye yaklaşmaları düşünülemez.
Terimlerin alt üst edilmesine dair şu örneği verebiliriz.
"Devlet tüm inanç guruplarına inançlarını yaşama hususuna eşit mesafededir. Laiklik budur."
Yine şöyle demiştir:
"Ben laikliği dinsizlik olarak kabul etmiyorum. Laikliği din karşıtlığı olarak kabul etmiyorum. Partimin programında laiklik tanımı şudur: 'Kişi laik olmaz, devlet laik olur. Bir müslüman(!) olarak laik bir devleti yönetirken bütün inaç gruplarına devlet eşit mesafede olur Müslümanada, hıristiyanda, müsevilerede, ateistlere de..." Bu sözler sözde İslami bir hassasiyete sahip olduğunu iddia eden R. T. Erdoğana aittir.
Bu sözler İslam'la çelişen sözlerdir bu sözler bizim bütün algılarımızı değiştirmeyi ve bize kendi sapkın fikirlerini algılama şeklini benimsettirmeyi hedefliyor.
Bütün bu terimler bizim anladığımız gibi değil kendi sapkın anlayışlarına daha doğrusu meseleleri ters yüz ettikleri gibi anlamamızı istiyorlar ki bu da bizim kimliğimizden uzaklaşmamız anlamına geliyor.
T.C Milli Eğitim Bakanlığına göre laikliğin tanımı şöyledir: "laiklik; devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil, akla ve bilime dayandırılmasıdır." Bu tanım her yerde böyledir. Hangi sözlüğe bakarsak bakalım. Bu durumda sonradan birileri çıkıp "bana göre" demesi manipülasyondan başka birşey değildir. Uyanık olun.
@Kitapdf
Diğer taraftan; "Bu batıl dine yani demokrasiye sahip çıkmazsak bu ülkede hiçbir şey yapamayız" gibi yaklaşımların İslam açısından hiç bir kıymeti yoktur. Böyle bir bakış açısıyla meseleye yaklaşmak dini mezvularını sulandırılmasına sebep olur. Kuşkusuz biz bu konuda en doğru tespite ancak; "İslam'ın bu terime yani demokrasiye bakışı nasıldır?" sorusunu sorarak ulaşabiliriz. Bu soruyu sorabilenler "falan"ın ne söylediğini değil "Kur'an"ın ne söylediğini önemserler.
Demokrasinin İslam'a uygun bir terim olup olmadığını tespit edebilmemizin önündeki bir diğer engel ise beyinlerimizin felsefe artığı binlerce necis düşünce ile kirletilmiş olmasıdır. Zira "hakika" denen mefhum felsefecilerin, siyasilerin veya entelektüellerin söz cümbüşünde değil tüm sadeliğiyle AYET VE HADİSLERDEDİR. Çünkü entelektüel felsefi söylemlerin büyüsüne kapılmış ve asıl başvurmamız gereken kaynaklardan uzaklaşmış olan insanların İslami bir bakış açısıyla meseleye yaklaşmaları düşünülemez.
Terimlerin alt üst edilmesine dair şu örneği verebiliriz.
"Devlet tüm inanç guruplarına inançlarını yaşama hususuna eşit mesafededir. Laiklik budur."
Yine şöyle demiştir:
"Ben laikliği dinsizlik olarak kabul etmiyorum. Laikliği din karşıtlığı olarak kabul etmiyorum. Partimin programında laiklik tanımı şudur: 'Kişi laik olmaz, devlet laik olur. Bir müslüman(!) olarak laik bir devleti yönetirken bütün inaç gruplarına devlet eşit mesafede olur Müslümanada, hıristiyanda, müsevilerede, ateistlere de..." Bu sözler sözde İslami bir hassasiyete sahip olduğunu iddia eden R. T. Erdoğana aittir.
Bu sözler İslam'la çelişen sözlerdir bu sözler bizim bütün algılarımızı değiştirmeyi ve bize kendi sapkın fikirlerini algılama şeklini benimsettirmeyi hedefliyor.
