Bir toplum düşünelim; bu toplumda İslami ve insani değerler el üstünde tutuluyorsa kuşkusuz o toplumda adil bir düzen var demektir. Bugün hukuk alanında İslami değerlerin dışlanması ve seküler hukuk anlayışının benimsenmesi sonucu, toplumsal hayatta "adalet" bir hayal haline gelimiştir.
Adalet kişilere haklarının verilmesi ile alakalı olduğuna göre şayet bir yerde adalet varsa orada can ve mal güvenliği hakkının da insanlara sağlanmış olması gerekir.
Bir ülkede insanların can ve mal güvenliği sağlanmamışsa, o ülkede adaletin tesis edildiği söylenemez. Cinayetler, tecavüzler, kapkaç, hırsızlık, narkotik suçlar ve diğer suçların zirve yaptığı bir yerde hangi adaletten bahsedilebilir ki?
İnsanlar adaleti, konforlu yaşamakta zannediyorlar aslında bu uyuşturulmuş bir toplumun düşüncesidir. Can ve mal güvenliği olmayan bir yerde güzel yaşam, mutluluk, huzur olmaz!
Böyle bir durumda ekonomi, alt yapı vs. gelişmiş olsa bile insanlar manevi yönden huzurlu olamadıktan sonra, herşey boş...
İslam ise herşeyden önce insana değer verir. Kur'an üzerine iyice düşünürsek bunu görürüz.
"Onlar hala cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir?" (Maide 50)
@Kitapdf
Adalet kişilere haklarının verilmesi ile alakalı olduğuna göre şayet bir yerde adalet varsa orada can ve mal güvenliği hakkının da insanlara sağlanmış olması gerekir.
Bir ülkede insanların can ve mal güvenliği sağlanmamışsa, o ülkede adaletin tesis edildiği söylenemez. Cinayetler, tecavüzler, kapkaç, hırsızlık, narkotik suçlar ve diğer suçların zirve yaptığı bir yerde hangi adaletten bahsedilebilir ki?
İnsanlar adaleti, konforlu yaşamakta zannediyorlar aslında bu uyuşturulmuş bir toplumun düşüncesidir. Can ve mal güvenliği olmayan bir yerde güzel yaşam, mutluluk, huzur olmaz!
Böyle bir durumda ekonomi, alt yapı vs. gelişmiş olsa bile insanlar manevi yönden huzurlu olamadıktan sonra, herşey boş...
İslam ise herşeyden önce insana değer verir. Kur'an üzerine iyice düşünürsek bunu görürüz.
"Onlar hala cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir?" (Maide 50)
@Kitapdf
❤15👍2
Peygamber kıssalarının anlatıldığı ayetleri incelediğimizde orada geçen kavimlerin tamamının Yüce Allah'a inandığını ancak bu inancın "Tevhid" değil "şirk" tarzında olduğunu görürüz. Cahiliye dönemindeki Arap müşriklerin inancı da yine bu şekildedir. Onlar ilahlık ve rablik vasıflarını Yüce Allah'tan başka varlıklara da atfederek inançlarına şirk karıştırmışlardır.
Kur'an'ı genel hatları ile incelediğimizde peygamber kıssalarından anlaşılan odur ki insanlığın sorunları ilk günden bugüne kadar esasında hep aynı eksendedir. Yani dünün insanı da bugünün insanı da inanç yönünden hep aynı zaaflara düşmüş ve dünden bugüne hep benzer hatalar işlemişlerdir.
İnsanlığın tarih içerisindeki seyrine baktığımzda, insanların peygamberlere inanan Muvahhidler ve onlara inanmayan kafirler olmak üzere iki grupta toplandığını görüyoruz. Bütün Peygamberler tebliğ vazifelerini ateist bir toplum üzerinde gerçekleştirmiş değillerdir. Tam tersi, Kur'an'da bildirilen bütün Peygamberler tebliğlerini Yüce Allah'a inanan topluluklara yapmışlardır. Nitekim cahiliye dönemindeki müşriklere "yeri ve göğü kim yarattı?" diye soruldugunda onların "Allah" cevabını verdikleri ayetlerde bildirilmektedir. (Zümer 38)
Cahiliye toplumunun problemi Yüce Allah'a inanmak veya inanmamak değildir. Onların asıl problemi "değer yargıları bütünü" ve "yaşam tarzı" anlamında dine inanmamalarıdır.