Bütün bu terimler bizim anladığımız gibi değil kendi sapkın anlayışlarına daha doğrusu meseleleri ters yüz ettikleri gibi anlamamızı istiyorlar ki bu da bizim kimliğimizden uzaklaşmamız anlamına geliyor.
T.C Milli Eğitim Bakanlığına göre laikliğin tanımı şöyledir: "laiklik; devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil, akla ve bilime dayandırılmasıdır." Bu tanım her yerde böyledir. Hangi sözlüğe bakarsak bakalım. Bu durumda sonradan birileri çıkıp "bana göre" demesi manipülasyondan başka birşey değildir. Uyanık olun.
@Kitapdf
👍19❤4🤔1
Niceleri vardır ki İslam adına bir şeyler yapmak için yola çıktıkları halde sonunda bir "demokrasi savaşçısı" olup çıkmışlardır. Bu da yetmezmiş gibi bu uğurda ölenlere "demokrasi şehitleri" kavramını ortaya atmışlardır. Bu da ilahlık taslamak, haddi aşmanın zirvesidir.
Bu ve benzeri kavramların peşine düşenler, asıl gayeden uzaklaşmış, batı menşeli bu kavramlara iyiden iyiye gönüllerini kaptırmış ve hatta bu kavramların peşinde bir ömür çürütmüş ve bu uğurda canlarını vermişlerdir.
Olan kandırılmış kitlelere oluyor. Müslümanın vatanı ancak Allah'ın yasaları ile yönetiliyorsa Müslümanın vatanı olur ve bu vatan uğruna can verilir. Aksi halde Mekke bile olsa cahiliye müşriklerinin yönetimi altına kaldığı sürece orası dahi terkedilir. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem'in yaptığı gibi. Bu beşeri sistemler maddi yönden insanları sömürdükleri gibi manevi yönden de sömürmektedirler.
Müslüman olduğunu söyleyen insanlar gizli bir ateizim hastalığına kapılmak istemiyorlarsa, Yüce Allah'ın Rab ismini yeniden düşünmeleri gerekir. Yüce Allah'a inandıklarını ve Onunla sevgiye dayalı özel bir ilişkilerinin olduğunu iddia edenler O'nun Kur'an'daki vasıflarından biri olan "Rab" oluşunu; yani O'nun kural, kanun koyucu, düzen verizi, nizam verici olduğunu görmezden geliyorlarsa, bu onların maalesef farkında olmadan şahısları ve hevalarını ilah edinme durumunda olduklarını gösterir. Bu da Yüce Allah'ın egemenlik alanını tanımamak anlamına geldiğinden, bir çeşit inançsızlık hastalığıdır daha açık bir ifadeyle büyük şirkin takendisidir. Mü'min ise Yüce Allah'ın "Rab" ismini inkar etmez. O'nu düzen koyan, nizam veren ve terbiye eden yegane İlah olarak kabul eder. Bununla birlikte diğer sahte kanun koyucuları isimleri ne olursa olsun hiç aldırmadan redder. La ilahe illallah'ın gereklerini yerine getirir. La ilahe - yani Allah dışında tüm sahte kanun koyucularını reddetmek, uzak durmak onları inkar etmek anlamına gelir. İLLALLAH sadece Tek olan ortağı olmayan yegane hüküm koyucu olan Allah'ı ve O'nun şerıatı olan İslamı benimser. İşte kurtuluş yolu budur. Ve bu uğurda ölenler şehittir. Elhamdulillah
@Kitapdf
Bu ve benzeri kavramların peşine düşenler, asıl gayeden uzaklaşmış, batı menşeli bu kavramlara iyiden iyiye gönüllerini kaptırmış ve hatta bu kavramların peşinde bir ömür çürütmüş ve bu uğurda canlarını vermişlerdir.