Cahiliye müşriklerinin her şeyi yaratanın Yüce Allah olduğundan bir şüpheleri yoktu. Tabiri caizse onlar seküler bir Allah inancına sahiptirler. Onlar hayatlarına nizam verecek olan hukuki ilkelerin ve yaşantıları düzenleyecek olan ahlaki ilkelerin kaynağının Yüce Allah olduğunu inkar ediyorlardı. Söz olarak belki Yüce Allah'a "Rabbim" diyorlardı ancak özde O'nu "Rab" olarak tanımıyorlardı. Bir anlamda yaşam tarzıyla "Allah kendi işine baksın bizim işlerimize karışmasın. Ahlak ve hukuk alanları O'nu ilgilendirmez" mesajı veriyorlardı.
"Hüküm yalnızca Allah'a aittir" (Yusuf 40)
"Ve O, hüküm ve yargısına kimseyi ortak etmez.” (Kehf 26)
Kim İslam’dan başka bir din arama çabası içine girerse, bilsin ki bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o ahirette ziyan edenlerden olacaktır. (Ali İmran 85)
@Kitapdf
Kur'an'ı genel hatları ile incelediğimizde peygamber kıssalarından anlaşılan odur ki insanlığın sorunları ilk günden bugüne kadar esasında hep aynı eksendedir. Yani dünün insanı da bugünün insanı da inanç yönünden hep aynı zaaflara düşmüş ve dünden bugüne hep benzer hatalar işlemişlerdir.
İnsanlığın tarih içerisindeki seyrine baktığımzda, insanların peygamberlere inanan Muvahhidler ve onlara inanmayan kafirler olmak üzere iki grupta toplandığını görüyoruz. Bütün Peygamberler tebliğ vazifelerini ateist bir toplum üzerinde gerçekleştirmiş değillerdir. Tam tersi, Kur'an'da bildirilen bütün Peygamberler tebliğlerini Yüce Allah'a inanan topluluklara yapmışlardır. Nitekim cahiliye dönemindeki müşriklere "yeri ve göğü kim yarattı?" diye soruldugunda onların "Allah" cevabını verdikleri ayetlerde bildirilmektedir. (Zümer 38)
Cahiliye toplumunun problemi Yüce Allah'a inanmak veya inanmamak değildir. Onların asıl problemi "değer yargıları bütünü" ve "yaşam tarzı" anlamında dine inanmamalarıdır.
Cahiliye müşriklerinin her şeyi yaratanın Yüce Allah olduğundan bir şüpheleri yoktu. Tabiri caizse onlar seküler bir Allah inancına sahiptirler. Onlar hayatlarına nizam verecek olan hukuki ilkelerin ve yaşantıları düzenleyecek olan ahlaki ilkelerin kaynağının Yüce Allah olduğunu inkar ediyorlardı. Söz olarak belki Yüce Allah'a "Rabbim" diyorlardı ancak özde O'nu "Rab" olarak tanımıyorlardı. Bir anlamda yaşam tarzıyla "Allah kendi işine baksın bizim işlerimize karışmasın. Ahlak ve hukuk alanları O'nu ilgilendirmez" mesajı veriyorlardı.
"Hüküm yalnızca Allah'a aittir" (Yusuf 40)
"Ve O, hüküm ve yargısına kimseyi ortak etmez.” (Kehf 26)
Kim İslam’dan başka bir din arama çabası içine girerse, bilsin ki bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o ahirette ziyan edenlerden olacaktır. (Ali İmran 85)
@Kitapdf
👍12
Forwarded from KİTAPDF
Şaban 1443.png
381.3 KB
Hazırladığım halde paylaşmayı unutmuşum... Recebin 29unda hilali gözetledik ancak göremedik. O yüzden 30'a tamamladık.
@Kitapdf
@Kitapdf
❤6👎2👍1
DUYURU
Hilal Göründü
Bizi Sünnete uygun Ramazana ulaştıran Allah'a hamd olsun.
اَللهُ أَكْبَرُ، اَللَّهُمَّ أَهِّلْهُ عَلَيْناَ بِاْلأَمْنِ وَاْلإِيماَنِ، وَالسَّلاَمَةِ وَالإِسْلاَمِ، وَالتَّوْفِيقِ لِماَ تُحِبُّ رَبَّناَ وَتَرْضَى، رَبُّناَ وَرَبُّكَ اللهُ
"Allah en büyüktür. Allahım! Bunu üzerimizde emniyet, iman, selamet, islam ve sevdiğin ve razı olduğun şeylerde başarı ayı kıl ey Rabbimiz. Ey Hilal! Benim ve senin Rabbin Allah'tır." Amin
@Kitapdf
Hilal Göründü
Bizi Sünnete uygun Ramazana ulaştıran Allah'a hamd olsun.
اَللهُ أَكْبَرُ، اَللَّهُمَّ أَهِّلْهُ عَلَيْناَ بِاْلأَمْنِ وَاْلإِيماَنِ، وَالسَّلاَمَةِ وَالإِسْلاَمِ، وَالتَّوْفِيقِ لِماَ تُحِبُّ رَبَّناَ وَتَرْضَى، رَبُّناَ وَرَبُّكَ اللهُ
"Allah en büyüktür. Allahım! Bunu üzerimizde emniyet, iman, selamet, islam ve sevdiğin ve razı olduğun şeylerde başarı ayı kıl ey Rabbimiz. Ey Hilal! Benim ve senin Rabbin Allah'tır." Amin
@Kitapdf
👍15🤔1
Kitabu't Tevhid.pdf
448.4 KB
117. Muhammed b. Abdulvehhab - Kitabu't Tevhid
Kendi nefsi için hayır uman herkesin okuması gereken kitap...
@Kitapdf
Kendi nefsi için hayır uman herkesin okuması gereken kitap...
@Kitapdf
❤18👍3
İnsanlığın tarih içerisindeki seyrine baktığımızda, insanların Peygamberlere inanan Muvahhidler ve onlara inanmayan kafirler olmak üzere iki grupta toplandığını görüyoruz. Bütün Peygamberler tebliğ vazifelerini ateist bir toplum üzerinde gerçekleştirmiş değillerdir. Tam tersi, Kur'an'da bildirilen bütün Peygamberler tebliğlerini Yüce Allah'a inanan topluluklara yapmışlardır. Nitekim cahiliye dönemindeki müşriklere "yeri ve göğü kim yarattı?" diye sorulduğunda onların "Allah" cevabını verdikleri ayetlerde bildirilmektedir. Zümer 38. ayet bunlardan birtanesidir.
Cahiliye toplumunun problemi Yüce Allah'a inanmak veya inanmamak değildir. Onların asıl problemi "değer yargıları bütünü" ve "yaşam tarzı" anlamında dine inanmamalarıdır. Yüce Alla'tan başka rabler edinerek bu değer yargılarını onlardan almalarıdır...
Cahilye müşriklerinin her şeyi yaratanın Yüce Allah olduğundan bir şüpheleri yoktu. Tabiri caizse onlar seküler bir Allah inancına sahiptiler. Onlar hayatlarına nizam verecek olan hukuki ilkelerin ve yaşantılarını düzenleyecek olan ahlaki ilkeleri kaynağının Yüce Allah olduğunu inkar ediyorlardı. Söz olarak belki Yüce Allah'a "Rabbim" diyorlardı anca özde O'nu "Rab" olarak tanımıyorlardı, O'nun "Rab" oluşunu davranışlarıyla doğrulamıyorlardı. Bir anlamda yaşam tarzlarıyla "Allah kendi işine baksın bizim işlerimize karşışmasın. Ahlak ve hukuk alanları O'nu ilgilendirmez" mesajı veriyorlardı. Ebu Leheb'in, Ebu Cehil'in ve diğer müşriklerin problemi de zaten bu ilkeler ileydi. Aynı bu zamanın insanları gibi. Yaratan Allah peki yöneten kim? Yaratan kimse yönetim de O'na aittir. Hamd Alemlerin Rabbi ve Hakimi olan Allah'adır.