Olan kandırılmış kitlelere oluyor. Müslümanın vatanı ancak Allah'ın yasaları ile yönetiliyorsa Müslümanın vatanı olur ve bu vatan uğruna can verilir. Aksi halde Mekke bile olsa cahiliye müşriklerinin yönetimi altına kaldığı sürece orası dahi terkedilir. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem'in yaptığı gibi. Bu beşeri sistemler maddi yönden insanları sömürdükleri gibi manevi yönden de sömürmektedirler.
Müslüman olduğunu söyleyen insanlar gizli bir ateizim hastalığına kapılmak istemiyorlarsa, Yüce Allah'ın Rab ismini yeniden düşünmeleri gerekir. Yüce Allah'a inandıklarını ve Onunla sevgiye dayalı özel bir ilişkilerinin olduğunu iddia edenler O'nun Kur'an'daki vasıflarından biri olan "Rab" oluşunu; yani O'nun kural, kanun koyucu, düzen verizi, nizam verici olduğunu görmezden geliyorlarsa, bu onların maalesef farkında olmadan şahısları ve hevalarını ilah edinme durumunda olduklarını gösterir. Bu da Yüce Allah'ın egemenlik alanını tanımamak anlamına geldiğinden, bir çeşit inançsızlık hastalığıdır daha açık bir ifadeyle büyük şirkin takendisidir. Mü'min ise Yüce Allah'ın "Rab" ismini inkar etmez. O'nu düzen koyan, nizam veren ve terbiye eden yegane İlah olarak kabul eder. Bununla birlikte diğer sahte kanun koyucuları isimleri ne olursa olsun hiç aldırmadan redder. La ilahe illallah'ın gereklerini yerine getirir. La ilahe - yani Allah dışında tüm sahte kanun koyucularını reddetmek, uzak durmak onları inkar etmek anlamına gelir. İLLALLAH sadece Tek olan ortağı olmayan yegane hüküm koyucu olan Allah'ı ve O'nun şerıatı olan İslamı benimser. İşte kurtuluş yolu budur. Ve bu uğurda ölenler şehittir. Elhamdulillah
@Kitapdf
👍18❤4
Namazlarda ve gündelik yaşantıda defalarca söylediğimiz "Allah en büyüktür" zikrinin anlamı, hayatın her alanında Yüce Allah'ın dinini ve onun hükümlerini üstün tutmak demektir. Yok, bunu değil de modernitenin doğrularını veya menfi geleneğin törelerin doğrularını üstün tutuyorsak, başka bir ifade hevamızı ilah edinircesine kendi görüşlerimizi üstün tutuyor ve hak hukuk mevzularında İslam'ın prensiplerine arkamızı dönüyorsak bu "Allahu ekber"in anlamından gafil olduğumuzu gösterir.
"Allahu ekber" demek hayatın her alanında Tevhid bilincini üstün tutmak, Yüce Allah'ın ayetlerini, hükümlerini yani O'nun dinini büyük tutmak ve O'nu yüceltmek demektir.
Yüce Allah'ın hükmüne razı olmak demek dinin bütün ilkelerini benimsemek demektir. Seküler bir mantıkla ayetleri değerlendirip kafaya yatmayınca da onun anlamını çürük ideolojilere göre tevil etmek demek değildir. Veya hiç bu kadar uzağa gitmeyip "Müslüman'ım(!) ama İslam'ın şeri hükümlerini benimsemiyorum" veya "bunlar iyi güzel ama bu çağa hitap etmez(!)" demek değildir. Çünkü O'ndan razı olmak O'nun hükümleri ile barışık olmak ve kendi aklımızdan çok Kur'an hükümlerine güvenmek demektir.
@Kitapdf
"Allahu ekber" demek hayatın her alanında Tevhid bilincini üstün tutmak, Yüce Allah'ın ayetlerini, hükümlerini yani O'nun dinini büyük tutmak ve O'nu yüceltmek demektir.