@Kitapdf
Cahiliye toplumunun problemi Yüce Allah'a inanmak veya inanmamak değildir. Onların asıl problemi "değer yargıları bütünü" ve "yaşam tarzı" anlamında dine inanmamalarıdır. Yüce Alla'tan başka rabler edinerek bu değer yargılarını onlardan almalarıdır...
Cahilye müşriklerinin her şeyi yaratanın Yüce Allah olduğundan bir şüpheleri yoktu. Tabiri caizse onlar seküler bir Allah inancına sahiptiler. Onlar hayatlarına nizam verecek olan hukuki ilkelerin ve yaşantılarını düzenleyecek olan ahlaki ilkeleri kaynağının Yüce Allah olduğunu inkar ediyorlardı. Söz olarak belki Yüce Allah'a "Rabbim" diyorlardı anca özde O'nu "Rab" olarak tanımıyorlardı, O'nun "Rab" oluşunu davranışlarıyla doğrulamıyorlardı. Bir anlamda yaşam tarzlarıyla "Allah kendi işine baksın bizim işlerimize karşışmasın. Ahlak ve hukuk alanları O'nu ilgilendirmez" mesajı veriyorlardı. Ebu Leheb'in, Ebu Cehil'in ve diğer müşriklerin problemi de zaten bu ilkeler ileydi. Aynı bu zamanın insanları gibi. Yaratan Allah peki yöneten kim? Yaratan kimse yönetim de O'na aittir. Hamd Alemlerin Rabbi ve Hakimi olan Allah'adır.
@Kitapdf
👍19❤3
Batıl dinlerle mücadele etmek Allah'ın bir emri ve Peygamberlerin de en önemli sünnetlerinden birisidir. Bundan dolayıdır ki Peygamberlerin takipçileri, aynı mücadeleleri vermişlerdir. Ebu Bekir radiyallahu anh hangi şuurdan dolayı Müseyleme ile mücadele etmişse İslam alimleri de aynı şuurdan dolayı sapkın felsefelerle mücadele etmişlerdir.
Günümüzde Müslümanların mücadele etmesi gereken en sapkın felsefe Sekülerizm felsefesidir. Şöyle ki sekülerizm ve din esasında taban tabana zıttır. Burada dinden kastımız Peygamberlerin getirdiği din olduğunu hatırlatmakta fayda vardır.
Sekülerizmin hak dinle çelişmediğini, dine asla karışmadığını hele ki samimi dindarlara ilişmediğini iddia edenler ise ya dini bilmiyorlar, ya Sekülerizmi bilmiyorlar, ya da bilerek münafıklık yapıyorlar.
Sekülerizm'i destekleyenler Allah'la barışık bir düzeni istemeyenlerdir. Çünkü Peygamberlerin getirdiği öğretide "dini hayatın merkezine koyma" ve "din merkezli düşünme" esası vardır. Sekülerizmde ise dini bir kenara fırlatma düşüncesi ön plandadır.
Peygamberler dinin şekil verdiği bir dünyayı inşa etmeye çalışırken, sekülerizmin savunucuları ise dinden soyutlanmış bir dünya tasavvur ederler.
Sekülerizm, Yüce Allah'ı hayatın her alanında dışlamayı hedefleyen, dini Allah'la vicdan arasına hapsetmeye çalışan ve onu yönetim ve hukuk gibi alanlarda soyutlayan felsefi görüşün adıdır.
Bu felsefeye göre dini alanla dünyevi alan birbirinden ayrıdır ve din alanının dünyevi alana müdahalesi kabul edilemez. İslam'da ise din ve dünya işi ayrımı yoktur.
Bu konu üzerine iyi düşünün.
@Kitapdf
Günümüzde Müslümanların mücadele etmesi gereken en sapkın felsefe Sekülerizm felsefesidir. Şöyle ki sekülerizm ve din esasında taban tabana zıttır. Burada dinden kastımız Peygamberlerin getirdiği din olduğunu hatırlatmakta fayda vardır.
Sekülerizmin hak dinle çelişmediğini, dine asla karışmadığını hele ki samimi dindarlara ilişmediğini iddia edenler ise ya dini bilmiyorlar, ya Sekülerizmi bilmiyorlar, ya da bilerek münafıklık yapıyorlar.
Sekülerizm'i destekleyenler Allah'la barışık bir düzeni istemeyenlerdir. Çünkü Peygamberlerin getirdiği öğretide "dini hayatın merkezine koyma" ve "din merkezli düşünme" esası vardır. Sekülerizmde ise dini bir kenara fırlatma düşüncesi ön plandadır.
Peygamberler dinin şekil verdiği bir dünyayı inşa etmeye çalışırken, sekülerizmin savunucuları ise dinden soyutlanmış bir dünya tasavvur ederler.
Sekülerizm, Yüce Allah'ı hayatın her alanında dışlamayı hedefleyen, dini Allah'la vicdan arasına hapsetmeye çalışan ve onu yönetim ve hukuk gibi alanlarda soyutlayan felsefi görüşün adıdır.
Bu felsefeye göre dini alanla dünyevi alan birbirinden ayrıdır ve din alanının dünyevi alana müdahalesi kabul edilemez. İslam'da ise din ve dünya işi ayrımı yoktur.
Bu konu üzerine iyi düşünün.
@Kitapdf
👍16❤4
Dinsizliğin de bir din olduğu müşriklere hitap eden: "Lekum dinikum veliyedin" ayetinden anlaşılmaktadır. Bunda göre Hak dinin karşısında duran her türlü oldu aslında bir çeşit dindir. Bu bilgiden yola çıkarak rahatlıkla şunu söyleyebiliriz: Sekülerizm'in İslam toplumundaki karşılığı İslam'ın yerine modernite dinini hakim kılma projesidir.
Sekülerizm siyasi bir proje olarak uygulandığı için, düzenin entelektüelleri de seküler mantığın dışına çıkamıyorlar. Hatta Belam sınıfı da aynı mantığı kullanıyor. Seküler bir toplum üretmek için canla başla çalışıyorlar. Belamlara örnek Diyaneti verebiliriz. Bu konu üzerine iyice düşünün. Allah başarı versin.
Laboratuvara girerken dini kapıda bırkma düşüncesi bilimsellik adına, düzen ve hukukla beraber sosyal hayata, ticarete, ekonomiye, iktisada İslam'ı karıştırmama düşüncesini de rasyonalizm adına aşılıyorlar. Çünkü laboratuvara İslam girerse ilmin her bir verisinin Allah'ın muhteşem yaratılış mucizesine hizmet edeceğini, iktisada ve ekonomiye İslam girerse o zaman da kapitalizmin yaşayamayacağını biliyorlar.
Hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah'ın hükmü, kanunları, Şeratı dururken, aciz, akılı kıt, zalim, aç gözlü azınlığın yani siyasilerin miliyarlarca insanın üzerinde hakimiyet kurmalarına, insanları köleleştirmelerine ve sömürmelerine nasıl razı olunabilir?! Bunu anlamak gerçekten zor.
@Kitapdf
Sekülerizm siyasi bir proje olarak uygulandığı için, düzenin entelektüelleri de seküler mantığın dışına çıkamıyorlar. Hatta Belam sınıfı da aynı mantığı kullanıyor. Seküler bir toplum üretmek için canla başla çalışıyorlar. Belamlara örnek Diyaneti verebiliriz. Bu konu üzerine iyice düşünün. Allah başarı versin.