Yüce Allah'ın hükmüne razı olmak demek dinin bütün ilkelerini benimsemek demektir. Seküler bir mantıkla ayetleri değerlendirip kafaya yatmayınca da onun anlamını çürük ideolojilere göre tevil etmek demek değildir. Veya hiç bu kadar uzağa gitmeyip "Müslüman'ım(!) ama İslam'ın şeri hükümlerini benimsemiyorum" veya "bunlar iyi güzel ama bu çağa hitap etmez(!)" demek değildir. Çünkü O'ndan razı olmak O'nun hükümleri ile barışık olmak ve kendi aklımızdan çok Kur'an hükümlerine güvenmek demektir.
@Kitapdf
👍19❤7
Tevhide Dair Önemli.pdf
106.1 KB
119. Muhammed b. Abdulvehhab - Rububiyyet, Uluhiyyet, İsim ve Sıfat Tevhidine Dair - Kulların Üzerine Vacip Olan Şeylerin İzahı
@Kitapdf
@Kitapdf
👍13❤5👎1
Kitaplarını paylaştığım alimlerden dolayı kanalı terkedenler neye sırt çevirdiklerini ve neyden kaçtıklarını bir bilseler...
Vallahi kanalı terketmeleri bize zarar vermez. Üye toplamak derdinde olduğumu düşünen olursa yanılıyor olacktır öyle bir şey olsa böyle zor bir işin içine girmez abuk subuk şeyler paylaşırdım gören gelirdi... Paylaşılan kitapları azınlığın okuduğunu da biliyorum yani tahmin ediyorum. Ancak bu yaratıklarda nasıl bir kin var ki dosyayı paylaşır paylaşmaz 15 20 kışı kanalı terkediyor... Desem ki okuma konusunda çok titizler halbuki Allah bilir nice sapığın, sözgelimi dünya klasikleri dedikleri sarhoşların kitaplarını okumaktalar yada en azından kültürlü görüneyim diye satın alıp kitaplığında sergiliyorlardır...
Ne var ki şu ayetin gerçekleştiğini görüyoruz:
"Böyle iken onlara ne oluyor ki adeta aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi öğütten yüz çevirip kaçıyorlar!" (Mudessir 49-51)
"Hayır! Aslında onlar ahiretten korkmuyorlar." (Mudessir 53)
@Kitapdf
Vallahi kanalı terketmeleri bize zarar vermez. Üye toplamak derdinde olduğumu düşünen olursa yanılıyor olacktır öyle bir şey olsa böyle zor bir işin içine girmez abuk subuk şeyler paylaşırdım gören gelirdi... Paylaşılan kitapları azınlığın okuduğunu da biliyorum yani tahmin ediyorum. Ancak bu yaratıklarda nasıl bir kin var ki dosyayı paylaşır paylaşmaz 15 20 kışı kanalı terkediyor... Desem ki okuma konusunda çok titizler halbuki Allah bilir nice sapığın, sözgelimi dünya klasikleri dedikleri sarhoşların kitaplarını okumaktalar yada en azından kültürlü görüneyim diye satın alıp kitaplığında sergiliyorlardır...
Ne var ki şu ayetin gerçekleştiğini görüyoruz:
"Böyle iken onlara ne oluyor ki adeta aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi öğütten yüz çevirip kaçıyorlar!" (Mudessir 49-51)
"Hayır! Aslında onlar ahiretten korkmuyorlar." (Mudessir 53)
@Kitapdf
👍41❤6👎6💯1
İnsanı tuzağa çekip fitneye düşürmeye çalışmak şeytanın işlerindendir. İnsanı tuzağa düşürmek için her şeyi yapmak ve insanın ayağını kaydırmayı başardıktan sonra karşısına geçip takvalıyı oynamak şeytanlaşmış insanların ahlakıdır. Böyle şeytanlaşmış insanların şerrinden Allah'a sığınırız.
@Kitapdf
@Kitapdf
👍23❤4
Forwarded from KİTAPDF
Kitabu't Tevhid.pdf
448.4 KB
117. Muhammed b. Abdulvehhab - Kitabu't Tevhid
Kendi nefsi için hayır uman herkesin okuması gereken kitap...
@Kitapdf
Kendi nefsi için hayır uman herkesin okuması gereken kitap...
@Kitapdf
👍13❤2👎1