Laboratuvara girerken dini kapıda bırkma düşüncesi bilimsellik adına, düzen ve hukukla beraber sosyal hayata, ticarete, ekonomiye, iktisada İslam'ı karıştırmama düşüncesini de rasyonalizm adına aşılıyorlar. Çünkü laboratuvara İslam girerse ilmin her bir verisinin Allah'ın muhteşem yaratılış mucizesine hizmet edeceğini, iktisada ve ekonomiye İslam girerse o zaman da kapitalizmin yaşayamayacağını biliyorlar.
Hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah'ın hükmü, kanunları, Şeratı dururken, aciz, akılı kıt, zalim, aç gözlü azınlığın yani siyasilerin miliyarlarca insanın üzerinde hakimiyet kurmalarına, insanları köleleştirmelerine ve sömürmelerine nasıl razı olunabilir?! Bunu anlamak gerçekten zor.
@Kitapdf
👍13❤3
Daha bir asır önce dindarlar demokrasiye yaklaşırken diğer batı menşeli kavramlara yaklaştıkları gibi şüpheyle yaklaşıyorlardı. Aynı tavrı "laiklik" kavramına karşı da gösteriyorlardı. Daha sonraki dönemlerde dindar profili zamanla değişti ve dindarlar: "Laiklikle aram iyi değil ama demokrasi güzel(!) bir şeyldir" demeye başladılar. Bugün ise dindarlar laiklikle de barıştılar ve "demokrasi de bizim, laiklik de bizim" deme noktasına geldiler.
Aslında bu süreç cumhuriyetin kurluşuyla başlayan bir süreç değildir. Tarihe baktığımızda Fatih Sultan Mehmedin aldığı kararlarla başlayan bir süreçtir. Konu üzamasın diye şimdilik bu konuya girmiyoruz.
Bu kavramlara sahip çıkmak bir bakıma dindar entelektüellerin de işine geliyordu çünkü ancak o sayede düzen kendilerine bir paye vermeyi kabul ediyordu. Yani "sözü dinlenir, kitapları okunur, gerektiğinde danışılır" olabilmek için bu terimlere sahip çıkmak bir ön şarttı. Dindar entelektüeller en zayıf yerlerinden yakalanmış, itibar ve şöhret uğruna bu batıl dinin kabulu için çalışmaya başlamışlardı.
Kuşkusuz ki dini ilimlerle uğraşanların bu demokrası ve laikliğe sahip çıkması demek, bu terimlerin camiye kadar girmesi anlamına gelmektedir.
Yani mesele eski bir politikacının dediği gibi mihraptan çözülmüş, insanlar hutbe ve vaazlarla demokrasi ve laikliğe ısındırılmıştır. Zaten böyle olmasaydı Diyanet işleri başkanlığı gibi dev bir kurumun bu düzen içerisinde varlığını sürdürmesi mümkün değildir.
Bu sadece diyaneti kapsamamaktadır. Sözde İslami bir söyleme sahip olan partileri de kapsamaktadır. Ahireti satmadan bu sistemde yer almak imkansızdır.
Bu tür İslam dışı sistemleri benimsemiş olarak Allah'ın huzuruna çıkmak istemeyenler bu meseleleri iyice düşünmelidir. Başarı veren ve hidayete ulaştıran Hakimler hakimi olan Yüce Allahtır.
@Kitapdf
Aslında bu süreç cumhuriyetin kurluşuyla başlayan bir süreç değildir. Tarihe baktığımızda Fatih Sultan Mehmedin aldığı kararlarla başlayan bir süreçtir. Konu üzamasın diye şimdilik bu konuya girmiyoruz.
Bu kavramlara sahip çıkmak bir bakıma dindar entelektüellerin de işine geliyordu çünkü ancak o sayede düzen kendilerine bir paye vermeyi kabul ediyordu. Yani "sözü dinlenir, kitapları okunur, gerektiğinde danışılır" olabilmek için bu terimlere sahip çıkmak bir ön şarttı. Dindar entelektüeller en zayıf yerlerinden yakalanmış, itibar ve şöhret uğruna bu batıl dinin kabulu için çalışmaya başlamışlardı.
Kuşkusuz ki dini ilimlerle uğraşanların bu demokrası ve laikliğe sahip çıkması demek, bu terimlerin camiye kadar girmesi anlamına gelmektedir.
Yani mesele eski bir politikacının dediği gibi mihraptan çözülmüş, insanlar hutbe ve vaazlarla demokrasi ve laikliğe ısındırılmıştır. Zaten böyle olmasaydı Diyanet işleri başkanlığı gibi dev bir kurumun bu düzen içerisinde varlığını sürdürmesi mümkün değildir.
Bu sadece diyaneti kapsamamaktadır. Sözde İslami bir söyleme sahip olan partileri de kapsamaktadır. Ahireti satmadan bu sistemde yer almak imkansızdır.
Bu tür İslam dışı sistemleri benimsemiş olarak Allah'ın huzuruna çıkmak istemeyenler bu meseleleri iyice düşünmelidir. Başarı veren ve hidayete ulaştıran Hakimler hakimi olan Yüce Allahtır.
@Kitapdf
👍13❤4
Bir şeyin "hak" mı "batıl" mı olduğunu tespit ederken bizim elimizdeki yeğane ölçütümüz Kur'an ve Sünnettir. Falanca kişi demokrasi terimine sahip çıkıyor diye veya insanların çoğu bu terimi benimsiyor diye bu terim hakkında müspet düşünmemiz gerekmez. Farz edelim ki bu terim hakkında olumlu düşünmeyen sadece bir kişi olsun; o da ben olayım... Bunun ne önemi vardır? Bu durum, onun İslam'a uygun bir terim olup olmadığı ile ilgili bize bir fikir verebilir mi? İslam'a uygunluğun kıstası, insanların ona teveccühü veya bir şeyi tutup yüceltmeleri midir? Yoksa o şeyin değişmez dini buyruklara olan uygunluğu mudur?
Diğer taraftan; "Bu batıl dine yani demokrasiye sahip çıkmazsak bu ülkede hiçbir şey yapamayız" gibi yaklaşımların İslam açısından hiç bir kıymeti yoktur. Böyle bir bakış açısıyla meseleye yaklaşmak dini mezvularını sulandırılmasına sebep olur. Kuşkusuz biz bu konuda en doğru tespite ancak; "İslam'ın bu terime yani demokrasiye bakışı nasıldır?" sorusunu sorarak ulaşabiliriz. Bu soruyu sorabilenler "falan"ın ne söylediğini değil "Kur'an"ın ne söylediğini önemserler.
Demokrasinin İslam'a uygun bir terim olup olmadığını tespit edebilmemizin önündeki bir diğer engel ise beyinlerimizin felsefe artığı binlerce necis düşünce ile kirletilmiş olmasıdır. Zira "hakika" denen mefhum felsefecilerin, siyasilerin veya entelektüellerin söz cümbüşünde değil tüm sadeliğiyle AYET VE HADİSLERDEDİR. Çünkü entelektüel felsefi söylemlerin büyüsüne kapılmış ve asıl başvurmamız gereken kaynaklardan uzaklaşmış olan insanların İslami bir bakış açısıyla meseleye yaklaşmaları düşünülemez.
Terimlerin alt üst edilmesine dair şu örneği verebiliriz.
"Devlet tüm inanç guruplarına inançlarını yaşama hususuna eşit mesafededir. Laiklik budur."
Yine şöyle demiştir:
"Ben laikliği dinsizlik olarak kabul etmiyorum. Laikliği din karşıtlığı olarak kabul etmiyorum. Partimin programında laiklik tanımı şudur: 'Kişi laik olmaz, devlet laik olur. Bir müslüman(!) olarak laik bir devleti yönetirken bütün inaç gruplarına devlet eşit mesafede olur Müslümanada, hıristiyanda, müsevilerede, ateistlere de..." Bu sözler sözde İslami bir hassasiyete sahip olduğunu iddia eden R. T. Erdoğana aittir.
Bu sözler İslam'la çelişen sözlerdir bu sözler bizim bütün algılarımızı değiştirmeyi ve bize kendi sapkın fikirlerini algılama şeklini benimsettirmeyi hedefliyor.
Bütün bu terimler bizim anladığımız gibi değil kendi sapkın anlayışlarına daha doğrusu meseleleri ters yüz ettikleri gibi anlamamızı istiyorlar ki bu da bizim kimliğimizden uzaklaşmamız anlamına geliyor.
T.C Milli Eğitim Bakanlığına göre laikliğin tanımı şöyledir: "laiklik; devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil, akla ve bilime dayandırılmasıdır." Bu tanım her yerde böyledir. Hangi sözlüğe bakarsak bakalım. Bu durumda sonradan birileri çıkıp "bana göre" demesi manipülasyondan başka birşey değildir. Uyanık olun.
@Kitapdf
Diğer taraftan; "Bu batıl dine yani demokrasiye sahip çıkmazsak bu ülkede hiçbir şey yapamayız" gibi yaklaşımların İslam açısından hiç bir kıymeti yoktur. Böyle bir bakış açısıyla meseleye yaklaşmak dini mezvularını sulandırılmasına sebep olur. Kuşkusuz biz bu konuda en doğru tespite ancak; "İslam'ın bu terime yani demokrasiye bakışı nasıldır?" sorusunu sorarak ulaşabiliriz. Bu soruyu sorabilenler "falan"ın ne söylediğini değil "Kur'an"ın ne söylediğini önemserler.
Demokrasinin İslam'a uygun bir terim olup olmadığını tespit edebilmemizin önündeki bir diğer engel ise beyinlerimizin felsefe artığı binlerce necis düşünce ile kirletilmiş olmasıdır. Zira "hakika" denen mefhum felsefecilerin, siyasilerin veya entelektüellerin söz cümbüşünde değil tüm sadeliğiyle AYET VE HADİSLERDEDİR. Çünkü entelektüel felsefi söylemlerin büyüsüne kapılmış ve asıl başvurmamız gereken kaynaklardan uzaklaşmış olan insanların İslami bir bakış açısıyla meseleye yaklaşmaları düşünülemez.
Terimlerin alt üst edilmesine dair şu örneği verebiliriz.
"Devlet tüm inanç guruplarına inançlarını yaşama hususuna eşit mesafededir. Laiklik budur."
Yine şöyle demiştir:
"Ben laikliği dinsizlik olarak kabul etmiyorum. Laikliği din karşıtlığı olarak kabul etmiyorum. Partimin programında laiklik tanımı şudur: 'Kişi laik olmaz, devlet laik olur. Bir müslüman(!) olarak laik bir devleti yönetirken bütün inaç gruplarına devlet eşit mesafede olur Müslümanada, hıristiyanda, müsevilerede, ateistlere de..." Bu sözler sözde İslami bir hassasiyete sahip olduğunu iddia eden R. T. Erdoğana aittir.
Bu sözler İslam'la çelişen sözlerdir bu sözler bizim bütün algılarımızı değiştirmeyi ve bize kendi sapkın fikirlerini algılama şeklini benimsettirmeyi hedefliyor.
Bütün bu terimler bizim anladığımız gibi değil kendi sapkın anlayışlarına daha doğrusu meseleleri ters yüz ettikleri gibi anlamamızı istiyorlar ki bu da bizim kimliğimizden uzaklaşmamız anlamına geliyor.
T.C Milli Eğitim Bakanlığına göre laikliğin tanımı şöyledir: "laiklik; devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil, akla ve bilime dayandırılmasıdır." Bu tanım her yerde böyledir. Hangi sözlüğe bakarsak bakalım. Bu durumda sonradan birileri çıkıp "bana göre" demesi manipülasyondan başka birşey değildir. Uyanık olun.
@Kitapdf
👍19❤4🤔1